sofra ile cümle
sofra kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
12
ORT. KELİME
Pavlusla Silası evine götürerek sofra kurdu. Tanrıya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.και αναβιβασας αυτους εις τον οικον αυτου παρεθηκε τραπεζαν, και ευφρανθη πανοικι πιστευσας εις το Θεον.
Pavlusla Silası evine götürerek sofra kurdu. Tanrıya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.И, приведя их в дом свой, предложил трапезу и возрадовался со всем домом своим, что уверовал вБога.
Pavlusla Silası evine götürerek sofra kurdu. Tanrıya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.І, повівши їх у господу свою, заставив перед ними стіл, і веселив ся з усїм домом, увірувавши в Бога.
Pavlusla Silası evine götürerek sofra kurdu. Tanrıya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.ויעלם אל ביתו וישם שלחן לפניהם ויגל עם כל ביתו על היותו מאמין באלהים׃
Pavlusla Silası evine götürerek sofra kurdu. Tanrıya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.ولما اصعدهما الى بيته قدم لهما مائدة وتهلل مع جميع بيته اذ كان قد آمن بالله
Pavlusla Silası evine götürerek sofra kurdu. Tanrıya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.於 是 禁 卒 領 他 們 上 自 己 家 裡 去 、 給 他 們 擺 上 飯 、 他 和 全 家 、 因 為 信 了 神 、 都 很 喜 樂
Pavlusla Silası evine götürerek sofra kurdu. Tanrıya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.於是 禁 卒領 他 們上 自己 家裡 去 、 給他們擺 上飯 、 他 和 全家 、 因為 信 了 神 、 都 很 喜樂
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.Ale vy ho poškvrňujete tým, že hovoríte: Stôl Pánov je zanečistený, a jeho ovocím, jeho pokrmom sa opovrhuje.
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.그러나 너희는 말하기를 여호와의 상은 더러웠고 그 위에 있는 실과 곧 식물은 경멸히 여길 것이라 하여 내 이름을 더럽히는도다
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.Lecz wy plugawicie je, gdy mówicie: Stół Pański splugawiony jest; a co nań kładą, jest wzgardzonym pokarmem.
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.Men I vanhelliger det ved å si: Herrens bord er urent, og maten som gis til det, er lite verd.
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.Men I vanhelliger det ved at sige: "Herrens Bord er urent, og ussel Frugt er hans Mad."
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.Pero vosotros lo profanáis pensando que la mesa del Señor es indigna y que su alimento es despreciable
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.А вы хулите его тем, что говорите: „трапеза Господня не стоит уважения, и доход от нее – пища ничтожная".
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.ואתם מחללים אותו באמרכם שלחן אדני מגאל הוא וניבו נבזה אכלו׃
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.اما انتم فمنجسوه بقولكم ان مائدة الرب تنجّست وثمرتها محتقر طعامها.
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.你 們 卻 褻 瀆 我 的 名 、 說 、 耶 和 華 的 桌 子 是 污 穢 的 、 其 上 的 食 物 是 可 藐 視 的
‹‹ ‹Rabbin sofrasıfç murdardır, yemeği de küçümsenir› diyerek adımı bayağılaştırıyorsunuz.你 們卻 褻瀆 我 的 名 、 說 、 耶和華 的 桌子 是 污穢 的 、 其上 的 食物 是 可 藐視的
Şef! Şef sofrayı gizzard ve dakballa donat.Chef !
Şef sofrayı gizzard ve dakballa donat.Aranjeaza masa elegant cu pipota de pui sin Dakbal. <i> (mancare coreeana)
Şef sofrayı gizzard ve dakballa donat.Γέμισε κομψά το τραπέζι με εντόσθια κοτόπουλου και Ντάκμπαλ!<i>(Κορεάτικο πιάτο με πόδια κοτόπουλου)
Şef sofrayı gizzard ve dakballa donat.Принесите на стол куриную грудку и дакбал
Size bu sofraya dahil olmanızı gerçekten tavsiye ederim, çünkü tam bir Amerikan deneyimi.그 시기에 꼭 이 카페에 들러보라고 권하고 싶습니다. 정말 미국적인 경험이기 때문입니다.
Size bu sofraya dahil olmanızı gerçekten tavsiye ederim, çünkü tam bir Amerikan deneyimi.Paikkaan kannattaa tosiaan pistäytyä aamutuimaan, saadakseen aitoamerikkalaisen kokemuksen.
Size bu sofraya dahil olmanızı gerçekten tavsiye ederim, çünkü tam bir Amerikan deneyimi.ואני ממליץ לכם בחום לקפוץ למסעדה הזאת בזמן הזה, זוהי חוויה אמריקאית בסיסית ביותר.
Size bu sofraya dahil olmanızı gerçekten tavsiye ederim, çünkü tam bir Amerikan deneyimi.وأنا أشجعكم على المرور هناك وقت العشاء وخلال ذلك الوقت ، لأن ذلك من الضروري جدا كنوع من التجربة الأميركية.
Size bu sofraya dahil olmanızı gerçekten tavsiye ederim, çünkü tam bir Amerikan deneyimi.真実のアメリカを体験できます この遊牧的な家族を見ていると
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.ai şezut pe un pat măreţ, înaintea căruia era întinsă o masă, pe care ai pus tămîia şi untdelemnul Meu.
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.És ültél pompás kerevetre, s terített asztal vala az elõtt, és az én füstölõ szeremet és olajomat arra tevéd;
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.화려한 자리에 앉아 앞에 상을 베풀고 내 향과 기름을 그 위에 놓고
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.Mầy ngồi trên giường sang trọng, trước giường dựng một các bàn, nơi bàn đó mầy đã đặt hương ta và dầu ta.
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.Mầy ngồi trên giường sang_trọng , trước giường dựng một các bàn , nơi bàn đó mầy đã đặt hương ta và dầu_ta .
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.Sadla si si na slávnej posteli, a pripravený stôl pred ňou, a položila si na ňu moje kadivo i môj olej,
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.U zat op een pronkbed en legde mijn reukwerk en mijn olie op een tafel, die voor u stond.
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.וישבת על מטה כבודה ושלחן ערוך לפניה וקטרתי ושמני שמת עליה׃
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.وجلست على سرير فاخر امامه مائدة منضّضة ووضعت عليها بخوري وزيتي.
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.坐 在 華 美 的 床 上 、 前 面 擺 設 桌 案 、 將 我 的 香 料 膏 油 擺 在 其 上
Şık bir divanın üzerine oturdunuz, önüne bir sofra kurup üzerine buhurumu, zeytinyağımı koydunuz.坐在 華美 的 床上 、 前面 擺設 桌案 、 將 我 的 香料 膏油擺 在 其上
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.A usłyszawszy to niektóry z spółsiedzących, rzekł mu: Błogosławiony, który je chleb w królestwie Bożem.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Iemand bij Jezus aan tafel hoorde dit en zei: "Wat moet het heerlijk zijn in het Koninkrijk van God te komen!"
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.I uslyšav to jeden z přísedících, řekl jemu: Blahoslavený jest, kdož jí chléb v království Božím.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Keď to počul ktorýsi zo spolustolujúcich, povedal mu: Blahoslavený, kto jie chlieb v kráľovstve Božom!
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.함께 먹는 사람 중에 하나가 이 말을 듣고 이르되 무릇 하나님의 나라에서 떡을 먹는 자는 복되도다 하니
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Một người đồng tiệc nghe lời đó , thì thưa Ngài rằng : Phước cho kẻ sẽ được ăn bánh trong nước Ðức_Chúa_Trời !
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Một người đồng tiệc nghe lời đó, thì thưa Ngài rằng: Phước cho kẻ sẽ được ăn bánh trong nước Ðức Chúa Trời!
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Uno dei commensali, avendo udito ciò, gli disse: «Beato chi mangerà il pane nel regno di Dio!»
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Ακουσας δε ταυτα εις των συγκαθημενων, ειπε προς αυτον Μακαριος οστις φαγη αρτον εν τη βασιλεια του Θεου.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Почувши ж се один з сидячихз Ним, каже Йому: Блажен, хто їсти ме хлїб у царстві Божім.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.Услышав это, некто из возлежащих с Нимсказал Ему: блажен, кто вкусит хлеба в Царствии Божием!
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.וישמע זאת אחד מן המסבים ויאמר אליו אשרי האכל לחם במלכות האלהים׃
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.فلما سمع ذلك واحد من المتكئين قال له طوبى لمن يأكل خبزا في ملكوت الله.
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.同 席 的 有 一 人 聽 見 這 話 、 就 對 耶 穌 說 、 在 神 國 裡 喫 飯 的 有 福 了
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, ‹‹Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!›› dedi.同席 的 有 一 人 聽見這話 、 就 對耶穌說 、 在 神國裡喫飯 的 有福 了
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Ale tomu niktorý zo spolustolujúcich neporozumel, načo mu to povedal;
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.A tego żaden nie zrozumiał z spółsiedzących, na co mu to rzekł.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Dar nimeni din cei ce şedeau la masă, n'a înţeles pentruce îi zisese aceste vorbe.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Das aber wußte niemand am Tische, wozu er's ihm sagte.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.E nenhum dos que estavam � mesa percebeu a que propósito lhe disse isto;
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.Ezt pedig senki sem érté a leültek közül, miért mondta néki.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı.이 말씀을 무슨 뜻으로 하셨는지 그 앉은 자 중에 아는 이가 없고