son derece ile cümle
son derece kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
10
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Bölgenin elden çıkma olasılığı karşısında da, halk son derece sert tepki vermiştir.Wbrew oczekiwaniom jednak, reakcja ludności na tego rodzaju program była skrajnie negatywna.
Basının da dikkatini çeker, Büyük Britanya'da son derece popüler olur.Serial był i nadal jest, niesamowicie popularny na całym świecie.
Son derece nadirdir, özellikle bebeklerde ve çocuklarda görülür.Wyjątkowo rzadko jest rozpoznawany u dzieci i młodzieży.
DVD satışlarının son derecede iyi olacağına emin olabilirsiniz."Byłbym świetny w sprzedawaniu narkotyków".
Dalton’un geliştirdiği hipotezler şöyledir: Elementler atom adı verilen son derece küçük taneciklerden oluşur.Teoria Daltona składa się z następujących postulatów: Atom jest najmniejszym „budulcem” materii.
Bu arada İstanbul'daki durum da son derece gergindir.Mimo to sytuacja w Danii nadal była napięta.
İnterseksüelliğin sıklığı, son derece farklı değerlendirilir.Śmierć głównego bohatera była interpretowana bardzo różnie.
Triton'un yörüngesini bulmak son derece tuhaf olurdu.W tym samym zdarzeniu orbita Trytona miałaby ulec dramatycznej zmianie.
19. yüzyılın başında, İspanya'da siyasi durum son derece karışıktı.Pod koniec XIII w. sytuacja polityczna Japonii była skomplikowana.
Almanya'nın takınacağı tutum devletin güvenliği için son derece önemliydi.Dla Niemiec utrzymanie w panowaniu Bałtyku było bardzo ważne.
Ortogonal koordinatlar eğrisel koordinatlar'ın özel ama son derece yaygın bir durumudur.Współrzędne ortogonalne są szczególnymi, ale występują najczęściej wśród współrzędnych krzywoliniowych.
Son derece çarpıcı diyalektik bir kavrayışı vardır.Charakteryzuje się znacznym rozbiciem dialektalnym.
Ancak her ikisi de son derece zayıflamıştır.Oba w górze przechodzą w wybitne depresje.
Bu karakter son derece popüler oldu.Cieszyło się ono szczególną popularnością.
Bu arada Michael da başkanla görüşmek konusunda son derece kararlıdır.Tymczasem Frank próbuje wypracować konsensus z prezydentem Petrovem.
Son derece önemli olan bu değişikliğin nasıl olduğunu açıklamak mümkün değildir.Nie jest jasne, jak ten wyjątek tłumaczyć.
Bu yüzden turistlerin girişi son derece kısıtlanmıştır.Dlatego jest stosunkowo nielicznie odwiedzana przez turystów.
Parthenon’un dışını son derece gösterişli olan mermer heykeller süslemekteydi.Szczególną sławą cieszyły się imprezy organizowane przez Mercury’ego.
Son derece önemlidir.Men den är oerhört betydelsefull.
Ayrıca Esai Morales, Jimmy Smits ve Edward James Olmos'ın da oynadığı film son derece beğenildi.Filmen, där även Esai Morales, Jimmy Smits och Edward James Olmos hade roller, blev en kritikerrosad succé.
Logan Dağı'ın yakınlarında sıcaklık son derece düşüktür.Temperaturerna är extremt låga på och nära Mount Logans topp.
Taktik anlamda son derece başarılıdır.Denna plan var, taktiskt sett, utmärkt.
Böylece son derece gerçekçi görüntüler elde edilebilir.Osynlighetseffekterna ser väldigt realistiska ut.
M15 gibi birçok küresel yıldız kümesi son derece büyük kütleli çekirdeğe sahiptir.Flera klotformiga stjärnhopar, till exempel M15, har extremt massiva kärnor som kan hysa svarta hål.
Üretim kaynakları son derece bol ve çeşitli.Produktionen var omfattande och varierad.
Son derece güçlü ve asil bir görünüme sahiptir.Den är imponerande med ett värdigt och allvarligt utseende.
Oysaki son derece yetenekli bir piyanisttir.En repetitör måste därför vara en mycket skicklig pianist.
İklim son derece kurudur ve sıcaklıklar aşırı sıcak ve mevsimsel gece donmaları arasında değişmektedir.Klimatet är extremt torrt och temperaturen växlar mellan extrem hetta och regelbunden nattkyla.
Onun sloganı "Macera!" (son derece her zaman söyler).Hans slogan är "speak up". (tala högre.)
Halka kuyruklu maki son derece sosyal bir hayvandır, 30'dan fazla hayvandan oluşan gruplar halinde yaşar.Den falska späckhuggaren är ett socialt djur som lever i familjegrupper på 10 till 50 djur.
Triton'un yörüngesini bulmak son derece tuhaf olurdu.Den bana som Triton infångades i skulle ha varit mycket excentrisk.
Konu tümüyle düş ürünü olabilir ya da son derece gerçekçidir.Innehållet kan vara helt fiktiv eller bygga på verkliga händelser.
Köy halkı son derece misafirperverdir.Partiet är starkt EU-vänligt.
Endüstriyel robotların kullanım alanları son derece çeşitlidir.Industrirobotar har ett brett användningsområde.
Son derece ağır Alman tankları, bu çamur koşullarında yeterince uygun manevra yapamadı.Dessutom var den finska terrängen inte särskilt väl lämpad för den här typen av stridsvagnar.
Bütün raporlar kendisinin son derece yetenekli ve becerikli bir savaşçıya dönüştüğünü belirtir.Under alla dessa fälttåg visade han att han var en skicklig ingenjör och duktig arkitekt.
Son derece zarif bünyeli ancak dolgun gövdeli şarap verir.Rätt hanterad kan den dock ge ett fylligt vin med god tannin-halt.
Son derece ölümcül ve bulaşıcı bir hastalıktır.Sjukdomen är mycket farlig och smittsam.
Londra'da yaşadığı süre içinde yazar olarak çeşitli alanlarda son derece etkin oldu.Ända till sin död var han verksam som skriftställare på de mest skilda områden.
Çocukları ile iletişim kurma konusunda son derece başarısız bir babadır.Den var framgångsrik med att lyckas återförena saknade barn med sina familjer.
Son derece akıllı bir kadındır ve kocasını çok sever.Hon är en mycket snäll kvinna och omtyckt av sina söner.
Son derece önemli olan bu değişikliğin nasıl olduğunu açıklamak mümkün değildir.Det är oklart hur den klarar klimatförändringar.
Imru' al-Qais' mezar yazıtları son derece zor şekilde bitişik yazılmıştır.Terrängen runt Īshān al Qaws är mycket platt.
Okul, yabancı dil eğitimi ile birlikte müzik, sanata son derece önem verir.Utöver musiken lägger skolan stor vikt vid språkundervisning redan från förskolenivå.
Güneş, 1 Eylül 1859'da görünen yarımküresinde son derece güçlü bir güneş püskürtüsü yaydı.Den mest kraffulla solstormen de senaste 500 åren observerades i september 1859.
Aslında genel olarak bakıldığında olay son derece sıradan ve banaldır.Sedan vänjer man sig och det som var åtråvärt blir det normala och banala.
19. yüzyılın başında, İspanya'da siyasi durum son derece karışıktı.На початку XIX століття політична ситуація в Іспанії була надзвичайно складною.
Avrupa Çevre Ajansı RETScreen yazılımını "son derece kullanışlı bir gereç" olarak tanımlamıştır.Європейська агенція довкілля стверджує, що RETScreen – це "надзвичайно корисний інструмент".
Son derece başarılı bir işçilik sergilemektedir.Це є важливою умовою успішної роботи.
Ev ortamına girdiğinde son derece dost canlısıdır.Проте, він вельми доброзичливий в домашній атмосфері, товариський.
Seçim son derece zor şartlar altında yapıldı.Працювати доводилося у надзвичайно складних умовах.
Yarışma son derece tehlikelidir.Суддівство на конкурсі дуже суворе.
Roman son derece başarılıydı.Роман мав значний успіх.
Ama bunun dışında da son derece eğlenceliydi." dedi.І я міг, і це було надзвичайно весело».
Son derece ölümcül ve bulaşıcı bir hastalıktır.Дуже рідкісна і дуже контагіозна форма захворювання.
Moğollar onlara son derece acımasız davranmışlardı.В деяких випадках монархи поводилися особливо жорстоко.
Esir kamplarındaki yemek durumu son derece kötüydü.Умови в таборах для полонених були жахливі.
Atıcılık için üretilen havalı tabancalar son derece tehlikeli olabilir.Такі набої можуть бути небезпечні.
Lenobia serttir ama son derece saygındır.Важка ця праця, але почесна.
1930'lu yıllar dünya tarihi açısından son derece önemliydi.1919 рік був дуже складним в історії країни.