Sizinle yaşamamın yaşam tarzınızı etkilediğini düşünüyorum.I think my living with you has influenced your way of living.
Gülümseme tarzını seviyorum.I like the way you smile.
Söylediğinin doğru olduğunu kabul ediyorum ama onu söyleme tarzından hoşlanmıyorum.I admit that what you say is true, but I don't like the way you say it.
Kendi tarzınızla işinizi yapın.Do your work in your own way.
Bilim yaşam tarzımızı kurar.Science builds our lifestyle.
Öğretim tarzımın yanlış olduğunu düşünüyor musun?Do you think that my way of teaching is wrong?
Pekala, onu kendi tarzınla yap fakat başarısız olursan beni suçlama.All right, do it your own way, but don't blame me if you fail.
Tabii ki yaşam tarzımız Amerika'dan farklı.Of course our lifestyle is different from America.
Benim tarzım değil.It's not my cup of tea.
O mektupların tarzını karşılaştır.Compare the style of those letters.
O tam onun tarzı.That is just her way.
Kayalar Japon tarzı bahçede güzel biçimde düzenlendi.Rocks are beautifully arranged in the Japanese-style garden.
Bahçe Japon tarzında kuruldu.The garden is laid out in the Japanese style.
Bahçe, Japon tarzında tasarlandı.The garden is laid out in the Japanese style.
Kilise, Gothic tarzında inşâ edilmiş.The church is built in Gothic style.
Bu fikirler düşünme tarzımıza yabancı.Those ideas are alien to our way of thinking.
John kendi tarzıyla yapmazsa, sinirlenme eğilimindedir.John tends to get angry when he doesn't have his own way.
Jane yeni kıza hoş görünmek için tarzının dışına çıktı.Jane went out of her way to be nice to the new girl.
Sakura'nın konuşma tarzı beni sinirlendiriyor.Sakura's way of speaking gets on my nerves.
Onun bana davrandığı tarz budur.This is the way he treated me.
Bu tam yapılmasını istediğim tarz.This is just the way I like it done.
Bu Amerikan yaşam tarzıdır.This is the American way of life.
Bu kitap size Amerikan yaşam tarzı hakkında net bir fikir verecektir.This book will give you a clear idea of the American way of life.
Bu giyim tarzı Paris'te ortaya çıkmıştır.This style of costume originated in Paris.
Bu tarz pişirme Çin'e özgüdür.This style of cooking is peculiar to China.
Yazar güzel bir tarza sahip.The author has a beautiful style.
Bu tür müzik benim tarzım değil.This sort of music is not my cup of tea.
Genellikle balık pişirme tarzım budur.This is how I usually cook fish.
Klasik müzik benim tarzım değil.Classical music is not my cup of tea.
Kafeterya self-servis tarzı bir restorandır.A cafeteria is a self-service style restaurant.
Yazarın mükemmel bir tarzı var.The writer has an excellent style.
Yaşam tarzınıza dikkatle bir göz atın.Take a fresh look at your lifestyle.
Malaya peştemalı tarzı elbiseni seviyorum.I like your sarong style skirt.
Oh, bir ineği sağma tarzın bu mu?Oh, is that the way you milk a cow?
Tarz güzel, ama farklı bir renginiz var mı?The style is nice, but do you have it in a different color?
Son zamanlarda onun konuşma tarzına alıştım.I have recently become accustomed to his way of speaking.
Hoşlandığım şey onun konuşma tarzıdır.What I like is her way of talking.
Onu çözmek için kendi tarzım var.I have my own way of solving it.
Onun benimle konuşma tarzını beğenmiyorum.I don't like the way he speaks to me.
Sen benim tarzımı sevmiyorsan onu kendi tarzınla yap.Do it your own way if you don't like my way.
Benim doktorumun, hastalarına yaklaşım tarzı mükemmeldir.My doctor has an excellent bedside manner.
Ona gülme tarzını sevmiyorum.I don't like the way you laugh at her.
Gençliğimde pek çok kitap okudum; Kendi tarzımda bir bilimciyim.I read a lot of books in my youth; I am a scholar in my own way.
Onun konuşma tarzını sevmiyorum.I do not like the way he talks.
Onun soru sorma tarzına alışkınım.I am familiar with the way he asks questions.
Onun soru sorma tarzına aşinayım.I'm familiar with the way he asks questions.
Onun diğerlerine davranma tarzını sevmiyorum.I do not like the way he treats others.
Ben onun konuşma tarzını sevmiyorum.I don't like the way he talks.
Onun gülme tarzını sevmiyorum.I don't like the way she laughs.
Onun hareket tarzını sevmiyorum.I don't like her manner.
Batı tarzı bir otelde kalmak istiyorum.I'd like to stay in a Western-style hotel.
Farklı düşünme tarzlarımız var.We have different ways of thinking.
Onun canı bazen Japon tarzı yemek yemek istiyor.He sometimes feels like eating Japanese-style food.
Doğruyu söylemek gerekirse, onun konuşma tarzından hoşlanmadım.To tell the truth, I don't like his way of talking.
Bazı insanlar sıcak köriyi severler ama bu Jeff'in tarzı değil.Some people love hot curry, but it's not Jeff's cup of tea.
Kişinin yaşam tarzı, büyük ölçüde para ile belirlenir.One's lifestyle is largely determined by money.
Hayat her zaman gitmesini istediğimiz tarzda gitmez.Life doesn't always go the way we want it to.
Yaşam tarzların değiştirmek için insanları ikna etmek zordur.It is very difficult to persuade people to change their life style.
Büyükannem yaşam tarzını hiçbir zaman değiştirmedi.My grandmother never changed her style of living.
Bir kuş ötmesiyle ve bir insan konuşma tarzıyla tanınır.A bird is known by its song and a man by his way of talking.