Günümüzde, Yunan tarihinin son derece tartışmalı bir figür olmaya devam etmektedir.Tot op vandaag is ivoor een fel omstreden product.
FreeBSD işletim sistemine katkıda bulunmak son derece basittir.Aan ondersteuning van FreeBSD als hoofdsysteem wordt nog gewerkt.
Öz kenarında son derece güzel bir alabalık tesisi bulunmaktadır.Er zit een forse zijdelings uitstekende bult op het jukbeen.
Hekla'daki patlamalar son derece çeşitli ve tahmin edilmesi zordur.De stijl van Thoma is heel divers en moeilijk algemeen te duiden.
Tüm geceyi son derece gergin bir halde geçirdiler.De hele week werd geplaagd door hevige regenval.
Bunun yanında birlikler son derece sıkı eğitiliyor ve disipline önem veriliyordu.Meer nog, de universiteit was sterk genoeg om zijn eigen volk te reguleren en disciplineren.
Son derece mantıklı görünen bu ikili strateji kongre tarafından onaylanmıştır.Beide keren was zijn voordracht met unanieme stemmen door de senaat bevestigd.
Beydağ’da üretilen kestane son derece kalitelidir.Er wordt nog steeds zijde geproduceerd van een zeer goede kwaliteit.
Bu karakter son derece popüler oldu.Dit model werd wél populair.
Hüseyin Paşa, son derece kuvvetliydi.Pabongka deed dat op ronduit gewelddadige wijze.
Son derece saf, fakat çok güçlüdür.Is niet erg slim, maar wel enorm sterk.
Londra'da yaşadığı süre içinde yazar olarak çeşitli alanlarda son derece etkin oldu.Voor zijn werk als schrijver werd hij in de Filipijnen vele malen onderscheiden.
Amca Quentin ve Teyze Fanny bir yere gittiğin kurgulanan son derece iyi yürekli bir kadındır.Oom Quentin en tante Fanny vertrekken naar Spanje.
Taktik anlamda son derece başarılıdır.Zij slaagt daarin op een bijzonder bewonderenswaardige wijze.
Roman son derece başarılıydı.Als romanschrijver was hij zeer succesvol.
Bu şarap son derece lezzetli.Deze wijn is erg lekker.
Endüstriyel robotların kullanım alanları son derece çeşitlidir.Obszary zastosowania robotów przemysłowych są zróżnicowane.
Blaise Jacqueline’e gitmemesi için yalvarıyordu ama o son derece kararlıydı.Blaise błagał Jacqueline o pozostanie w domu, ona jednak była niewzruszona.
Bu olay türün teşhis edilmesini son derece zorlaştırır.To jeszcze bardziej utrudnia identyfikację gatunku.
Yarışma son derece tehlikelidir.Wyścig był bardzo niebezpieczny.
Logan Dağı'ın yakınlarında sıcaklık son derece düşüktür.W okolicy i na górze Logan notuje się ekstremalnie niskie temperatury.
Ülkede enflasyon ve işsizlik oranları son derece düşüktür.W kraju gwałtownie wzrosło bezrobocie i inflacja.
Unnur’ün oğlu, Mörður Valgarðsson Gunnar'dan nefret etmekte ve onu son derece kıskanmaktadır.Syn Unnr, Mördr Valgardsson, bardzo nienawidzi Gunnarra i zazdrości mu jego reputacji.
Yabancılara karşı genellikle şüpheyle yaklaşır, kendine son derece güvenlidir.Zazwyczaj przejawia nieufność w stosunku do obcych, bywa szczekliwy.
Bu son derece kanlı geçen çatışmalar dokuz gün boyunca devam eti.„Twój organizm pracuje na najwyższych obrotach przez dziewięć dni.
Yüz ifadesi belirsizdir fakat son derece nazik bir digimondur.Jest to bardzo nietypowy język, więc myślę, że jest niesamowita!
Fakat bir cinayete sürükleneceklerinden de son derece habersizdirler.Natomiast oni, wsparci cierpieniem, zostali uwieńczeni wieńcem męczennika."
Her iki tarafta son derece gayret sarf ediyordu.Na obu polach działał z wielką gorliwością.
Bu o zamanlar için son derece zor bir uğraştı.W tamtych czasach było to niezwykle trudne wyzwanie.
Kolonicilerin ölüm oranı son derece yüksekti.Koszty polityki kolonialnej były wysokie.
Bu aplikasyon yönteminde emdirme süresi son derece kısadır.Czas przewodzenia takiego pobudzenia jest odpowiednio krótszy.
Son derece alçakgönüllüdür.Była niezwykle skromna.
Bölgenin elden çıkma olasılığı karşısında da, halk son derece sert tepki vermiştir.Wbrew oczekiwaniom jednak, reakcja ludności na tego rodzaju program była skrajnie negatywna.
Basının da dikkatini çeker, Büyük Britanya'da son derece popüler olur.Serial był i nadal jest, niesamowicie popularny na całym świecie.
Son derece nadirdir, özellikle bebeklerde ve çocuklarda görülür.Wyjątkowo rzadko jest rozpoznawany u dzieci i młodzieży.
DVD satışlarının son derecede iyi olacağına emin olabilirsiniz."Byłbym świetny w sprzedawaniu narkotyków".
Dalton’un geliştirdiği hipotezler şöyledir: Elementler atom adı verilen son derece küçük taneciklerden oluşur.Teoria Daltona składa się z następujących postulatów: Atom jest najmniejszym „budulcem” materii.
Bu arada İstanbul'daki durum da son derece gergindir.Mimo to sytuacja w Danii nadal była napięta.
İnterseksüelliğin sıklığı, son derece farklı değerlendirilir.Śmierć głównego bohatera była interpretowana bardzo różnie.
Triton'un yörüngesini bulmak son derece tuhaf olurdu.W tym samym zdarzeniu orbita Trytona miałaby ulec dramatycznej zmianie.
19. yüzyılın başında, İspanya'da siyasi durum son derece karışıktı.Pod koniec XIII w. sytuacja polityczna Japonii była skomplikowana.
Almanya'nın takınacağı tutum devletin güvenliği için son derece önemliydi.Dla Niemiec utrzymanie w panowaniu Bałtyku było bardzo ważne.
Ortogonal koordinatlar eğrisel koordinatlar'ın özel ama son derece yaygın bir durumudur.Współrzędne ortogonalne są szczególnymi, ale występują najczęściej wśród współrzędnych krzywoliniowych.
Son derece çarpıcı diyalektik bir kavrayışı vardır.Charakteryzuje się znacznym rozbiciem dialektalnym.
Ancak her ikisi de son derece zayıflamıştır.Oba w górze przechodzą w wybitne depresje.
Bu karakter son derece popüler oldu.Cieszyło się ono szczególną popularnością.
Bu arada Michael da başkanla görüşmek konusunda son derece kararlıdır.Tymczasem Frank próbuje wypracować konsensus z prezydentem Petrovem.
Son derece önemli olan bu değişikliğin nasıl olduğunu açıklamak mümkün değildir.Nie jest jasne, jak ten wyjątek tłumaczyć.
Bu yüzden turistlerin girişi son derece kısıtlanmıştır.Dlatego jest stosunkowo nielicznie odwiedzana przez turystów.
Parthenon’un dışını son derece gösterişli olan mermer heykeller süslemekteydi.Szczególną sławą cieszyły się imprezy organizowane przez Mercury’ego.
Son derece önemlidir.Men den är oerhört betydelsefull.
Ayrıca Esai Morales, Jimmy Smits ve Edward James Olmos'ın da oynadığı film son derece beğenildi.Filmen, där även Esai Morales, Jimmy Smits och Edward James Olmos hade roller, blev en kritikerrosad succé.
Logan Dağı'ın yakınlarında sıcaklık son derece düşüktür.Temperaturerna är extremt låga på och nära Mount Logans topp.
Taktik anlamda son derece başarılıdır.Denna plan var, taktiskt sett, utmärkt.
Böylece son derece gerçekçi görüntüler elde edilebilir.Osynlighetseffekterna ser väldigt realistiska ut.
M15 gibi birçok küresel yıldız kümesi son derece büyük kütleli çekirdeğe sahiptir.Flera klotformiga stjärnhopar, till exempel M15, har extremt massiva kärnor som kan hysa svarta hål.
Üretim kaynakları son derece bol ve çeşitli.Produktionen var omfattande och varierad.
Son derece güçlü ve asil bir görünüme sahiptir.Den är imponerande med ett värdigt och allvarligt utseende.
Oysaki son derece yetenekli bir piyanisttir.En repetitör måste därför vara en mycket skicklig pianist.
İklim son derece kurudur ve sıcaklıklar aşırı sıcak ve mevsimsel gece donmaları arasında değişmektedir.Klimatet är extremt torrt och temperaturen växlar mellan extrem hetta och regelbunden nattkyla.