-- bir hikayede -- sonradan çok yaklaşırım, sanırım, merhametin olduğunu biliğ onu hissederek.-- yksi tarina -- silloin pääsen lähimmäs ymmärrystä siitä, mitä myötätunto on, ja myötätunnon tuntemista.
-- bir hikayede -- sonradan çok yaklaşırım, sanırım, merhametin olduğunu biliğ onu hissederek.-- בסיפור אחד -- אז אני הכי מתקרבת, אני חושבת, לדעת מהי חמלה, להרגיש את החמלה הזו.
-- bir hikayede -- sonradan çok yaklaşırım, sanırım, merhametin olduğunu biliğ onu hissederek.-- في قصة واحدة -- عندها أقترب بشدة، أعتقد، من معرفة ما هو التراحم، للشعور بذلك التراحم.
-- bir hikayede -- sonradan çok yaklaşırım, sanırım, merhametin olduğunu biliğ onu hissederek.共感とは何なのか、共感を感じることは何なのかを知ることに最も近づくと思います。 なぜなら、全てにおいて
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,A jeźliby kto rolą kupioną, która nie była z ról dziedzictwa jego poślubił Panu.
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Ako pa posveti GOSPODU njivo, ki jo je kupil, ki ni od dednega polja njegovega,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Apabila seseorang mempersembahkan kepada TUHAN sebuah ladang yang telah dibelinya
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Dacă cineva închină Domnului un ogor cumpărat de el, care nu face parte din moşia lui,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Ha pedig pénzen vett mezejét, a mi nem az õ birtokának mezejébõl való, valaki az Úrnak szenteli:
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Hvis nogen helliger HERREN Jord, han har købt, og som ikke hører til hans Arvejord,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Jestliže pak pole koupené, kteréž by nebylo z pole dědictví jeho, posvětil Hospodinu,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Jos joku Herralle pyhittää ostamansa pellon, joka ei ole hänen perintömaatansa,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Keď zasvätí Hospodinovi pole, ktoré kúpil, ktoré nie je z poľa jeho državia,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,사람에게 샀고 자기 기업이 아닌 밭을 여호와께 구별하여 드렸으면
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Nếu ai biệt ra thánh cho Ðức Giê-hô-va một sở ruộng mình mua, chớ chẳng phải của tổ nghiệp,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Nếu ai biệt ra thánh cho Ðức_Giê - hô-va một sở ruộng mình mua , chớ chẳng phải của tổ_nghiệp ,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Om någon helgar åt HERREN en åker som han har köpt, en som icke hör till hans arvsbesittning,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Se alguém santificar ao Senhor um campo que tiver comprado, o qual não for parte do campo da sua possessão,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Se uno consacra al Signore un pezzo di terra comprato, che non fa parte della sua proprietà ereditaria
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,"Si alguien consagra a Jehovah un campo que ha comprado y que no era campo de su posesión
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Si quelqu`un sanctifie à l`Éternel un champ qu`il a acquis et qui ne fait point partie de sa propriété,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,Wenn aber jemand dem HERRN einen Acker heiligt, den er gekauft hat und der nicht sein Erbgut ist,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,А если кто посвятит Господу поле купленное, которое не из полей его владения,
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,ואם את שדה מקנתו אשר לא משדה אחזתו יקדיש ליהוה׃
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,وان قدّس للرب حقلا من شرائه ليس من حقول ملكه
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,他 若 將 所 買 的 一 塊 地 、 不 是 承 受 為 業 的 、 分 別 為 聖 歸 給 耶 和 華
‹‹ ‹Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa,他 若將所買 的 一 塊地 、 不 是 承受 為業 的 、 分別為聖歸給 耶和華
Bir yandan birlikte bağlı üç kitap bezi ile sonradan kanıtladı한 손으로, 함께 묶어 세 도서 천으로 - 그것과 함께 나중에 증명 등
Bir yandan birlikte bağlı üç kitap bezi ile sonradan kanıtladıTuch in der Hand, und drei Bücher zusammengebunden - wie es sich später mit dem
Bir yandan birlikte bağlı üç kitap bezi ile sonradan kanıtladıالقماش في يد واحدة ، وثلاثة كتب مرتبطة ببعضها البعض -- كما ثبت فيما بعد مع
Bir yandan birlikte bağlı üç kitap bezi ile sonradan kanıtladı教区牧師の中括弧 - 他のインチ
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Akkor úgy emlegettek minket, mint azok a srácok, akik csak kis szigeteken működnek.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.După asta am început să fim văzuți ca niște indivizi care lucrează doar pe insule.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.그러자 저희에게 별명이 붙었죠. 작은 섬에서만 달리는 사람들이라구요.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Noi quindi siamo fatti come quei ragazzi che stanno solo su piccole isole.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Para entonces, nos habíamos convertido en los muchachos que sólo funcionan en pequeñas islas.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Puis nous sommes passés pour les gens qui n'opérent que sur des petites îles.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.(Risos) Então fomos rotulados como aqueles que apostam apenas em pequenas ilhas.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Sau đó chúng tôi đi vì họ chỉ áp dụng chúng trên đảo nhỏ mà thôi.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Så vi blev på en måde kendt som gutterne som kun kørte på små øer.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Toen werden we in zekere zin gebrandmerkt als de kerels die alleen in kleine eilandjes hun werk doen.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Uchodziliśmy za grupę działającą tylko na małych wyspach.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Von da an wurden wir als die Typen abgestempelt, die nur Geschäfte mit kleinen Inseln machen.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Γίναμε γνωστοί ως οι τύποι που πηγαίνουν μόνο σε μικρά νησιά.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.Излезе ни името на момчетата, които се подвизават само на малки острови.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.І потім за нами закріпився стереотип, що ми працюємо лише на невеликих островах.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.На нас тогда смотрели, как на ребят, которые действуют только на островках.
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.אז היינו נראים כמו האנשים שהולכים רק לאיים קטנים
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.ثم أصبحنا نوعا ما كالرجال الذين يجرون فقط في جزر صغيرة .
Biz bu işlerle uğraşırken tabi sonradan bize küçük adalarda iş yapan adamlar lakabı verildi.企業のようなものとして呼ばれました 多くの人はイスラエルを小さな島とは考えないでしょう
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.In onze onderwijssystemen doe je dat alles achteraf, als je geluk hebt: sport, drama, muziek.
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.우리의 교육시스템은 그런 활동은 후순위로 밀려납니다. 그나마 운이좋다면요. 운동, 연극, 음악활동..
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.Sistem pendidikan kita, Anda melakukan segala sesuatu sesudahnya, jika Anda beruntung olahraga, drama, musik.
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.Unsere Bildungssysteme da macht man all das Zeugs danach, wenn man Glück hat, Sport, Theater, Musik.
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.V našom vzdelávacom systéme robíte všetky tieto aktivity až nakoniec, ak máte šťastie, šport, drámu, hudbu.
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.Στα εκπαιδευτικά συστήματά μας, τα κάνουμε όλα αυτά στο τέλος, αν είμαστε τυχεροί, αθλητισμό, θέατρο, μουσική.
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.В наших системах образования вы делаете это потом, если удастся.
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.במערכות החינוך שלנו, תגיעו לכל זה אח"כ, אם יש לכם מזל, ספורט, דרמה, מוזיקה.
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.ان انظمتنا التعليمية تقوم بكل ذلك لاحقا .. ان كنت محظوظا فالرياضة والتمثيل والموسيقى
Bizim eğitim sistemimizde eğer şanslıysanız bunların hepsini sonradan yaparsınız: spor, tiyatro, müzik.スポーツ 劇 音楽などは 運が良ければ後で経験できますが 彼らはそれを通じて教育するのです