"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""Varză" tofi un "o" ceapă ".
"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""Zelí" "taters" cibule ".
"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""Zelje" "Taters" čebulo. "
"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""Λάχανα 'taters μια" ένα "κρεμμύδια".
"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""Зелената" taters на лук. "
"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""Капуста" taters " лук ".
"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""Капуста" taters " лук ".
"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""כרוב" taters '"בצל".
"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""الملفوف" taters تكون 'تكون' والبصل ".
"Bir 'taters, bir' soğan Lahanalar.""しかし、あなたは花の庭を作りたい場合、"何があなたと同じ"、メアリーを永続
Çoğu zaman seslendirilişindeki tuhaflıkla dalga geçilen "onion" (soğan) sözcüğü.la palabra "onion" [cebolla] a menudo ridiculizada como irregular o loca, por deletrear con "/uh/" la "O".
Çoğu zaman seslendirilişindeki tuhaflıkla dalga geçilen "onion" (soğan) sözcüğü.la parola "onion" [cipolla], spesso derisa come irregolare o pazza per il suo spelling di "uh" con una O.
Dükkan sahibi de size soğan, aspirin ya da ciklet gibi şeyler vermeye çalışır... çünkü bozuğu yoktur.A boltosok ilyenkor mindenféle dolgokat, például hagymát, aszpirint, vagy egy rágót adnak, mert nincs aprójuk.
Dükkan sahibi de size soğan, aspirin ya da ciklet gibi şeyler vermeye çalışır... çünkü bozuğu yoktur.De winkelier geeft je dan een ui, een aspirine of kauwgum omdat ze geen munten hebben.
Dükkan sahibi de size soğan, aspirin ya da ciklet gibi şeyler vermeye çalışır... çünkü bozuğu yoktur.가게 주인은 양파나 아스피린, 껌 몇 개로 거스름 돈을 대신하려고 합니다. 왜냐하면 그들은 잔돈이 없기 때문입니다.
Dükkan sahibi de size soğan, aspirin ya da ciklet gibi şeyler vermeye çalışır... çünkü bozuğu yoktur.los comerciantes tienden a darle cosas como una cebolla o una aspirina, o un chicle, porque no tienen cambio.
Dükkan sahibi de size soğan, aspirin ya da ciklet gibi şeyler vermeye çalışır... çünkü bozuğu yoktur.Prodavači vám musí dát věci jako cibuli nebo aspirin, nebo žvýkačku, protože nemají drobné nazpět.
Dükkan sahibi de size soğan, aspirin ya da ciklet gibi şeyler vermeye çalışır... çünkü bozuğu yoktur.Продавец даёт вам вместо этого или луковицу, или аспирин, или жвачку, потому-что у него нет маленькой сдачи.
Dükkan sahibi de size soğan, aspirin ya da ciklet gibi şeyler vermeye çalışır... çünkü bozuğu yoktur.בעלי החנויות נוטים לתת לך דברים כמו בצל או אספירין או פיסת מסטיק, כי אין להם כסף קטן.
Dükkan sahibi de size soğan, aspirin ya da ciklet gibi şeyler vermeye çalışır... çünkü bozuğu yoktur.يعطونك بالمتجر أشياء كـ بصلة أو أسبيرين، أو قطعة علكة، بسبب أن ليس لديهم فكة.
Dükkan sahibi de size soğan, aspirin ya da ciklet gibi şeyler vermeye çalışır... çünkü bozuğu yoktur.ガムをよこすことが多いのです 小銭が無いのです ボーダフォンはその問題に気づくと
Eğer milyonlarca katmanı olan bir soğan gibiyse ve katmanlara bakmaktan sıkılıp yorulursak, o zaman öyle olur.Comment un scientifique peut apporter une réponse mystique, je ne sais pas. Le tout est de comprendre...
Eğer milyonlarca katmanı olan bir soğan gibiyse ve katmanlara bakmaktan sıkılıp yorulursak, o zaman öyle olur.و اننا سئمنا من النظر إلى تلك طبقات فهذا ما هو عليه الامر , لا بأس
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Ada roti, ada seperti acar ketimun mini, ada buah zaitun, ada bawang putih kecil.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Aveau pâine, murături din acelea micuţe, cu mărar, erau măsline şi ceapă pitică.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Bol tam chlieb, a tie malé, malinké uhorky s kôprom, boli tam olivy a tie malé biele cibuľky.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Byl tam chleba, malé nakládané houby, byly tam olivy a malé bílé cibulky.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.C'era pane, c'erano quei cetriolini sottaceto all'aneto, c'erano olive, cipolline.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Có ánh mì, có dưa leo muối có oliu, có hành trắng.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Det fanns bröd, det fanns såna där små inlagda dillgurkor, det fanns oliver, såna där små vita lökar.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Er was brood, er waren van die inni mini kleine augurken, Er waren olijven en van die kleine witte uitjes.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Es gab Brot, da waren auch diese kleinen Mini-Dillgürkchen, es gab Oliven, diese kleinen weißen Zwiebeln.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Había pan, había de esos pepinillos bien pequeños, había aceitunas, cebollas blancas en conserva.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Havia pão, havia aqueles pequenos picles, havia azeitonas, cebolas brancas pequeninas.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.빵이 있었고, 작은 딜 피클이 있었습니다. 올리브와 하얀 양파가 있었죠.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Volt kenyér, apró kis salátauborka, olivabogyó, azok a kis gyöngyhagymaszemek.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Είχε ψωμί, είχε διάφορα τουρσί, είχε ελιές, κάτι μικρά λευκά κρεμμυδάκια.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.Имало хляб, малки кисели краставички, маслини, малки бели лукчета.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.היה שם לחם, היו שם מלפפונים חמוצים קטנים, היו זיתים, הבצלים הלבנים הקטנים האלה.
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.الكثير من انواع الخبز .. والكثير من المخللات .. وانواع الزيتون .. والبصل الابيض الصغير ..
Ekmek varmış, şu küçük turşulardan varmış, zeytinler varmış, şu küçük beyaz soğanlardan varmış.オリーブやパールオニオンがありました サンドイッチ用のターキーや
- Evet. Turp, bir diş sarımsak ve yeşil soğanlar, hepsi kondu...A retek, a fokhagymagerezdek és a zöldhagyma, mind bele...
- Evet. Turp, bir diş sarımsak ve yeşil soğanlar, hepsi kondu...صحيح. فجل بصل مبشور وثوم
Gözlerim soğandan yandı.Ha feláldozom a szemem, akkor sem megy.
Gözlerim soğandan yandı.J'ai de l'oignon vert dans les yeux.
Gözlerim soğandan yandı.Ακόμα και να θυσιάσω τα μάτια μου, δεν θα το κάνω.
Gözlerim soğandan yandı.حتى ولو ضحيت بعيناي فلن استطيع
Her ne kadar içine damlatılan bir damlacık soğan suyunu hiç unutmasa daUnd während es sich an einen lange vergangenen Tropfen Zwiebelsaft perfekt erinnert
Her ne kadar içine damlatılan bir damlacık soğan suyunu hiç unutmasa daולנצח יזכרו את טיפת הבצל שנמזגה בהם
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Ahogy a nélkülözés hetei hónapokká dagadtak, néhányan tulipánhagymák evésére fanyalodtak.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Ako sa z týždňov strádania stávali mesiace, niektorí ľudia sa uchýlili k jedeniu tulipánových cibuliek.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.A medida que las semanas de privación se hicieron meses algunos optaron por comer bulbos de tulipán.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Aus Wochen der Entbehrung wurden Monate, und manche begannen, Tulpenzwiebeln zu essen.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.De weken van ontbering werden maanden. Sommigen namen hun toevlucht tot het eten van tulpenbollen.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Gdy tygodnie nędzy przerodziły się w miesiące, niektórzy ratowali się jedzeniem cebulek tulipanów.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Jak se týdny hladovění natáhly na měsíce, někteří z nouze jedli tulipánové cibule.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Kekurangan ini berlangsung hingga berbulan-bulan, beberapa mencoba memakan kuncup bunga tulip.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Khi việc thiếu lương thực kéo dài hàng tháng liền, một vài người đã phải ăn củ của hoa tulip.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.궁핍한 기간이 수주주에서 몇 달로 이어졌고 어떤 사람들은 튤립 구근을 먹기도 했습니다
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Ko so se tedni pomanjkanja razširili na mesece, so nekateri začeli jesti tulipanove cvetove.