Silahlı kuvvetlerde Aralık 2010 verilerine göre 12.000 yedek personel olarak 60.000 personel bulunmaktadır.Die „Forces armées de Côte d’Ivoire“ bestanden im Dezember 2010 aus insgesamt 60.000 Soldaten.
Güç kullanarak silahsızlandırmaları desteklemedi.Sie wollten ihre Macht nicht kampflos aufgeben.
Silahtan çıkan kurşun geyiği delip geçerek Carl'ı midesinden vurur.Mit den Schüssen auf Paul entkommt sie ihrem Dämon.
1814'te silahdar olarak göreve getirilmiş ve bu görevde yedi yıl kalmıştır.1817 wurde er zum Generalmajor befördert und hatte diesen Posten zehn Jahre inne.
Hız, zırh ve silah.Stangenwaffen, Rüstungen.
Tanksavar toplarının gelişen yapısı bu silahların hareket özellikleri düştü.Eine bauliche Unterscheidung der Geschütze entstand durch die Art der Transportmöglichkeiten.
Osmanlı savaş gemileri ise oldukça hızlı ve iyi silahlanmıştı.Die römischen Legionäre waren besser gedrillt und gut bewaffnet.
Ünlü silahşörlerden Wild Bill Hickok'la dost olurlar.Das erste Opfer war der Revolverheld Wild Bill Hickok.
Bunu aramaya çalışan Jared batık belirtileri ile karşılaşır ve bir silah ile hançer bulur.Dies wird von Walker durchs Fenster beobachtet und er greift die beiden mit einem Messer an.
1968 - Nükleer Silahları Sınırlandırma Anlaşması imzalandı.1968 unterzeichnete das Land den Atomwaffensperrvertrag.
1927) Azerbaycan: Silahlı Kuvvetler Günü.Am 25. März ist der offizielle Waffeltag (Våffeldagen auf Schwedisch).
Kahraman harita üzerinde dolaşırken üzerine giyebileceği silahlar, zırhlar, yüzükler gibi eşyalar bulabilir.Der Held kann sich mit besseren Ausrüstungsgegenständen wie Rüstungen, Waffen oder Ringen ausrüsten.
Silah kompakt bir yapıya sahiptir.Das Geschütz ist eine konventionelle Konstruktion.
Lojistik ihtiyaçlarını silah, araç ve gereçlerini temin etti.Deren Truppen wurden von den Japanern mit Waffen und Munition, Transportmitteln und Artillerie versorgt.
Kurulduğunda çok az personel ve silaha sahipti.Er war allerdings noch schwach gepanzert und bewaffnet.
Litvanya Silâhlı Kuvvetleri 2,400 sivil personel dahil, 15 bin etkin çalışandan oluşmaktadır.Insgesamt gehören der Bereitschaftspolizei 2400 Mitarbeiter an.
Vlad yalnız değildir, Vinnie Gognitti tarafından silahlı baskına uğramıştır.Flaminio wird von Luigi Orsinis Bewaffneten brutal erstochen.
Küçük yaşta II. Dünya Savaşı gazisi babası tarafından silah eğitimleri alarak yetişmiştir.Das Schachspiel erlernte Seppelt nach dem Zweiten Weltkrieg von seinem Vater.
Ayrıca Uluslararası Terörizm ve Dünya Silahsızlanma Komitesi'ne de başkanlık etti.Sie war Präsidentin der International Confederation for Disarmament and Peace.
Ayrıca Japon İmparatorluk Kara Kuvvetleri Japon Silahlı Kuvvetleri'nin ana birimini oluşturmaktaydı.Die Streitkräfte des Japanischen Kaiserreiches bildeten das Militär des Japanischen Kaiserreiches.
Amerikan Ordusu bu silahı II. Dünya Savaşı'nda kullanmıştır.Die US-Streitkräfte setzten dieses Gewehr im Zweiten Weltkrieg und im Koreakrieg ein.
Elbette Almanya tümden silahsızlandırılmışken bunları kimsenin yapması mümkün değildi.Eine Erprobung mit Bewaffnung war in Deutschland nicht möglich.
Fakat Temmuz ayında Petrograd’da silahlı ayaklanmasına karşı çıkmıştır.Er nahm 1917 in Petrograd am bewaffneten Oktoberaufstand teil.
Neredeyse her yanında roketatar ve silahlar mevcuttur.Mit Raketen, und allem, was sich zu seiner Verfügung befindet.
Bu silah o dönemlerde silahla yapılan sporlarda kullanılmıştır.Nachbauten dieses Typs werden bis heute im Schießsport benutzt.
Silahsız isyancılar, Bükreş’te yoğunlaşan askeri yığınakla karşılaştırılabilecek gibi değildiler.Piraten wie Korsaren hatten kein Interesse an aussichtslosen Gefechten.
Burada bir veya daha fazla silah bulunabilir.Vielleicht sind nicht einmal mehr Waffen notwendig.
Günümüzde modern ateşli silahların çoğunluğu kuyruktan dolmalıdır.Heutzutage werden motorgetriebene Feuerlöschpumpen eingesetzt.
Yerleri sabitti ve sürekli silahlı dolaşırlardı.Polizisten reisten nur paarweise und waren immer gut bewaffnet.
Elbiseler ve silahlar detaylı bir şekilde işlenmiştir.Zu diesem Zwecke wurden Uniformen und Waffen eigens angefertigt.
Sovyetler Birliği'nin silâhaltındaki kuvvetlerinin toplam sayısı 5 milyondur.Über fünf Millionen Tonnen militärisches Gerät wurden an die Sowjetunion geliefert.
Dışlarında ise gerçek tüfek veya silah görünümü veren kaplamaları mevcuttur.Sie sehen aber von außen eher wie Schießscharten aus.
Bu savaşta bolca kullanılan bu silahlar, savaş sonrasında da sürekli artmaya devam etti.Viele weitere Luftwaffen verwendeten diesen Typ nach dem Krieg.
Bu şekilde silah yeniden atışa hazır hale gelir.Darauf ist die Waffe sofort wieder schussbereit.
Saldırganlar, devrimci öğrencilerin silahsız olmalarına şaşırmışlardır.Die schlecht bewaffneten revolutionären Truppen waren den Preußen hoffnungslos unterlegen.
Liebknecht silahla vurularak öldürüldükten sonra meçhuller morguna bırakıldı.Henning Cramer sei demnach beim Reinigen der Pistolen durch einen Querschläger getötet worden.
Sessizlik insan ilişkilerinde en önemli silah.Siehe Inter arma enim silent leges.
Bazı askerler silahsız mahkûmların infaz edildiğine tanık olduklarını belirttiler.Zeugen sagten aus, dass er unbewaffnet war.
1939-1945 arası Alman silah üretimiDie Deutsche Kriegsgesellschaft 1939–1945.
Silahların özellikleri mühimmatları dışında hemen hemen aynıdır.Die Raketenartillerie unterscheidet sich nur durch die Munition.
Bu da Kürt bayrağı ve silahla olacaktı.Was ja auch dem Wappen und der Flagge entspricht.
Maymunlar da insan öldürür ama sadece onların silahı varsa.Les singes tuent des gens aussi, mais seulement s'ils ont des pistolets.
Hırsız, silahını polise doğrulttu.Le voleur a braqué son arme à feu sur l'officier de police.
Kadının silahı dilidir.L’arme de la femme est sa langue.
Banka soygunu, bir nevi para elde etmek için genellikle silahlı gruplar tarafından yapılır.Le braquage de banque est souvent utilisé par les groupes armés comme un moyen pour obtenir de l'argent.
Silahım yoktu.Je n'avais pas d'arme.
"Silahlarınıza Sıkı Tutunun".Faites usage de vos armes ! ».
(Öldürme, silahlar, vs. bulunmamalıdır.)(Les meurtres, les armes, etc. ne doivent pas apparaître).
Elindeki silah Walther PPK'dir.Le pistolet est un Walther PPK.
Savaş sırasında ABD nüfusun %13'ü Silahlı Kuvvetler'e katıldı.13 % de la population américaine participe aux forces armées pendant la guerre.
Müttefikler 17.000 esir 330 silah ele geçirdi.Les Alliés avaient fait 17 000 prisonniers et s'étaient emparés de 330 canons.
Oyun esnadında, Kyle ana silahı olarak bir pompalı av tüfeği kullanır.Durant le jeu, Kyle a pour arme principale un fusil à pompe.
Schwarzman, 13 Şubat 2007'de 60. doğum gününü Park Avenue'deki bir silah deposunda kutlamıştır.Le 13 février 2007, Stephen Schwarzman fête son 60e anniversaire à l'Armurerie de Park Avenue.
Hükümet ajanları gibi giyinmiş olan gangsterlerden ikisi Maranzano'nun adamlarını silahsız hale getirdiler.Déguisés en agents du gouvernement, deux des gangsters désarment les gardes du corps de Maranzano.
Şimdi silahlarımızı atalım ve barışı kucaklayalım.Mettons plutôt bas les armes et concluons la paix.
Nükleer silahları başarılı bir şekilde kullanmış olan sekiz egemen devlet bulunmaktadır.Huit États souverains ont officiellement testé avec succès des armes nucléaires.
General Napier'in emirleriyle Magdala toprağa kadar yakılıp silahları imha edildi.Sur les ordres de Napier, Magdala est incendié et ses canons détruits.
1977 - Birleşmiş Milletler, Güney Afrika Cumhuriyeti'ne silah satışını yasakladı.En 1977, l'ONU décrète un embargo sur les ventes d'armes à destination de l'Afrique du Sud.
Onların silahı var!J'ai un flingue!
Robert Bosch, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptığı şirkete verilen silah sözleşmelerinden kar istemiyordu.Robert Bosch ne souhaitait pas faire de l'argent avec l'armement lors de la Première Guerre mondiale.