Sizi eve götürmek için onları alacağım.I'll get them to drive you home.
Sizi eve götürmek için onu alacağım.I'll get him to drive you home.
Sizin için işim var.I have work for you.
Ben sizin için ayakkabılarınızı cilaladım.I polished your shoes for you.
Hepimiz sizi destekliyorduk.We were all rooting for you.
Bu sizin için bir iş gibi görünüyor.This sounds like a job for you.
Bir sonraki soru sizin için.The next question is for you.
Bu sizin için yeterince büyük.It's just big enough for you.
Sizi dün aradım.I called you yesterday.
Tom sizin güvenliğiniz hakkında endişeli.Tom is worried about your safety.
Sanırım benim programa sizi uydurabilirim.I think I can fit you into my schedule.
Kız kardeşine bu kurallara uymasını söyle. Ben sizin hizmetçiniz değilim.Tell your sister to follow those rules. I'm not your servant.
Bizi sizinle götürebilir misin?Can you take us with you?
Bu sizi eğlendiriyor mu?Does that amuse you?
Biz sizin koşullarınızla anlaşmaya hazırız.We are agreeable to your conditions.
Sizi Allah yarattı.God created you.
Sizinle gitmek için bana ihtiyacın var mı?Do you need me to go with you?
Afedersiniz, sizinle biraz konuşabilir miyim?Excuse me, can I have a word with you?
Tom ve Mary sizinle aynı fikirde değil.Tom and Mary don't agree with you.
Dinleyin, sizi görmem gerekiyor.Listen, I need to see you.
Sanırım Tom muhtemelen sizi hatırlayacak.I think Tom will probably remember you.
Sizi ikna etmek ne kadar sürecek?What's it going to take to persuade you?
Ona sizin için bakmamı ister misiniz?Would you like me to take care of it for you?
Sizin için alabileceğim bir şey var mı?Is there anything I can get for you?
Sizin için alabileceğim başka bir şey var mı?Is there anything else I can get for you?
Bunu sizin için nasıl daha kolay yapabiliriz?How can I make it easier for you?
Sizin için yapabileceğimiz başka bir şey var mı?Is there anything else we can do for you?
Bütün bu insanlar sizin için mi çalışıyor?Do all those people work for you?
O sizin için yeterli değil miydi?Wasn't that enough for you?
İşte, sizin için açacağım.Here, I'll open it for you.
Herkes Tom'un sizin için bir şeyi olduğunu biliyor.Everyone knows that Tom has a thing for you.
Sizin neyiniz var millet?What's the matter with you people?
Bir an için sizinle konuşabilir miyiz?Can we speak to you for a moment?
Bir an için sizinle konuşabilir miyim?May I speak to you for a moment?
Bu sizi çok iyi yapmayacak.It won't do you much good.
Sizi tekrar arayacağız.We'll call you back.
Sizin iç geçirmeniz boşuna - Ben sizin fantezinizi yerine getirmeyeceğim.Your sighs are in vain - I will not fulfil your fantasy.
Sizin dans etme tarzınızı hatırlıyorum.I remember the way you used to dance.
Sizin aksanınız çok ilginç.Your accent is very interesting.
Homoseksüellik sizin ülkenizde yasadışı mı?Is sodomy illegal in your country?
Sizin yardımınız olmadan onu yapamazdım.I couldn't have done that without your help.
Umarım bu sizi incitmez.I hope that this doesn't hurt you.
Tom sizin için yemek pişirecek.Tom will cook for you.
Tom burada sizinle kalmak için söz verdi.Tom has promised to stay here with you.
Oradaydık ama sizi görmedik.We were there, but we didn't see you.
Ben sadece birkaç gün sizinle kalabilirim.I can only stay with you for just a few days.
Bu sizin çantanız mı?Is this your purse?
Sizin tanınız nedir?What's your diagnosis?
Tom orada sizinle mi?Is Tom over there with you?
O elbise sizin için mükemmel.That dress is perfect for you.
Zaten yemiş olmasaydım, öğlen yemeğini sizinle beraber yemeyi çok isterdim.If I hadn't already eaten, I would love to have had lunch with you.
Böylesine mükellef bir kahvaltı yapmış olmasaydım, öğle yemeğini seve seve sizinle yerdim.If I hadn't had such a large breakfast, I would have loved to have lunch with you.
Alkol sizi aç karnına daha çabuk etkiler.Alcohol affects you more quickly on an empty stomach.
Bu şarkıyı sadece sizin için yazdım.I wrote this song just for you guys.
Arkadaşlar, sizinle bir dakikalığına konuşabilir miyim ?Friends, can I talk with you for a minute?
Kalkın artık tembeller sizi!Get up already, you lazybones!
Bütün gün oturmak sizin için kötü.Sitting down all day is bad for you.
Bütün gün oturmak ve bir bilgisayar ekranına bakmak sizin için kötü.Sitting down all day and looking at a computer screen is bad for you.
Ben sizin melodiyi nadiren duyuyorum.I seldom hear your tune.
Sizinle tanışmak çok hoştu.So pleased to meet you.