Tüm diller başka bir yerden geldi.All languages came from somewhere else.
Tom'un testteki tüm soruları cevaplamak için yeterli zamanı yoktu.Tom didn't have enough time to answer all the questions on the test.
Gerçekten tüm buna inanmıyorsun, değil mi?You really don't believe all that, do you?
Sınıftaki tüm öğrenciler Tom'dan hoşlanıyor.All the students in the class like Tom.
Telefonumdaki tüm kitapları okudum.I read all of my books on my phone.
Öldüğünüzde dünyadaki tüm servet değersizdir.All the wealth in the world is worthless when you're dead.
Dünyadaki tüm paralar, sen öldüğünde faydasızdır.All the money in the world is useless when you're dead.
Öldüğünüz zaman, tüm zenginlikleriniz sizin için değersiz hale gelecektir.When you die, all your riches will become worthless to you.
Tüm oyunlar tarafından paylaşılan ortak özellikler yoktur.There are no common properties shared by all games.
Kedim tüm dünyadaki en iyi kediydi.My cat was the best cat in the entire world.
Tom'un tüm umursadığı çocuklarıydı.All Tom cared about was his children.
Tüm devrimci fikirler basittir.All revolutionary ideas are simple.
Tüm bu şeyleri yanıma almıyorum.I'm not taking all this stuff with me.
Bu tümcede bir yazım hatası var.This sentence has a typo.
Ailemin benim hatırım için yaptığı tüm fedakarlıklar için minnettarım.I am very grateful for all the sacrifices my parents made for my sake.
Sami tüm yetişkin hayatını parmaklıklar arkasına geçirdi.Sami spent his entire adult life behind bars.
Tüm bu koşu beni acıktırdı.All this running has made me hungry.
Tüm bu egzersiz beni acıktırdı.All this exercising has made me hungry.
Tüm bunları yapmak zorunda mıyız?Do we have to do all this?
Bir beyin tümörüm var.I have a brain tumor.
Onun tüm hayatı ve dünya görüşü nefrete dayanıyor.His entire life and worldview is based on hatred.
Eldeki tüm imkanları kullanarak görevi bitirmelisin.You must finish the task by any means necessary.
Leyla tüm parayı istedi.Layla wanted all the money.
Sami ailesinin tüm servetini kumarda kaybetti.Sami gambled away all of his family's fortune.
Tom küçük kardeşinin tüm cep harçlığını götürdü.Tom took all of his little brother's pocket money away.
Tom, tüm sorunlara neden olan kişi.Tom is the one causing all the problems.
Tüm dişlerine sahip misin?Do you have all your teeth?
Halklar arasındaki tüm ilişkilerde, nötr bir dil kullanılmalıdır.In all relations between peoples, a neutral language must be used.
Leyla, Sami'nin sahip olduğu tüm parayı aldı.Layla took all the money Sami had.
Tüm kredi kartlarımı yaktım.I burned all my credit cards.
Tom, Mary'nin resimlerinin tümünü telefonundan sildi.Tom deleted all of Mary's pictures from his phone.
Tom, Mary'den aldığı tüm mektupları yaktı.Tom burned all the letters he got from Mary.
Yangın tüm fareleri öldürdü.The fire killed all the rats.
Lütfen tüm makbuzlarınızı saklayın.Please keep all your receipts.
Tüm zombileri öldürün.Kill all the zombies.
Gül, dünyanın tüm dillerini konuşur.The rose speaks all the languages of the world.
Teklifin lehindeki tüm argümanlar yıkıldı.It demolished all the arguments in favor of the proposal.
Onlar başka ülkeleri hor görürler. Ben tüm ülkeleri hor görürüm.They despise other countries. I despise all countries.
Tüm Sevgililer Günü'nü gerçekten Tom'la mı geçireceksin?Are you really going to spend all Valentine's Day with Tom?
Tüm bu arabaların nereden geldiğini düşünüyorsun?Where do you think all these cars came from?
Bu sabah tüm randevularımı iptal et.Cancel all my appointments for this morning.
Tüm paranı kaybetmekten korkmuyor musun?Aren't you afraid of losing all your money?
Ne yazık ki, tüm iyi şeyler sona ermelidir.Unfortunately, all good things must come to an end.
Tüm telefonlar çalıyordu.All the phones were ringing.
Tüm İskandinav dillerini anlayabiliyorum.I can understand all the Scandinavian languages.
Bu şimdiye kadar tüm yaşamımda gördüğüm en aptalca filmdir.This is the stupidest movie I have ever seen in my entire life.
Neredeyse tüm yaz boyunca Londra'daydım.I was in London for almost all the summer.
Tüm geçen hafta Tom'daydım.I was at Tom's all last week.
Asla tüm yumurtalarınızı bir sepete koymayın.Never put all your eggs in one basket.
Ölüm kapınızı çaldığında dünyadaki tüm servet faydasızdır.All the wealth in the world is useless when death comes knocking on your door.
Tom tüm dünyayı dolaştı.Tom has traveled all over the world.
Tom tüm geçen hafta ne yapıyordu?What was Tom doing all last week?
Tom üzerindeki tüm parayı soygunculara verdi.Tom gave the robbers all the money he had.
Tüm birinci sınıf öğrencilerinin Fransızca okumaları gerekiyor.All freshmen are required to study French.
Tüm birinci sınıf öğrencileri Fransızca öğrenmek zorunda.All freshmen have to study French.
Tüm endişelendiğin şey bu mu?Is that all you're worried about?
Tüm politikacılar dürüst olsaydı hükümetin politikaları ne olurdu?What would the government's policies be if all politicians were honest?
Sami arkadaşlarıyla olan tüm bağları kırmak istedi.Sami wanted to break all ties with his friends.
Ara sıra lütfen tüm iletileri Tom'a gönderin.In the interim, please send all communications to Tom.
Başım ağrıyor ve kollarım , bacaklarımı da ... aslında, tüm vücudum.My head hurts, and so do my arms, legs... in fact, my whole body.