Raketi sıkı tut.Hold the racket tight.
Onun adı sık sık hatırımdan çıkıyor.Her name often escapes me.
Ben sık sık onu görürüm.I often see him.
Sık sık gölde balık tutmaya giderdim.I would often go fishing in the lake.
Sık sık gölde paten yapmaya giderdim.I would often go skating on the lake.
Ben sık sık göz nezlesi olurum.I often get conjunctivitis.
Tüm işler ve hiçbir oyun Jack'i sıkıcı bir çocuk yapmaz.All work and no play makes Jack a dull boy.
Sık sık dışarıda yer misin?Do you eat out often?
Sık sık sinemaya giderim.I often go to the movies.
Ne cüretle şikayet ediyor?How dare he complain?
Sık sık bu belirtilerin olur mu?Do you have this symptom often?
Sık sık olduğu gibi, okula geç geldi.As is often the case, he was late for school.
Sık sık olduğu gibi o ders boyunca uyudu.As often happens, he slept right through the lesson.
Daha sıkı çalışmadığıma pişman oldum.I regret that I did not work harder.
Ona daha sıkı çalışmasını öğütler misiniz lütfen?Will you please advise him to work harder?
Kitaplar olmasa hayat sıkıcı olurdu.If it were not for books, life would be boring.
Herhangi bir şikayetiniz varsa bana bildirin, ve onlara bakacağım.If you have any complaints, let me know, and I'll look into them.
Eğer herhangi bir sıkıntın olursa, benden yardım iste.If you have any difficulty, ask me for help.
Başarılı olacaksanız sıkı çalışmalısınız.You must work hard if you are to succeed.
Sınavında başarılı olacaksan, sıkı çalışmalısın.If you are to succeed in the exam, you must study hard.
Bir sıkıntın olursa bana gelmekten çekinme.If you should have any trouble, don't hesitate to come to me.
Mary nasıl yüzeceğini bilse, o, plaja daha sık gider.If Mary knew how to swim, she would go to the beach more often.
Spor olmasa okul hayatı ne kadar sıkıcı olurdu!If it were not for sports, how dull school life would be!
Biraz daha bilgelikle, o, sıkıntı içinde olmazdı.With a little more wisdom, he would not have got in trouble.
Biraz daha erken çıksalar, trafik sıkışıklığını atlatırlar.Had they left a little earlier, they would have avoided the traffic jam.
Meg bazen Ken'i sıkıyor.Meg sometimes annoys Ken.
Meg bazen Ken'in canını sıkar.Meg sometimes annoys Ken.
Mary oyundan sıkılmış gibi görünüyor.Mary seems to be bored with the game.
Mary annesine daha sık yardım edeceğine söz verdi.Mary promised her mother that she would help her more often.
Ablam sık sık sütlü çay içer.My older sister often drinks tea with milk.
Sıkıntılı günlere karşı biraz para biriktirmelisiniz.You should save some money against a rainy day.
Sıkıntılı bir gün için bir şey saklayın.Keep something for a rainy day.
Mike'ın Şikago'da yaşayan bir arkadaşı var.Mike has a friend who lives in Chicago.
Bob arkadaşına şikâyet etti.Bob complained to his friend.
Bob sık sık sigarayı bırakmak için çalışır.Bob often tries to give up smoking.
Ağırladığım ailem bana sık sık öğüt verir.My host family often advises me.
Paul bu günlerde çok sıkı çalışıyor.Paul studies very hard these days.
Yatakta sigara içmeyi yasaklayan çok sıkı bir kural var.There is a very strict rule forbidding smoking in bed.
Beth çok sıkı çalışmak zorunda kaldı, ve şimdi o aç ve bitkin.Beth had to work very hard, and now she is hungry and exhausted.
Fred, sık sık sınıfa geç geliyor.Fred often comes late for class.
Brian'ın kız arkadaşı sık sık onu lüks restoranlara götürmesi için yalvarır.Brian's girlfriend often begs him to take her to luxurious restaurants.
Hayranlar aktörlerin ellerini sıkmaya çalıştı.The fans sought to shake the actress's hand.
Bill yeterince sıkı çalışmadı ve bu yüzden başarısız oldu.Bill didn't work hard enough and so he failed.
Bill sık sık parka gider.Bill often goes to the park.
Sık gidilmeyen kaplıcaları severim.I like hot springs off the beaten track.
Peter ve ben sık sık sinemaya giderdik.Peter and I would often go to the movies.
Trafik sıkışıklığı nedeniyle otobüs geç kalmıştı.The bus was late because of the traffic jam.
Otobüsler ne sıklıkla çalışırlar?How often do the buses run?
Sık sık onunla otobüste konuşurum.I often talk to him on the bus.
Bay Newman sık sık Japonya geliyor.Mr Newman often comes to Japan.
Doraemon sık sık gülümser.Doraemon often smiles.
Nick Tokyo'daki yüksek fiyatlar hakkında bana şikâyette bulundu.Nick complained to me about the high prices in Tokyo.
O akıllı olabilir fakat sık sık dikkatsiz hatalar yapar.He may be clever, but he often makes careless mistakes.
Niçin sıkı çalışıyorum?Why am I working hard?
Niçin bu kadar sıkı çalışıyorsun?Why do you study so hard?
Ona ne sıklıkta söylersem söyleyeyim, o aynı hatayı yapmaya devam ediyor.No matter how often I tell her, she keeps making the same mistake.
Her ne kadar sıkı denesen de onu bir gün içinde bitiremezsin.However hard you try, you can't finish it in a day.
Ne sıklıkta piyano derslerin var?How often do you have your piano lessons?
Tom oyununda şike yaptı.Tom threw his game.
Tony sık sık müzik dinlemedi.Tony did not often hear music.