tabi ile cümle

tabi kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Mağaranın tabii kemerli bir girişi vardır.Nesta cachoeira, há uma entrada secreta.
Türk Tabipleri Birliği de olayın ardından bir rapor hazırladı.A Associação dos Operadores Turísticos da Rússia divulgou a lista de passageiros um dia após o acidente.
Kredi miktarı Tüketici kredileri genellikle bir sınırlamaya tabidir.Os cuidados de apoio na residência são geralmente suficientes.
Kadın futbolu, kadınlar tarafından gerçekleştirilen futbol karşılaşmaları için kullanılan tabir.O futebol feminino é a modalidade do futebol praticado com equipes compostas somente por mulheres.
Hakimlerini tanımayı bırakmalıyız; onlar da sadece bizim hakimlerimize tabi olmalılar.Wij moeten erkenning van hun rechters terugtrekken; zij zouden alleen onze rechters moeten hebben.
Tufan Türenç (Hürriyet): “Tabiî ki bu bir muhtıradır.Daarop riep zij uit: "Dit is werkelijk een gouden dal!"
İnsan, yeryüzünde Allah’ın temsilcisidir ve yaratılmış her şey insanın kullanımına tabii kılınmıştır.(Dat betekent dat God als de schepper van de aarde en de mensen daar mee kan handelen naar Zijn goeddunken).
Erlking ve Billy Blind da zaman zaman goblin olarak tabir edilirler.De Erlkönig en Billy Blind worden soms goblin genoemd.
Tabii ki idolüm Madonna.CUR, Gouda.
Sonra herkes istediği sahaya geçer (tabi herkes kendi grubunun sahasına geçer).Hij pingelt overal tussendoor en komt waar hij wezen wil.
Emir etsin, yahut emre tâbi olsun bütün Mu sakinleri tek Tanrı'ya inanıyordu."Moet zich elk naar zijne overtuigingen of die van andere gedragen.'
Toryum tabiatta uranyumdan yaklaşık üç kat daha fazla bulunur.Thorium komt in de Aardkorst ongeveer driemaal zoveel voor als uranium.
Tabi ve hadım kuvvetleri ise vücudun çeşitli yerlerine dağılmış durumdadır.Zijn lichaam (dus zonder zijn hoofd) wordt in verschillende kerken vereerd.
Ben sadece beni yaratan sana tâbî olur, sana ibadet ederim" der.Dan kunnen zij voor Mij een heiligdom bouwen en zal Ik in hun midden wonen.'
Tabii ki oyunda kralımız da yalnız değildir.In het spel is het personage nooit alleen.
Tabii ki Dünya'nın tek liderleri olmak.Op dit gebied is het de wereldleider.
Tabi asıl hedefi Grammy'i kazanmaktı.Uiteindelijk wint alleen Tire Me de Grammy.
Tabi (足袋), geleneksel bir Japon çorabıdır.Tabi (足袋, Tabi) zijn traditionele Japanse sokken.
Tabii iyi bir nedeni var.Maar daar is een reden voor.
Zeatin tabii olarak meydana gelen ve bol miktarda bulunan serbest bir sitokinindir.De veelvraat is een forse, gespierde marterachtige.
Tabii ki tam bir komedi olur.In eerste instantie had het een komedie zullen worden.
Tabi başkan ile iyi bir dostta olur.Hij is goed bevriend met de president van de Verenigde Staten.
Bobby Wasabi'yi onun büyükbabası eğitmiştir, tabii kendisini de.Hij heeft karate geleerd van zijn grootvader, die ook Bobby Wasabi heeft getraind voor al zijn films.
Tabii ki yine yeşil gözleri vardır.Hij heeft groene ogen.
Ancak tabii ki bir yolu vardır.Er is maar een weg.
Tabii ki yaklaşık olmak koşulu ile.Op het nippertje ergens in slagen.
Onlar (putperestler) yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tâbi oluyorlar.En Wij zullen hun een overvloed van fruit en vlees schenken, volgens hun wensen.
Hükümet yetkilileri aynen diğer vatandaşlar gibi kanun hükümlerine tabidir.Overheidsambtenaren zijn onderworpen aan de wet, net als de anderen.
Bu onu çok sevindiriyor tabii ki.Dat maakt hem blij.
Aşere-i Mübeşşere tabirinin yanı sıra El-Mubeşşirûn bi'l-Cenneh tabiri de bu kişiler için kullanılmıştır.Voorbeeld: if {$y > 200} {set y 200} while Dit commando wordt gebruikt om een lus te maken.
Tabii ki her gelenekte farklıdır.Alle gevels zijn verschillend.
“Dang humması” tabiri 1828 sonrasına dek pek kullanılmıyordu.De term dengue werd pas algemeen gebruikt na 1828.
Ama görevinde tabii ki başarısız olmuştur.Zijn missie was mislukt.
Ayrıca Kale 15, 16 ve 18. yüzyıllarda onarıma tabi tutulmuştur.Het werd achtereenvolgens gerepareerd in de 15e, 16e en de 18e eeuw.
Tabi buna Helen de razıdır.Helen is dolgelukkig.
Tabii ki buna Sasuke de dahildir.Dit is Sasuke wel gelukt.
MS 560’ta Köktürklere tâbi olmuşlardır.560 tot zijn dood in ca.
Kendisine sadece kişisel muhafızı ve tabii ki Macrinus eşlik ediyordu.Hier stond hij onder hoede van begeleider en coach Jo Moerman.
Tabii ki bunu üst düzey subaylar içinde büyük çapta bir değişiklik izledi.Een grootschalige verandering van hoofdofficieren volgde.
Tabi bu teoriktir.Natuurlijk was dit slechts de theorie.
Tabii bu doğru değildi."Het was er gewoon niet."
Tabii ki etde yerler ama fazla aramazlar.Ze gaan van boord, maar vinden weinig interessants.
Eşik Bekçisi tabiri de kullanılır.Ze worden echter ook als waakhond gebruikt.
Mağaranın tabii kemerli bir girişi vardır.In de voorgevel bevindt zich een verdiepte ingang.
Tabi bu günümüze aktarıla bilen kayıtlar.Men ontdekt grottekeningen daterend uit deze tijd.
Büyük miktarda bilimsel araştırmaya tabi olmuştur.Er was veel indirect wetenschappelijk bewijs.
Yunan haçı diye tabir edilen haç her kolu eşit uzunlukta olan haçtır.Het Grieks kruis is een kruis met vier armen van gelijke lengte.
Tabiatı gereği rintmeşrep bir zât idi.Soms was de schuit voorzien van een (eenvoudige) tuigage.
Bu da İttihat ve Terakki Merkez-i Umumisi'ne tabi imiş.Daar begint immers de verplichting en dus de potentiële kasstroom.
İlçede tabii göl ve akarsu bulunmamaktadır.Het gaat dan dus niet om logies en ontbijt.
Tâbiîn (Arapça: تَابِعُونْ ‎; tâbiûn / tâbi olanlar), bir İslâm dinî terimi.Lichenoïd is afgeleid van lichen(-planus)-achtig.
Yarışma tabii ki radyodan da naklen yayınlanacaktır.De wedstrijd wordt meestal rechtstreeks op de radio uitgezonden.
Tabii ki bu tarifnamede kullanılan x ve y eksenleri yönü isteğe bağlıdır.In welke vorm X en Y vrijkomen hangt af van het specifieke geval.
Eğer iki genç de beklerse, tabii ki buluşamayacaklardır.Wanneer de twee kinderen proberen te krijgen ontdekken ze dat dat nooit zal lukken.
Tabii oyuncular blöf de yapıyor olabilirler.Ook konden artiesten er live optreden.
Kahinlik ve büyücülük cezaya tabi oldu.Alleen tovenarij en waarzeggerij bleven nog steeds strafbaar.
Bilgelik Sözü olarak tabir edilen kuralların, Tanrı tarafından Joseph Smith’e vahiyle bildirildiğine inanılır.De kennis van de ware profeet is identiek met de Wet van Mozes.
Özellikle Büyük Bunalım dönemleri, polisiye yazınında Altın Çağ diye tabir edilen dönemle kesişmektedir.Zij getuigden immers van eeuwenoude ongelijkheid waar gelijkheid het politieke programma was.
Tabii ki, kimse ona ne olduğunu bilmemektedir.Niemand weet wat er met hen gebeurd is.
İlhanlılar ve Celayirlilere tabi olmuştular.Zij waren geest- en zielsverwanten.

İlgili Sayfalar