Akıl almaz bir biçimde sıkılmıştım.I was incredibly bored.
Tüm öğleden sonra video oyunlarından sıkılmadın mı?Do you not get bored of videogames all afternoon?
O gerçekten can sıkıcıydı.It was really embarrassing.
Hiç kimse şikayet etmedi.Nobody complained.
Olağanlık sıkıcıdır.Normality is boring.
Siktir ol git!Get fucked!
Ailenle birlikte sık sık akşam yemeği yer misin?Do you often eat dinner with your family?
Neden sık sık yavru güvercinler görmediğimizi hiç merak ettiniz mi?Have you ever wondered why we don't often see baby pigeons?
Tom'un Mary'nin cinayet gecesi için sıkı bir mazereti var.Tom has an ironclad alibi for the night of Mary's murder.
Trenler ne sıklıkta çalışır.How often do trains run?
Tom yapmasını istediğimiz her şeyi şikâyet etmeden yaptı.Tom has done everything we've asked him to do without complaining.
Onu sık sık görürüm.I see him often.
Tom sık sık ev ödevinde Mary'ye yardımcı olur.Tom often helps Mary with her homework.
Çok şikayet etmem gerektiğini düşünmüyorum.I don't think I should complain so much.
Otobanda yoğun trafikte sıkıştım.I got stuck in heavy traffic on the expressway.
Ne sıklıkla seyahat edersin?How often do you travel?
Tom sık sık sözünü tutmaz.Tom often doesn't keep his promises.
Ben sık sık giderim.I go often.
Tom hayatının sıkıcı olduğunu düşünüyor.Tom thinks that his life is boring.
Şu anda sıkıldım.I'm bored right now.
Ayakkabılarım çok sıkı.My shoes are too tight.
Tom dün sıkı bir pazarlık yaptı.Tom picked up a good bargain yesterday.
Tom üç dakika sonra sıkıldı.Tom got bored after three minutes.
Tom sık sık tatil yapmaz.Tom doesn't often take vacations.
Tom çabuk sıkılır.Tom gets bored quickly.
Tom çabuk sıkıldı.Tom got bored quickly.
Tom bir şikâyette bulundu.Tom filed a complaint.
Tom'un ailesi sık sık ayın sonuna yakın yiyeceklerini tüketir.Tom's family often runs out of food near the end of the month.
Erkek kardeşim sık sık bütün gece uyanık kalır.My brother often stays awake the whole night.
Kızarana kadar kolunu sıktım.I gripped your arm until it reddened.
Küçük bir kıvılcım sık sık büyük bir alevi ateşler.A small spark often ignites a big flame.
Mümkün olduğunca buraya sık gelirim.I come here as often as I can.
Gidebildiğim kadar sık giderim.I go as often as I can.
Sıkıcı bir roman okudu.He read a boring novel.
Bir balya makinesi samanı balyalara sıkıştırmak için kullanılır.A baler is used to compress hay into bales.
Sık sık telefon ederim ama nadiren mektup yazarım.I phone often but seldom write letters.
Onun cildi bir ergeninki kadar sıkı.His skin is as firm as a teenager's.
Onu çok sık duyduğum için şimdi şiiri ezbere okuyabilirim.Because I heard it so often, I can now recite the poem by heart.
Tom ne sıklıkla buraya gelir?How often does Tom come here?
Ne sıklıkta buraya gelirsin?How often do you come here?
Gazino'da sık sık oyun oynadığı için, onun her zaman paraya ihtiyacı vardı.Since she often played at the casino, she always needed money.
Hikayen sıkıcı.Your story is boring.
Bir bardak doğal, taze sıkılmış meyve suyu gibi bir şey yok.There's nothing like a glass of natural, freshly squeezed juice.
Ben sıkıştım.I was stuck.
O sık sık düşüncesini değiştirir.He often changes his mind.
Kızım, bir çocuk olarak, sıklıkla astım atakları geçirdi.My daughter, as a child, often suffered from asthma attacks.
Şikayet etmeye devam edersen, gerçekten delireceğim.If you keep on complaining, I will get mad for real.
Sen beni sıkıyorsun.You bore me.
O beni sıkıyor.He bores me.
Mary canımı sıkıyor.Mary bores me.
Onlar benim canımı sıkıyor.They bore me.
Kimya sıkıcı bir konu mu?Is chemistry a boring subject?
Tom öğretmenlik yapmaktan sıkıldı ve yeni bir iş aradı.Tom became bored with teaching and he looked for a new job.
Ben bir tane sıktım.I squeezed one.
İspanyolcadaki sesli harfleri sık sık karıştırıyorum.I often confuse Spanish vowels.
Sanırım sen şıksın.I think you're stylish.
Genç insanlar sık sık hatalar yaparlar.Young people often make mistakes.
Tom'un sıkıcı olduğunu düşünüyor musun?Do you think Tom is boring?
Bu sıkı olacak.It's going to be tight.
Bu can sıkıcı olmalı.That's got to be painful.