Tabii ki her gelenekte farklıdır.Alle gevels zijn verschillend.
Ama görevinde tabii ki başarısız olmuştur.Zijn missie was mislukt.
Tabii ki buna Sasuke de dahildir.Dit is Sasuke wel gelukt.
Kendisine sadece kişisel muhafızı ve tabii ki Macrinus eşlik ediyordu.Hier stond hij onder hoede van begeleider en coach Jo Moerman.
Tabii ki bunu üst düzey subaylar içinde büyük çapta bir değişiklik izledi.Een grootschalige verandering van hoofdofficieren volgde.
Tabii bu doğru değildi."Het was er gewoon niet."
Tabii ki etde yerler ama fazla aramazlar.Ze gaan van boord, maar vinden weinig interessants.
Mağaranın tabii kemerli bir girişi vardır.In de voorgevel bevindt zich een verdiepte ingang.
İlçede tabii göl ve akarsu bulunmamaktadır.Het gaat dan dus niet om logies en ontbijt.
Yarışma tabii ki radyodan da naklen yayınlanacaktır.De wedstrijd wordt meestal rechtstreeks op de radio uitgezonden.
Tabii ki bu tarifnamede kullanılan x ve y eksenleri yönü isteğe bağlıdır.In welke vorm X en Y vrijkomen hangt af van het specifieke geval.
Eğer iki genç de beklerse, tabii ki buluşamayacaklardır.Wanneer de twee kinderen proberen te krijgen ontdekken ze dat dat nooit zal lukken.
Tabii oyuncular blöf de yapıyor olabilirler.Ook konden artiesten er live optreden.
Tabii ki, kimse ona ne olduğunu bilmemektedir.Niemand weet wat er met hen gebeurd is.
Çünkü tabii arka bahçesini kaybetmişti.Hij viel hun achterhoede aan.
İşte o anda ben sudaki balık kadar mutlu olurum tabii.In die tijd maakte men zich al net zo druk over overbevissing in de Noordzee als tegenwoordig.
Bu, tabii ki, tüm parçacık özellikleri için de geçerlidir.Dit geldt voor alle Splintersoorten te gelden.
Deli olduğunu ispatlamak için tabii.Die verklaarden hem ronduit voor krankzinnig.
Tabii Taker bu adamları birer birer dövdü.Butterfield heeft één slag voorsprong op hen.
Tabii uyandırıldığında film bize daha fazlasını vadediyor.Zijn motieven worden duidelijk naarmate de film vordert.
Tabii ki Lyon'da kalmak ve kariyerimi orada bitirmek istiyordum.Uiteindelijk is Wilkes naar Amerika gegaan om daar zijn carrière voort te zetten.
Ama tabii ki çok daha trajik şekilde ölecekti.Zijn dood kwam vrij plotseling.
Tabii başka zorluklarda vardır.Maar ze heeft nog andere problemen.
Bana biraz kahve yapabilirmisin, ister misin? - Tabii ki, tabii ki ...Vindt u het belangrijk dat u in de trein koffie kunt verkrijgen?
Tabii ki hiçbir girl band, Spice Girls'ün tahtını ele geçiremedi.De derde stroming zou samenvallen met het optreden van de Spice Girls.
Bu pek tabii idi.Dat is zeker.
Floransa'dan ve tabii ki Ponte Vecchio'dan geçer.Langs de Arno, tussen Uffizi en de Ponte Vecchio.
Bir çocuğun doğum günü olduğunda tabii ki kutlama yapılır.Als een kind jarig is, is er natuurlijk feest.
Çok çalışırsan, tabii ki geçersin.Als je hard werkt, ga je natuurlijk over.
Bunu burada olmayanlar için yapıyor ve özellikle tabii ki Syd için".Tak czy inaczej, robimy to dla każdego, kogo nie ma tu z nami, a częściowo, oczywiście, dla Syda".
İnsan, yeryüzünde Allah’ın temsilcisidir ve yaratılmış her şey insanın kullanımına tabii kılınmıştır.Allah zamierzał stworzyć najwyższą po sobie istotę – człowieka – z prochu ziemi.
Tabii ki idolüm Madonna.Madonna, właśc.
Artık daha kısık sesle şarkı söylüyorum... tabii ki bir kadına göre," dedi.Teraz śpiewam nisko... cóż, dla kobiety tak."
Tabii ki oyunda kralımız da yalnız değildir.W swojej przygodzie gracz nie pozostaje osamotniony.
Tabii uyandırıldığında film bize daha fazlasını vadediyor.Po zakończeniu filmu rozległy się owacje.
Tabii, bu tam da bizim istediğimiz şey.To jest dla mnie właśnie to.
Tabii bu doğru değildi."Ale to nieprawda".
Çoğu M1 tüfeği Amerikan askerlerine hizmet etmiştir, tabii ki bir kısmı da diğer ülkelere verilmiştir.Karabiny M1 znajdowały się przez wiele lat na uzbrojeniu armii, głównie sojuszników USA.
Tabii ki Lyon'da kalmak ve kariyerimi orada bitirmek istiyordum.W tym czasie zdecydował się osiedlić w Wiedniu i tam kontynuować swoją karierę.
Tabii ki yaklaşık olmak koşulu ile.Bliżej, niż się wydaje.
Tabii ki yetiştirmiştir.Wychowywał się w Ráztočno.
Tabii oyuncular blöf de yapıyor olabilirler.Gracze mogą w każdej chwili blefować.
Bu pek tabii idi.To niemal pewne!
Cam kırdı. (herhangi bir cam) Camı kırdı. (o camı tabii ki!)Okno się stłukło. ≈ Piłka stłukła okno.
Tabii ki fabrikanın işçileri de birer hedef olacaktır.Powstanie osiedla dla pracowników tejże fabryki stało się priorytetem.
Tabii bu beklenti kişinin beklentisinin ne düzeyde olduğu ile ilgilidir.Jeśli tak, to w jakim stopniu przewidywania te zgadzają się z faktami?
Tabii ki, kimse ona ne olduğunu bilmemektedir.Nikt nie wiedział, co się z nim stało.
Bulmaca: Tabii tarihle ilgili.Pałuki - historia.
Tabii ki bu hikâye yalnızca bir şehir efsanesiydi.Jest to jednak w całości miejska legenda.
Tabii ki Devlerin kraliçesi Thork (kılık değiştirmiş Loki) hariç.34), Królowa Czarnej Kałuży (odc.
Çünkü tabii arka bahçesini kaybetmişti.Cierpiał na zanik korowy tylny.
Tabii bunların bugüne kadar ulaşamayan çeşitleri de vardır.Istnieje także kilka propozycji, które nie zostały do tej pory wprowadzone w życie.
1964 yılında tabii senatörlükten istifa etti.W lutym 1946 ustąpił także ze stanowiska senatora.
Ama tabii ki çok daha trajik şekilde ölecekti.Wkrótce znów tragicznie ginie.
Tabii ki tam bir komedi olur.Występował jako komik.
Ama görevinde tabii ki başarısız olmuştur.Jego misja zakończyła się jednak niepowodzeniem.
Tabii, anlamak isteyene...Gdybym wtedy wiedział co robię...
(Mektupları postaladım tabii!)Radni piszą list! (pol.).
Tabii ki, yapı dönemin duygularını kısıtlı anlatımında klasik değildir.Na jego obrazach prawie nigdy nie brakuje elementów architektury.
Tabii ki de Kaiji'nin bu kadar büyük bir mevlayı ödeyecek parası yoktur.Karmelitom zabrakło funduszy na zrealizowanie tak dużego projektu.