Ana içeriğe geç
Sözlük

tüm ile cümle

tüm kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Size gerekli tüm bilgiyi sağlayacağım.I will provide you all the necessary information.
Tüm gün tenis oynadım.I played tennis all day.
Tüm çoraplar çok değerlidir.All socks are very precious.
Hoşça kal ve tüm balıklar için teşekkürler!So long, and thanks for all the fish!
Bu tılsım ile tüm şeytani ruhları defedebilirsin.With this talisman, you can ward off any and all evil spirits.
Politikacılar arasındaki tüm küçük çekişmelerden bıktım.I'm sick and tired of all the petty squabbling among politicians.
Tüm katkılar vergiden düşülebilir.All contributions are tax deductible.
Tüm zamanını Jabber'da çevrimiçi sohbet ederek geçirir.He spends all his time chatting online on Jabber.
Tüm tanrılar davranışlarından daha iyidir.All gods are better than their conduct.
Baraj inşaatı tüm ekosistemi tahrip eden yapay bir göl yarattı.The construction of the dam created an artificial lake that destroyed a whole ecosystem.
Emekli olur olmaz tüm zamanımı Tatoeba'ya ayıracağım.Once I retire, I will dedicate my whole time to Tatoeba.
ÇHS'ye göre, 18 yaşından küçük tüm insanlar çocuk olarak kabul edilir.According to the CRC, all people under 18 are considered to be children.
Tüm parasını har vurup harman savurdu.He blew all his money.
1918 yılında, pirinç fiyatından kaynaklanan ayaklanmalar tüm dünyada patlak verdi.In 1918, revolts due to the price of rice erupted all around the country.
Tüm ülkelerin plakaları farklıdır.All license number plates of all countries are different.
Kasaptan etteki tüm yağları kesmesini istedim.I asked the butcher to trim all the fat off of the meat.
Tüm bulaşıcı hastalıklar bulaşıcı değildir.Not all the infectious diseases are contagious.
Merhamet tüm ahlakın temelini oluşturmaktadır.Compassion is the basis of all morality.
Bir dahaki sefer tüm arkadaşlarını getir.Bring all your friends next time.
Mary'nin babası tüm parasını ona bıraktı.Mary's father left her all of his money.
Tüm işimi erken bitirdim.I finished all my work early.
Mary tüm vaktini çalışarak geçirdi.Mary spent all her time working.
Tek parça yapmak için tüm parçaları birleştirin.Combine all the parts to make one piece.
Ekoloji tüm çevremizde yaşayan şeylerle ilgili çalışmadır.Ecology is the study of living things all around us.
Çevrimiçi olarak, işletmeler tüm dünyaya ihracat yapabilirler.Online, businesses can export all over the world.
Bir Dünya haritası tüm ülkeleri gösterir.A world map shows all the countries.
Hemşire "Daha iyi olmak için tüm bu ilaçları almak zorundasın" dedi."You have to take all this medicine to get better," said the nurse.
Tüm apartmanlar doludur.All the apartments are occupied.
Tüm eleştirmenler yeni filmi öğdü.All the critics praised the new movie.
Bilgisayar tamiri tüm gün sürdü.The computer repair took all day.
Parkı temizlemek için tüm komşular birleşti.All the neighbors united to clean up the park.
O, yarışı birinci bitirdiğinde, tüm ülke için bir zaferdi.It was a victory for the whole country when he finished first in the race.
Birleşik Devletler tüm dünyaya buğday ihraç eder.The United States exports wheat all over the world.
Son parça tüm pastayı oluşturur.The final piece makes up the whole pie.
Evindeki tüm döşemeler ahşaptan yapılmıştır.All the floors in her house are made of wood.
Tüm kişisel eşyalarımı plastik bir torbaya koydum.I put all my belongings in a plastic bag.
Bir veri yapısının tüm bileşenleri varsayılan olarak herkese açıktır.All the elements of a data structure are public by default.
Benim için endişelenme; Cehennem tüm ilginç insanların gittiği yer.Don't worry about me; hell is where all the interesting people go.
O, tümüyle cümlelerle ilgilidir. Sözcüklerle değil.It's all about sentences. Not words.
Geceleyin çalışmayı neredeyse tüm işçiler reddetti.Almost all workers refused to work during the night.
Ensest, neredeyse tüm kültürlerde bir tabudur.Incest is a taboo found in almost all cultures.
Buraya giren tüm umutlarını kapıda bıraksın.Abandon hope, all ye who enter here.
O yüksek toplum partilerinin tümünde bir demirbaştır.She's a fixture at all the high-society parties.
O, tüm sınıf arkadaşları ile iyi geçinir.He's getting along well with all of his classmates.
Tüm Mısır halkını fakirleştirdiğinden dolayı neredeyse tüm dünya Hüsnü Mübarek'i kınıyor.Almost all the world condemns Hosni Mubarak because he made the Egyptian people poor.
Tüm satışlar sondur.All sales are final.
Ağacın üzerindeki tüm yapraklar sarardı.All the leaves on the tree have turned yellow.
Zamanın tüm yaraları iyileştirdiği söylenmektedir.It is said that time heals all the wounds.
31'e kadar olan tüm sayıları not ettim.I've written down all the numbers up to thirty-one.
Bu denklemin tüm kökleri negatif olduğundan stabildir.It's stable because all the roots of this equation are negative.
Mary odasına kapandı ve tüm pencereleri kapattı.Mary shut herself up in the room and closed all the windows.
Tüm Amerikalılar savaşı desteklemiyordu.Not all Americans supported the war.
Tüm delegeler, onu onaylamak için oy verdi.All the delegates voted to approve it.
1750'lere kadar Great Plains'in tüm kabilelerinin atları vardı.By the 1750s, all the tribes of the Great Plains had horses.
Başkan Lincoln bu belgelerin tüm beşini yazdı.President Lincoln wrote all five of these documents.
Ben tüm bu suçlamaları reddediyorum.I deny all those charges.
Tüm sekiz tutuklu suçlu bulundu.All eight prisoners were found guilty.
Bu vergiler tüm malların fiyatlarını yükseltti.These taxes raised the prices on all goods.
Clay Adams'ın tüm politikaları ile aynı fikirde değildi.Clay did not agree with all of Adams's policies.
On üçüncü yasa değişikliği tüm zenci köleleri serbest bıraktı.The Thirteenth Amendment freed all Negro slaves.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod