Şöhret bir isim etrafında toplanan tüm yanlış anlamaların toplamıdır.Fame is the sum of all misunderstandings that gather around a name.
Kılavuz kameranın tüm ayrıntılarını anlatmaktadır.The instruction manual describes all the particulars of the camera.
Tüm harfleri biliyor musun?Do you know all the letters?
Tom şimdiden tüm Avrupa başkentlerine gitti.Tom has already been to all European capital cities.
Mary, tüm erkeklerin Tom gibi olduğunu düşünüyordu.Mary thought that all men were like Tom.
Tüm renkler güzeldir.All colours are beautiful.
Onlar bu ülkede yaşayan tüm insanları korumalıdırlar.They must protect all the people who dwell in this country.
Hipofizin bir tümörü hipopituitarizmaya neden olabilir.A tumor of the hypophysis can cause hypopituitarism.
Hipofiz bezesinin bir tümörü hipopituitarizme neden olabilir.A tumor of the pituitary gland can cause hypopituitarism.
İnsanlar tüm dünyada her gün aşık olurlar.People fall in love every day all over the world.
Tüm köylüler ziyafete davet edildi.All the villagers were invited to the feast.
Tüm insanlık suçları sevgiden yoksunluğun bir sonucudur.All human offenses are the result of a lack of love.
Su tüm yaşamın kaynağıdır.Water is the source of all life.
Tüm tanıdıklarım Boston'dan ayrıldı.Everyone I know has left Boston.
Tüm suç Tom'un kendisinde.Tom has nobody to blame but himself.
Tüm bunlar Tom'un başının altından çıkıyor.Tom is the one that started all this.
Tom bunu tüm öğleden sonra yapacak.Tom will be doing that all afternoon.
Tom tüm doğum günü partilerime geldi.Tom has come to all of my birthday parties.
Tom tüm kitaplarını şehir kütüphanesine verdi.Tom gave all his books to the city library.
Tüm geçen hafta iş gezisindeydim.I was on a business trip all last week.
Tom tüm haftasonunu çalışarak geçirdi.Tom spent the whole weekend studying.
Tom tüm pencerelerini kapatmalıydı.Tom should've closed all his windows.
Tom tüm mallarını Boston'da sattı.Tom sold all his property in Boston.
Tüm hafta boyunca Boston'da kalacak mısın?Will you stay in Boston all week?
Tom tüm hayatı boyunca bir bekardı.Tom was a bachelor his whole life.
Tom tüm hayatı boyunca orada yaşadı.Tom has lived there all his life.
Tom tüm dondurmayı yemedi.Tom didn't eat all of ice cream.
Tüm şeftalileri kim topladı?Who picked all the peaches?
Tom tüm öğleden sonra dışarıda olacak.Tom will be out all afternoon.
Tom tüm kendi kıyafetlerini yapar.Tom makes all his own clothes.
Tüm kuralları bilmiyorum.I don't know all the rules.
Tom tüm problemleri için Mary'yi sorumlu tuttu.Tom blamed Mary for all their problems.
Tom tüm tasarruflarını kaybetti.Tom lost his entire savings.
Tom tüm mallarını sattı.Tom sold all his property.
Ben tümüyle emin olmak istiyorum.I would like to set the record straight.
Tüm bu teşhirciliğe karşı nefret hissediyorum.I feel an aversion toward all this exhibitionism.
Tom tüm hayatı boyunca bekardı.Tom was single all his life.
Tüm hafta sonu Boston'taydım.I was in Boston all weekend.
Tom tüm kitaplarını kaybetti.Tom lost all his books.
Sami tüm Müslümanları terörist gören bir anlayışla büyüdü.Sami grew up thinking that all Muslims were terrorists.
Mary yaptığı tüm işler için para almadı.Mary didn't get paid for all the work she did.
Bana ödünç verdiğiniz tüm kitapları okumayı bitirdim.I've finished reading all the books you lent me.
Tom, tüm bu önemsiz şeylerden kurtulması gerektiğini söyledi.Tom said he needed to get rid of all this junk.
Mary sınıfındaki tüm oğlanlar onun sevimli olduğunu düşünüyorlar.All the boys in Mary's class think she's cute.
Tom tüm öğleden sonra Mary ile birlikte olacak.Tom is going to be with Mary all afternoon.
Tom tüm bu şeyleri atmak istiyor.Tom wants to throw all these things away.
Tom tüm bu şeylerden kurtulmak istiyor.Tom wants to get rid of all these things.
Tom yerdeki tüm paraları aldı.Tom picked up all the coins on the floor.
Tom tüm hayatı boyunca bir iyimserdi.Tom has been an optimist all his life.
Tom, tüm hayatı boyunca bir kötümserdi.Tom has been a pessimist all his life.
Tom tüm hayatı boyunca Boston'da yaşadı.Tom lived in Boston his whole life.
Tüm hafta sonu yağmur yağdı.It rained all weekend.
Neden tüm Müslümanların terörist olduğuna inanıyorsun?Why do you believe that all Muslims are terrorists?
Tüm yaptığımız öpücüktüAll we did was kiss.
Tom ve Mary ihtiyaç duydukları tüm paraya sahipler.Tom and Mary have all the money they need.
Tüm seyahat düzenlemelerine dikkat edeceğim.I'll take care of all the travel arrangements.
Tom'un tüm arkadaşları onun zengin olduğunu düşünüyordu.All of Tom's friends thought that he was rich.
Bana verdiğin tüm parayı harcadım.I've spent all the money you gave me.
Tom sana tüm gerçeği söylemedi.Tom hasn't told you the whole truth.
Tom tüm eşyalarını hibe etti.Tom gave away all of his belongings.