Buna göre tam anlamıyla hareket ve sabit duruş söz konusu değildir.Kestävyyttä ja nopeuttakaan ei pidä missään nimessä unohtaa.
Palus (kelimenin tam anlamıyla "bataklık"), küçük bir ovadır.Η λέξη πλοκαμίδιο κυριολεκτικά σημαίνει "μικρό πλοκάμι".
Brezilya'da bu kuruyemişlere castanhas-do-pará (kelimenin tam anlamıyla "Pará kestanesi") adı verilir.I Brasilien kaldes nødderne for castanhas-do-Pará ("kastanjer fra Pará").
Fakat Lars bu seyahati tam anlamıyla planlamamıştı.Bu yüzden konser sona erdiğinde gidecek hiçbir yeri yoktu.Men den unge Lars havde ikke planlagt turen særlig godt og manglede et sted at bo efter koncerten.
1980 yılında oynadığı “Uçak!-Airplane!” ise, Nielsen’in kariyerinde tam anlamıyla bir dönüm noktası oldu.Nielsens birolle i Højt at flyve fra 1980 var et vendepunkt i hans karriere.
Kendi başına tam anlamıyla bir bariyer adası değildir.Selve øen er ikke fredet.
Tam anlamıyla çalışanın kuruma ve topluma olan katkısı sıfırlanıyor.På denne måde bliver familiernes og det civile samfunds rolle undermineret.
2011'de sona eren dizi ile oyunculuğa tam anlamıyla adım atmış oldu.Tidligere spillede han online hos Full Tilt Poker, som lukkede i 2011.
Fakat Lars bu seyahati tam anlamıyla planlamamıştı.Bu yüzden konser sona erdiğinde gidecek hiçbir yeri yoktu.Men Ulrich hadde ikke planlagt turen særlig godt, og ble forlatt uten noe sted å gå etter konserten.
Bu düşüşten uzun bir zaman sonra, kulüp hiçbir zaman tam anlamıyla düzlüğe çıkamadı.Så langt nede hadde klubben aldri vært.
Artık tam anlamıyla onun yerine geçmiştir.Han satt nå dypt forgjeldet.
Fakat bu sınıflandırmanın kapsamı tam anlamıyla yeterli değildir.Sakligheten i denne argumentasjonen er ikke altfor tung.
Brezilya'da bu kuruyemişlere castanhas-do-pará (kelimenin tam anlamıyla "Pará kestanesi") adı verilir.I Brasil kalles nøttene castanhas-do-Pará, som bokstavelig talt betyr: nøtter fra Pará.
Bunlardan bazıları tam bir bilimsel eser niteliği taşıyordu ve hepsi tam anlamıyla mükemmeldiler.Mange hadde stor praktisk nytteverdi, og alle var sanne.
Tam zamanlı modelliğe 2005'te başlamış, 2006'dan sonra ise tam anlamıyla bir eşyıldız olmuştur.Hun ble for alvor hektet da hun tok nybegynnerkurs i 2005, og har skutt aktivt siden 2006.
Sevinç içinde bulunduğu durumdan tam anlamıyla hoşnut olma duygusudur.Det eneste stedet hvor hun følte seg virkelig lykkelig.
2011'de sona eren dizi ile oyunculuğa tam anlamıyla adım atmış oldu.I 2011 lanserte hun talentkonkurransen Live to Dance.
İşte şarkı benim için tam anlamıyla bu.Jadi lagu ini sangat pribadi terhadap diriku.
Dolayısıyla, Esperantido kelimenin tam anlamıyla "Esperanto soyundan gelenler" anlamına gelir.Kata 'Esperanto' sendiri berarti "seseorang yang berharap" di dalam bahasa Esperanto.
Ancak görevini tam anlamıyla yerine getirmez.Tapi hal itu tidak menghalanginya untuk menyelesaikan tugas-tugasnya kapan pun ia bisa.
Bunlara rağmen, Seleukos Devleti tam anlamıyla yıkılmadı.Namun demikian, kekuasaan Seleukia tidak sama sekali tamat.
Hatta çoğu tam anlamıyla İsrail'e ait olduğunu da düşünmemektedir.Sayang sekali sebagian besar Israel tidak sungguh-sungguh menanggapi peringatan Allah ini.
Fakat İran tam anlamıylada İslamlaşmadı.Iran tidak kalah berpengaruh.
Somanathapura’daki Keşava tapınağının süslemeleri farklıdır ve tam anlamıyla Vaişnava süslemeleridir.Kuil Kesava di Somanathapura berbeda pada ormentasinya yang dengan keras adalah Waisnawa.
Bununla birlikte, sevkiyat tam anlamıyla bir fiyasko oldu.Namun, upaya pembebasan menjadi kacau.
Bu tam anlamıyla bir İngiltere Derbisidir.Ia adalah seorang pengacara yang dididik di Inggris.
Sanatçılık onun için tam anlamıyla bir idealdi.Menjadi seniman baginya adalah takdir.
Albüm, o günlerde tam anlamıyla patlamıştır.Album ini ternyata meledak.
Barış çok uzun sürmedi ve 58 yılında savaş tam anlamıyla başladı.Hòa bình không được lâu thì chiến tranh toàn diện nổ ra vào năm 58.
Bu yaşam tam anlamıyla özgür değildi.Hậu quả là, họ hoàn toàn không tự do.
Tam anlamıyla hacker değillerdir.Nhưng chúng không phải là quả hạch.
ABD'de ücretsiz sağlık hizmeti verilmemesini eleştirerek bunun "tam anlamıyla bir delilik" olduğunu söyledi.Cô còn thổ lộ việc thiếu điều kiện chăm sóc sức khỏe miễn phí tại Hoa Kỳ khiến cô "cực kỳ giận dữ".
Bununla birlikte, sevkiyat tam anlamıyla bir fiyasko oldu.Tuy nhiên cuối cùng, chuyến đi trở thành một thất bại đáng xấu hổ.
2. Aşama merceğin tam anlamıyla tasarımını içerir.Lập luận thứ hai hoàn toàn dựa trên thiết kế của chúng.
Kendi başına tam anlamıyla bir bariyer adası değildir.Đây hoàn toàn không phải là một đảo.
O, tam anlamıyla bu role uygundu." sözleriyle anlattı.Nó thuộc về bạn," ông nói vậy với quần chúng.
Odada tam anlamıyla yaşanıyormuş havası esmektedir.しかし部屋に空気のみちていることは知っている。
Fakat Malatesta tam anlamıyla bir haindi.ところがレナはなんと詐欺師であった。
Bedeni de yattığı yatakta, tam anlamıyla bir kan gölünün ortasında kalmıştı.彼の身体も、横になっていたベッドも、文字通り一塊の血糊となっていました。
Fakat İran tam anlamıylada İslamlaşmadı.かたや、イランはなにも与えてくれなかった。
Şarkı aylarında tam anlamıyla bir yaz hiti oldu.夏そのものを感じる軽快な曲。
Tam anlamıyla bir ileri bir geri koşturuyordum.一向のほうへ向かって走ってきた。
Hapishane artık düzenli ve tam anlamıyla yaşanılacak bir yere dönüşmüştür.区画整理が実施され、整然とした住宅街となっている。
İşte şarkı benim için tam anlamıyla bu.この曲は僕にとってそんな曲。
Ancak görevini tam anlamıyla yerine getirmez.しかし、その機能を完全に把握できているわけではない。
Ayrıca cephe gerisinde tam anlamıyla hava üstünlüğü sağlanmalıdır.ただし一方で、前後方向の空力性能を優先したために横風に弱いという評価もある。
Ancak sekiz gün sonra tam anlamıyla antrenmanlara başlayabilecekti.そして8ヵ月後、ようやく待望のルームメイトができることに。
ABD'de ücretsiz sağlık hizmeti verilmemesini eleştirerek bunun "tam anlamıyla bir delilik" olduğunu söyledi.她还表示,美国缺乏免费医疗把她“彻底搞疯”。
Kaçış ağı tam anlamıyla yeraltı ya da demiryolu değildi.逃亡网络不是字面意义上的地下或是铁路。
İşte şarkı benim için tam anlamıyla bu.這絕對不是我唱的意思。
Saray yetkilisi bebeği "Ufak ama tam anlamıyla sağlıklı bir arşidüşes" diye tarif etti.一位大臣是这样描述这个新生儿的:“一位娇小但完全健康的女大公。
Tam anlamıyla bir ileri bir geri koşturuyordum.目下極力奔走。
Soju (소주), kelimenin tam anlamıyla "yanan içki" anlamına gelir.소주라는 말은 태워서 만든 술이라는 뜻이다.
Buna karşılık baş gösteren ciddi konut sıkıntısı tam anlamıyla giderilemedi.고대 이래 줄곧 특수한 위치를 차지해 온 원운동의 중요성이 그렇게 쉽게 소멸될 수는 없었다.
Bunlardan bazıları tam bir bilimsel eser niteliği taşıyordu ve hepsi tam anlamıyla mükemmeldiler.이들 중 몇몇은 정식 논문들이며 모두 굉장히 훌륭한 것들이었다.
Fakat Amy bu işten pek hoşnut değildir tam anlamıyla bir ilişki yaşamak ister.하지만 란은 연애에 그다지 관심이 없는지라 정말 사귀고 있는지는 미지수.
Tam anlamıyla bir ileri bir geri koşturuyordum.대만도 한바퀴 돌아 근접비행했다.
Hayatını kurallardan oluşturmuş, sert ve tam anlamıyla bir profesyoneldir.군인 출신이어서 규칙에 엄격하고 고집스럽고 딱딱한 성격을 가졌다.
Fakat Malatesta tam anlamıyla bir haindi.ספק אם דהלאסאל אכן היה בוגד.
Soju (소주), kelimenin tam anlamıyla "yanan içki" anlamına gelir.פירושו המילולי של סוג'ו (燒酒) הוא "משקה שרוף".