Son 35 yılda suyunun yaklaşık üçte birini kaybetti.Az utóbbi 50 évben a rend tagjainak mintegy 50%-át vesztette el.
Son yıllarda yaşanan kuraklık bu derenin suyunun kesilmesine neden olmuştur.Az utóbbi évtizedekben a szárazság a forrás kiapadásához vezetett.
Badenli Louis komutasındaki ordu 14 Ekimde şehri işgal etti, kaleyi kuşattı ve suyunu kesti.Badeni Lajos őrgróf hadserege október 14-én elfoglalta a várost és lerombolta a várba vezető vízvezetéket.
Bulak kelimesinin anlamı suyun kaynağıdır.E szó jelentése vízforrás.
Suyun tadı az tuzludur.A vizes oldatának sós íze van.
Suyun orta ve üst seviyelerinde yüzer.A víz középső és felső szintjein tartózkodik.
2014'ten beri şehirde içme suyundaki kirlilik nedeniyle su krizi yaşanmaktadır.2014 óta katasztrófavédelmi őrs is üzemel a városban.
Ancak, suyun nereye gittiği sorusu geriye kalmaktadır.Kérdés, hogy a játék a fejlődése folyamán melyik irányba mozdul el.
Ksenik asit, suyun içinde ksenon trioksitin dağılması ile oluşan bir soy gaz bileşiğidir.A xenonsav egy nemesgázvegyület, mely a xenon-trioxid vízben történő oldódása során keletkezik.
Şehir kullanım suyunun önemli bir bölümünü karşılamaktadır.A gyár a város területének jelentős részét foglalja el.
Genellikle tamammen suyun içine girer.Gyakran teljesen a víz alá merülnek.
Ortalama 4 dakika, en fazla 16 dakika suyun altında nefes almadan gezerler.Akár 6 percen át is kibírják a víz alatt levegő nélkül.
Tarakdişler dalarak ve suyun altnda yüzerek beslenirler.Megkülönböztetünk úszó és elmerülő damilt.
Orta Doğu ülkeleri deniz suyunu arıtıp kullanmaktadır, bu pahalı bir yöntemdir.A tengervíz sótalanítása, ihatóvá tétele drága művelet.
Soğutma Suyu Devreleri: Soğutma için kullanılan deniz suyu ve tatlı suyun dolaşımında kullanılan devrelerdir.Csaptelepek: Szerelvények, amelyek a hideg és meleg víz vételezésére szolgálnak.
Gerfurt suyunda bulunan furanokumarin, P450 enzimlerinden CYP3A4'ü inhibe eder.A szolifenacint a máj citokróm P450 CYP3A4 enzimje metabolizálja.
Görülecek en güzel yerler suyun çıktığı mağara ve civarıdır.Egyre inkább biztos benne, hogy a barlangok a megfelelő hely a túléléshez.
Su gezegende az bulunan bir madde olduğundan kültürleri suyun korunmasını temel alır.A legalsó kultúrát azonban nehéz tanulmányozni, mert talajvízben áll.
Bu meyve suyunu iç.Idd ki ezt a gyümölcslét.
Apfelschorle daha az kalori içerir ve saf elma suyundan daha az tatlıdır.Se sisältää vähemmän kaloreita, ja on vähemmän makea kuin puhdas omenamehu.
Karbonatlı maden suyu ve elma suyundan oluşur.Juoma koostuu hiilihapotetusta kivennäisvedestä ja omenamehusta.
Buz suyun katı halidir.Jää on veden kiinteä olomuoto.
Suyun sertlik derecesi fazla olmasına rağmen içimi güzeldir.Suomaastosta huolimatta vesi on kohtalaisen kirkasta.
Bu muhafaza, ağza suyun girmemesini sağlar.Tämä pyrkii varmistamaan, ettei vesi pääse tunkeutumaan iholle.
Çok sık olarak yüzeyde hızlıca yüzerken ya da suyun dışına sıçrarken gözlemlenir.Sen voi nähdä usein uimassa nopeasti pinnan tuntumassa.
Hayat suyunu aramaya devam eder.Ruokansa se etsii vedestä.
Bu malzeme suyun basitçe çekilmesi dışında da kullanılabilir.Näiden kautta näyttää tapahtuvan vain veden siirtämistä.
Alkali filtre: Suyun PH seviyesini yükseltir.Alkalointi nostaa veden pH-arvoa.
Etanolün bir yakıt olarak kullanılabilmesi için suyun uzaklaştırılması gerekmektedir.Ottomoottorissa on mahdollista käyttää polttoaineena etanolia.
Ne var ki suyun kaynama noktasını 0 °C, donma noktasını ise 100 °C olarak kabul etmişti.Asteikossa veden jäätymispiste oli 100 ja kiehumispiste 0 astetta.
Yer altı suyu dünyanın tatlı suyunun yaklaşık olarak %22'sini sağlar.Maailman vesistä vain noin 3 % on makeaa vettä.
Genellikle suyun alt seviyelerinde yüzer.Ne pysyttelevät yleensä matalassa vedessä.
Bu taşan suyun ağırlığı gemiye uygulanan kaldırma kuvvetine eşittir.Kelluvan laivan paino lasteineen on sama kuin sen syrjäyttämän vesimassan paino.
Sırt üstü yüzme suyun üzerinde sırt üstü yatarak yapılmaktadır.Takaharjun Ankkalampi on syntynyt veden täyttämään suppaan.
John kafasını suyun üzerinde tuttu.John piti päänsä veden pinnalla.
Lütfen içme suyunun saf olduğundan emin ol.Varmista, että juomavesi on puhdasta.
Deniz suyunun ortalama yoğunluğu su yüzeyinde 1.025 g/ml (1025 kg/m³)'dir.Η μέση πυκνότητα του θαλάσσιου νερού στην επιφάνεια της θάλασσας είναι 1,025 gr/cm3.
Gökkuşağı havadaki suyun birçok formuyla oluşabilir.Τα ίχνη μπορεί να «κάνουν» πολλά σχέδια στον ουρανό.
Yüzme amacıyla kullanılan suyun niteliği.Χρησιμοποιείται για κολύμπι.
Mahallenin adının üç adet şebeke suyundan gelmektedir.Το όνομα του οικισμού προέκυψε από τρία πηγάδια της περιοχής.
İçme suyunun lezzetli olduğu bilinmektedir.Η γεύση τους είναι ήπια καυστική.
Suyun özelliği büyük ölçüde volkanik püskürme ve bu patlamalar sonucu değişebilir.Μην ανακινείτε το Wii Remote πάρα πολύ ή η βόμβα θα εκραγεί .
Suyun içinde dalga hareketleri ile ilerlerler.Ανιχνεύει δονήσεις ή κίνηση στο νερό.
Yuvalarını sık bataklık bitkileri arasına, suyun yakınına yaparlar.Τα μόνιμα ακμαία τα συναντούμε κοντά στο νερό.
Karadeniz'in suyunun % 90'ı anaerobiktir ve hidrojensülfid (H2S) içermektedir.Η δεσμική γωνία C-Se-H προσεγγίζει τις 90°, όπως συμβαίνει και στο υδροσελήνιο (H2S).
Ne var ki suyun kaynama noktasını 0 °C, donma noktasını ise 100 °C olarak kabul etmişti.Στο θερμόμετρό του το σημείο για την ψύξη του νερού ήταν το 100 και για τον βρασμό του το 0.
Deniz suyunun pH değeri 7.5 ile 8.4 değerleri arasında sınırlıdır.Το pH του θαλάσσιου νερού κυμαίνεται από 7,5 μέχρι 8,4, είναι δηλαδή ελαφρώς αλκαλικό.
Kireç miktarı suyun sertliği/yumuşaklığını belirler. c.Κακή στεγανότητα της πλήρωσης της αριστερής υδροδόκης. γ.
2 derenin içinden geçtiği mahallenin dereleri suyunu yitirmiştir.Δεν πέρασε όμως ανάμεσα από τους δύο κάβους που οδηγούν στο εσωτερικό του λιμναίου.
Maden suyunu sevmem.Δε μου αρέσει το μεταλλικό νερό.
Maden suyunu severim.Μου αρέσει το μεταλλικό νερό.
Canlı balık suyun altında yüzer.Το ζωντανό ψάρι κολυμπάει κάτω από το νερό.
Şanghay, içme suyunun çoğunu Huangpu'dan alır, bu nedenle bu metropol için önemli bir role sahiptir.Shanghai får det meste af sit drikkevand fra Huangpu og floden er derfor meget vigtig for byen.
Apfelschorle daha az kalori içerir ve saf elma suyundan daha az tatlıdır.Kalorieindholdet i Apfelschorle er lavere, og drikken er mindre sød end æblemost.
Şarkılar söyleyerek denizcileri kandırır ve suyun içine çeker.Det siges, at hendes sang lokker sømænd i døden og får skibene til at kæntre.
Örnek olarak, küvetteki suyun boşalmasındaki durum verilebilir.Det kan f.eks. iagttages, når vand strømmer ud af bunden af et badekar.
Vadoz zonda atmosfer basıncı suyun basıncından fazladır.Luften vil da have det samme tryk som vandet uden for klokken.
Pek çok durumda deniz suyundan daha fazla tuz konsantrasyonuna sahiptir.I mange tilfælde har saltsøer højere koncentration af salt end havvand.
Etin suyunda hazırlanır.Konebåd sættes til vands.
Bu 7 milyon yıl boyunca suyun sıva halde bulunmasına imkan verir.Jeg har gået med den hat i syv år. - Kan du ikke få den af?