"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Fru Medlock sagde, at jeg skulle bære tha 'morgenmad en' te en 'middag ind i th værelse siden af dette.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Gospa Medlock rekel, da sem za izvedbo "zajtrk" tha čaj "večerjo v th" sobo poleg tega.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."La señora Medlock dijo que iba a llevar a "un desayuno" tha té una 'cena en th' habitación junto a este.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Mevrouw Medlock zei dat ik was to tha 'het ontbijt een' dragen thee een 'diner in th' kamer naast deze.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Mrs. Medlock sagte, ich sei zu tha 'Frühstück ein' tragen Tee ein "Dinner in th 'Zimmer neben diesem.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Pani Medlock povedal, že som niesť THA "raňajkách" čaj "večeru do th 'miestnosti vedľa tohto.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Pani Medlock powiedział, że do przeprowadzenia "śniadanie" tha herbata "obiad w th" pokój obok tego.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Paní Medlock řekl, že jsem nést THA "snídani" čaj "večeři do th 'místnosti vedle tohoto.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Κα Medlock είπε ότι ήταν να μεταφέρει "πρωινό μια" tha τσάι ένα "δείπνο σε ου" δωμάτιο δίπλα σε αυτό.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Г-жа Medlock каза, е да се носят "закуска" Tha чай вечеря в стаята на ти " до това.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Миссис Medlock сказал, что я должен был провести "завтрак" тха чай "ужин в го" комната рядом с этим.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi Bunun yanında."Місіс Medlock сказав, що я повинен був провести "сніданок" тха чай "вечеря в го" кімната поряд з цим.
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi"Doamna Medlock spus că a fost de a carry "micul dejun o" tha ceai o "cina intr-lea" cameră
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi"부인 Medlock 내가 THA '아침 식사를'휴대 방 '일 저녁에 차를했다
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi"Rouva Medlock sanoivat minun tehdä THA "aamiainen" teetä päivällinen osaksi th huoneeseen
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dedi"גברת Medlock אמרו שאני לבצע "ארוחת בוקר" tha תה "ערב אל ה 'חדר
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dediالسيدة " وقال Medlock كنت لتنفيذ "إفطار تكون' ثا الشاي تكون 'وعشاء في ال' الغرفة
"Mrs. Medlock tha 'kahvaltı' taşımak 'inci içine akşam yemeği oda bir çay oldu dediこの隣にある。それは汝のための保育所になされている。
Muhtemelen oyunlarımızı mobil cihazlara taşımak dışında bir yol yoktu.Es gab vermutlich keine andere Möglichkeit, außer von unseren Spielen weg und hin zu mobilen Geräten zu gehen.
Muhtemelen oyunlarımızı mobil cihazlara taşımak dışında bir yol yoktu.저희 게임을 모바일 기기로 옮기는 것 외에 다른 방법이 없다고 생각한 것 같습니다
Muhtemelen oyunlarımızı mobil cihazlara taşımak dışında bir yol yoktu.Nakonec nebylo pravděpodobně jiné cesty, než se vydat s hrami směrem k mobilním zařízením.
Muhtemelen oyunlarımızı mobil cihazlara taşımak dışında bir yol yoktu.Nie było innego wyjścia, może poza przepisaniem naszych gier na urządzenia mobilne.
Muhtemelen oyunlarımızı mobil cihazlara taşımak dışında bir yol yoktu.Nous n'avions certainement pas d'autre choix, si ce n'est transférer tous nos jeux sur portable.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Chcę zawsze nosić w swoim sercu kluczowe słowo tych igrzysk -- pasję.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Chci mít navždy v srdci klíčové slovo olympijských her - vášeň.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Ich möchte den Kernbegriff der Olympischen Spiele für immer in meinem Herzen tragen - Leidenschaft.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Ik wil in mijn hart voor altijd het sleutelwoord van de Olympische Spelen dragen -- passie.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.I mit hjerte vil jeg altid bære nøgleordet for olympiaden, passion.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Jag vill alltid bära med mig, i hjärtat, nyckelordet från olympiaden - passion.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.저는 올림픽의 키워드를 가슴 속에 항상 간직하고 싶습니다. 열정.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Örökké a szívemben akarom őrizni az olimpia kulcsszavát: szenvedély.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Pour toujours, je veux garder dans mon coeur l'expression "passion" olympique.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Quero ter no coração para sempre a palavra-chave das Olimpíadas — paixão.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Quiero llevar en mi corazón para siempre la palabra clave de las Olimpiadas: pasión.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Tôi muốn giữ mãi trong trái tim mình điều quan trọng nhất về Olympics -- - đam mê.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Voglio portare per sempre nel cuore la parola chiave delle Olimpiadi -- passione.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Vo svojom srdci chcem navždy niesť kľúčové slovo tej olympiády -- vášeň.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Vreau sa port totdeauna in inima cuvantul cheie ai Olimpiadelor - pasiunea.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Θέλω να κρατήσω στην καρδιά μου για πάντα τη λέξη κλειδί των Ολυμπιακών: Πάθος.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Искам завинаги да нося в сърцето си ключовата дума на олимпийските игри - страст.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Я хочу всегда хранить в моем сердце главное слово Олимпиады - страсть.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.Я хочу назавжди нести у своєму серці ключове слово Олімпійських ігор - пристрасть.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.ברצוני לשאת בליבי לעד את מילת המפתח של האולימיפיאדה: תשוקה.
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.فإنني أرغب في أن أحمل في قلبي دائماً شعار هذه الأولمبياد الشغف والحب
Olimpiyatların özünü oluşturan o sözcüğü, tutkuyu hep kalbimde taşımak istiyorum.心に留めておきたいのです こんな情熱物語があります
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.이들은 1987년 마을을 옮겨야만 했는데요, 거대한 모래언덕이 마을을 집어삼키고 있었기 때문이죠.
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.Hanno dovuto spostare il villaggio nel 1987 perché una duna enorme rischiava di inghiottirlo.
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.Họ phải dời đi vào năm 1987 khi 1 cồn cát lớn có nguy cơ sẽ nuốt chửng ngôi làng.
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.Ils ont dû déplacer ce village en 1987 car une dune immense menaçait de l'avaler.
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.Mereka harus memindahkan desa ini di tahun 1987 karena terancam tertelan bukit pasir besar.
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.Musieli przesunąć całą wioskę w 1987 bo groziło jej pochłonięcie przez wielką wydmę.
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.Sie mussten das Dorf 1987 verlegen, da eine riesige Düne es zu verschlucken drohte.
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.Αναγκάστηκαν να μετακινήσουν αυτό το χωριό το 1987 καθώς μια τεράστια θίνη απείλησε να το καταπιεί.
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.הם היו חייבים להזיז את הכפר ב1987 מפני שדיונה עצומה איימה לבלוע אותו.
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.وجب عليهم أن يقوموا بنقل القرية في عام 1987 لأن كثب كبير كان خطيرًا لدرجة أنه كان بالإمكان أن يبتلع القرية
Onlar bu köyü 1987'de taşımak zorunda kaldılar, bu köyü yutacak devasa kum tepeleri tehditinden dolayı.彼らはここから移動しなくてはなりませんでした そこで家一つづつ、村全体が移動したのです
Onusırtında taşımak ister misin?Chcesz przynieść ją na plecach?
Onusırtında taşımak ister misin?Kamu mau menggendongnya dipunggungmu?
Onusırtında taşımak ister misin?Tu veux la porter sur ton dos ?
Onusırtında taşımak ister misin? Ya da kapıyı açmak ister misin?Vrei sa o cari in spatele tau? sau vrei sa deschizi usa?