Japonya'da yapılan arabalar tüm dünyada kullanılmaktadır.Cars made in Japan are used all over the world.
Japonya'nın tüm dünyadaki ihracatı, 1998'de 314 milyar doları aştı.Japan's exports to the entire world topped $314 billion in 1998.
Japonya'nın pirinç tüketimi azalıyor.Japan's consumption of rice is decreasing.
Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.Japan consumes a lot of paper.
Japonya'nın tükettiği petrolün% 70'ini Orta Doğu'ya bağlı.Japan depends on the Middle East for 70% of oil it consumes.
Bir demiryolu ağı tüm Japonya'yı sarar.A network of railroads spreads all over Japan.
Pazar günü, balık tutmaya gitmek için erken kalkardık.On Sunday, we would get up early go fishing.
Pazar günleri, erken kalkardık ve balık tutmaya giderdik.On Sundays, we would get up early and go fishing.
ben tüm fiyat teklifleri gelene kadar karar vermeyi erteyelim.I suggest that we hold off on making a decision until all bids are in.
Tropik yağmur ormanları oksijen üretir karbondioksit tüketir.Tropical rainforests produce oxygen and consume carbon dioxide.
Koyu kahve onu bütün gece uyanık tuttu.Strong coffee kept her awake all night.
Arabayı ahırda tutmayın.Don't keep the car in the barn.
Tarım büyük miktarda su tüketir.Agriculture consumes a great amount of water.
Alışveriş listesinde tüm ürünleri kontrol ettiniz mi?Did you check all the items on the shopping list?
Olası tüm araçları denedim.I tried all possible means.
Yarım günlük turlarınız var mı?Do you offer any half-day tours?
Suçlu polis tarafından tutuklandı.The criminal was arrested by the police.
Suçluların hepsi tutuklandı.The criminals have all been apprehended.
Suçlu tutuklanarak cezaevine konulmuştur.The criminal was arrested and put into prison.
Öyle ucuz bir otelde misafir edilmesi tuhaf.It is strange that he should be put up at such a cheap hotel.
Öyle yapmak için her türlü nedeni vardı.He had every reason for doing so.
O onun tüm sorumluluğunu üstlendi.He assumed full responsibility for it.
Onun öyle söylemesi gerektiği tuhaf.It is strange that he should say so.
Onun henüz gelmemiş olması tuhaf.It is strange that he has not come yet.
Onun okula devamsızlık yapması tuhaf.It is strange for him to be absent from school.
Dün söylediği geçen hafta söylediğiyle birbirini tutmuyor.What he said yesterday is not consistent with what he had said last week.
Onun dün söylediği geçen hafta söylediği ile birbirini tutmuyor.What he said yesterday is not consistent with what he had said last week.
İşini bırakması için her türlü nedeni var.He has every reason to quit his job.
Bilgisayarını çalıştırmak için gerekli olanın tümü oydu.That was all he needed to operate his computer.
Oğluyla gurur duymak için her türlü nedeni var.He's every reason to be proud of his son.
Onun tutuklandığına şaşmamalı.No wonder he was arrested.
Onun sözünü tutup tutmayacağı şüphelidir.It is doubtful whether he will keep his word.
Onun için sözünü tutmak kolay değildi.It wasn't easy for him to keep his promise.
Onun sözünü tutması kolay değildi.It wasn't easy for him to keep his promise.
Ben sık sık onunla balık tutmaya gittim.I often went fishing with him.
Bir türlü onunla anlaşamıyorum.I just can't get along with him.
Ben onunla birlikte balık tutmaya gidiyorum.I'm going fishing with him.
Onun tüccar olan iki oğlu var.He has two sons who became merchants.
Başbakan olma tutkusunu taşıyordu.He had the ambition to be prime minister.
Onun müziği tüm ülkeye yayılıyor.His music is sweeping the whole country.
Onun yokluğu her türlü söylentiye yol açtı.His absence gave birth to all sorts of rumors.
Sam, yaptığı tüm hatalarına rağmen hâlâ çok sevimli bir kişidir.For all his faults, Sam is still a very likable person.
Her zaman onun tarafını tutma.Don't always take sides with him.
Onun anlattığı hikayelerin türünü hiç duymadım.I've never heard the kind of stories he tells.
Sözleri tuhaf bir durum yarattı.His words created an awkward situation.
Onun yaptıklarıyla söyledikleri birbirini tutmuyor.His actions run counter to his words.
Onun davranışı bazen tuhaftır.His behavior is sometimes strange.
Onun işi, bir tur otobüsü sürücülüğüdür.His job is driving a sight-seeing bus.
Onun gençliğini göz önünde tutmalıyız.We should take his youth into account.
Onun etkisi tüm ülkeye yayılır.His influence extends all over the country.
Onun tükürme şekline katlanamam.I can't put up with the way he spits.
Tutumu kibar olmadığını gösteriyor.His attitude is by no means polite.
Onun tutkusu bir avukat olmaktır.His ambition is to be a lawyer.
Onun çabaları sayesinde, tüm mürettebat kurtarıldı.Thanks to his efforts, all the crew were saved.
Onun yeteneğine her türlü güveniyorum.I have every confidence in his ability.
Onun saç kesimine gülmemek için kendimi tutamadım.I could not help laughing at his haircut.
Onun adı tüm Dünyada bilinir.His name is known all over the world.
Onun adı tüm ülke çapında bilinir.His name is known all over the country.
Hikayesi pek çok yerde tutarsız.His story is inconsistent in many places.
O, daha az yakıt tüketen yeni bir motor icat etti.He devised a new engine to use less gas.