Sonra kadın kendini suyun akışına bırakır, gider.Bei der Überfahrt lässt sie sich ins Wasser fallen und ertrinkt.
Gelgite bağlı olarak, suyun üstünde yüzüyormuş gibi görünür.Dabei halluziniert sie, dass sie unter Wasser sei.
Suyun üstünde yüzerler.Es schwimmt auf Wasser.
KULAKLI (HİNGEL): Önce patates suyun içinde haşlanır.Gerstel: Wenn Trinkwasser zum Himmel stinkt
Mpemba etkisi, bazı özel koşullarda, "sıcak" suyun "soğuk" sudan daha hızlı donmasıdır.Mpemba-Effekt: Heißes Wasser gefriert unter bestimmten Bedingungen schneller als kaltes Wasser.
Suyun satışı için İsrail ile görüşmeler yapılmıştır.Israel wollte dem im Hinblick auf die Wasserversorgung des Landes nicht zustimmen.
Fakat aksi bir şekilde sadece suyuna gitmek te mümkün.Darüber hinaus ist Schwimmen nur auf eigene Gefahr möglich.
Bu suyun eksikliği tarımsal kuraklık olarak isimlendirilir.Die Art ist als ökonomischer Schädling eingestuft.
Suyun tadı az tuzludur.Das Wasser ist immer noch leicht salzig.
Suyun akımının başladığından itibaren söğütler 1 km'ye yakın sıralı bir şekilde uzamaktadır.Mit Hilfe von Wasser wurde der Abfall dann 1 km weit ins Land gepumpt.
Sonra bu suyun içinden toprak çıkarılır.Sie werden dann vom Weibchen oberhalb des Wassers abgelegt.
Dünya çapında satılan Coca-Cola şişelenmiş suyun birçok markasından biridir.Coca-Cola wird weltweit mit einer Reihe von anderen Getränken vermischt.
Pindar kaynak suyunu bal kadar tatlı olarak nitelendirmiştir. (bölüm 198 B4).Der Basalrand der Flügeldecken ist als fein gekerbte Leiste ausgebildet (Abb. 8).
Köyün suyunda kireç de bulunmamaktadır.Plötzlich steht das Dorf ohne Wasser da.
Hayat suyunu aramaya devam eder.Auf der Suche nach den Wassern des Lebens.
Nusaybin barajı bu suyun enerjisinden faydalanır.Zerbin nutzt diese Trunkenheit des Glücks aus.
Ölü yapraklar suyun üzerinde yüzüyordu.Des feuilles mortes flottent à la surface de l'eau.
Kaynar suyun içine yumurtaları koy.Mets les œufs dans l'eau bouillante.
İnsanlar çeşmenin suyunun kirli olmasından acı çekiyorlar.Les gens souffrent de la contamination de l'eau du robinet.
Buralar suyun ve/veya sıcağın (ateşin) kutsallığını bir araya getiren yerlerdir.Ils sont posés sur ou dans le sol (bacs enterrés) ou encore dans l'eau (bacs flottants).
Ancak, suyun nereye gittiği sorusu geriye kalmaktadır.Toutefois, la question demeure de savoir où l'eau est allée.
Mukhamedkhan'ın ötesinde, Murgap suyunun küçük bir kısmı sulama için kullanılır.Au-delà de Mukhamedkhan, une petite partie de l'eau du Murghab est utilisée pour l'irrigation.
Suyun üstünde yüzerler.Passage au-dessus de l'eau.
Mpemba etkisi, bazı özel koşullarda, "sıcak" suyun "soğuk" sudan daha hızlı donmasıdır.Effet Mpemba : dans certaines conditions l’eau chaude gèle plus vite que de l’eau froide.
Suyun kenarında yuva yaparlar.Habitations au fil de l'eau.
Buz suyun katı halidir.La glace est l'état solide de l'eau.
Bu havuzlardaki tuzluluk oranı kendilerini çevreleyen okyanus suyundan üç ila beş kat arası daha fazladır.Ce sont des étendues d'eau possédant une salinité de trois à cinq fois plus élevée que l'eau environnante.
Suyun Isınma (özgül) ısısı yüksektir.Château d'eau de Créteil (Val-de-Marne).
Çok sık olarak yüzeyde hızlıca yüzerken ya da suyun dışına sıçrarken gözlemlenir.On le voit souvent nageant rapidement à la surface et bondissant hors de l'eau.
Şebekeye verilen suyun yarısı cazibeye bırakılmakta, yarısı ise terfili olarak basılmaktadır.L'eau que tu boiras aura la mesure d'un sixième de hin; tu boiras de temps à autre.
Rahibe Genevieve bu altın renkli suyun bir kısmını onun kabri üzerine dökmeyi teklif eder.Sœur Geneviève suggère qu’elles versent de l’eau dorée sur sa tombe.
Genellikle suyun alt yüzeylerinde yüzer.Il pêche généralement à la surface de l'eau.
Ay balıkları bazen, henüz bilinmeyen nedenlerden suyun yüzünde yan yatarlar.Comme les baleines, elles sautent parfois hors de l'eau, pour des raisons inconnues.
Bu açlık formları deniz suyunda Ultramikrobakterilerin en yaygın türü olabilirler.Ces formes dormantes pourraient être le type le plus commun des ultramicrobacteries trouvées en eau salée.
Delikte bir danaburnu varsa sabunlu suyun deliğe girmesiyle deliğinden dışarı çıkar.Après avoir percé un trou dans le tronc, la sève coule goutte à goutte dans un récipient.
Fakat günde yaklaşık 2 bin kadın ve çocuk, donmuş suyun üzerinden Pillau'ya yürümüştür.Environ 2 000 civils quittaient la ville chaque jour pour rejoindre la ville déjà bondée de Pillau.
Bunun sebebi tatlı suyun ada üzerinde çok kıt olmasıdır.Elle explique qu'il n'y a pas d'eau douce sur l'île.
Göl suyunun yüzey sıcaklığı yazın ortalama 24 santigrat derecedir.La température de l’eau en surface est d’environ 24 °C en été.
Son 35 yılda suyunun yaklaşık üçte birini kaybetti.Ces cinquante dernières années, elle a ainsi perdu le tiers de sa superficie.
Suyun yanında genelde evcil keçilerden sağlanan süt de sık tüketilen bir içecek olmuştur.Évidemment, les moutons ont besoin d'une source permanente d'eau potable à leur disposition.
Köyün en önemli özelliği, içme suyunun guzel olmasıdır.La principale boisson du village est le vin de palme.
Suyun kirli olmasından dolayı onu arındırmak için uzun zaman gerekiyordu.Longtemps utilisée comme fossé d'évacuation des eaux usées, elle était très sale.
Devamlı suyun içinde kalırlarsa çürürler.Ceux-ci restent continuellement en eau.
Asteroit kuşağında ayrıca Dünya'nın suyunun kaynağı olabilecek ana kuşak kuyruklu yıldızları da bulunur.La ceinture contient également des comètes d'où pourrait provenir l'eau terrestre.
Burunları suyun yüzeyinden 2 metre kadar yükselir.Le bateau a une coque lisse d'environ 2 m au-dessus de la surface de l'eau.
Bu muhafaza, ağza suyun girmemesini sağlar.Le flacon de garde empêche ainsi l'eau de remonter dans la fiole à vide.
Deri, suyunun % 55-65'ini kaybeder.En moyenne la resténose est diminuée de 55 à 65 %.
Bazı tariflere göre et kendi suyunda pişirilir ve suyunu erken çekerse beyaz şarap eklenir.L'un des eux est chargé de lui apporter de la nourriture et du vin pendant qu'il tiendra l'autre en otage.
Çok tuzlu olduğu için deniz suyunu içemezsin.No puedes beber agua del mar porque es demasiado salada.
Bu cihaz deniz suyunu kolaylıkla içme suyuna çevirmeyi mümkün kıldı.Este aparato hizo posible transformar el agua de mar en agua potable con facilidad.
Biz içecek suyun temini için nehre bağlıyız.Dependemos del río para el suministro de agua potable.
Birkaç portakalın suyunu sıktı.Ella exprimió el jugo de varias naranjas.
Bizim bir şişe meyve suyuna ihtiyacımız var.Necesitamos una botella de zumo.
Kuraklık sırasında, suyun değerini iyice anladım.Durante la sequía, yo comprendí profundamente el valor del agua.
Sütü meyve suyuna tercih ederim.Prefiero la leche al zumo.
Bu suyun kötü bir kokusu var.Este agua huele mal.
Canlı balık suyun altında yüzer.El pez vivo nada bajo el agua.
Onun bu meyve suyunu içmesine izin verme.No dejes que se beba este zumo.
Bu portakal suyunu sen mi içtin?Vos tomaste este zumo de naranja?
Meyve suyunu iç.Bébete tu zumo.