Ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir.Wann immer ich die Sonne sehe.
Günlük kullanımda kuram “dikkatlice bakmak, seyretmek” demekti.Sie meldete sich mit den Worten: „Achtung, Achtung!
Otho bu sahneyi gizliden seyretmektedir.Bruce observe cette scène en silence.
Blanche odasına kapanıp televizyonda eski filmlerini seyretmekten hoşlanmaktadır.Obèse, il aime boire des bières devant sa télé.
Canım film seyretmek istemiyor.No me apetece ver una película.
Ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir.Ya veo en tu vida amanecer.
Ekonomi kötüye doğru gitmekte, yiyecek sıkıntısı yaşanmakta, işçi ücretleri çok alt düzeylerde seyretmekteydi.A pesar de la mala situación de la empresa y de que el sueldo fuera más bajo aceptó el puesto.
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."E così lo si vuole guardare ancora, si vuole trascorrere altro tempo con lui.»
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.La prognosi è peggiore nei pazienti con ustioni molto estese, negli anziani e nelle donne.
Hayattaki tek zevki televizyon seyretmektedir.Principalmente il suo hobby è guardare la Tv.
Bunların işi gücü, başıboş dolaşmak ve gelip muharebeyi seyretmekti."Tutto quello che potevo fare era continuare a serpeggiare e a virare..."
Ülke genelinde suç oranları yüksek düzeyde seyretmektedir.La criminalità in Sud Africa è caratterizzata da alti livelli di violenza.
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."Потому мы тебя ждем, приходи с любыми силами».
Otho bu sahneyi gizliden seyretmektedir.Кейт наблюдает за этой сценой.
Raporuna göre, "gerçek işsizlik" oranı %20 civarında seyretmektedir.وفقا لتقريره ، فإن معدل "البطالة الفعلية" يحوم بالقرب من 20 ٪.
Genellikle modernist bir çizgide seyretmekte olsa da postmodernizmin etkileri de yoğun olarak görülmektedir.وإن كانت أثار الحداثة موجودة بشكل عام فإن أثار ما بعد الحداثة تلاحظ بشكل كبير.
Sharpe olanları öfke ve çaresizlikle seyretmek zorundadır.فر ريموس وهو يشعر بالغضب والعار.
TV seyretmek eğlencelidir.مشاهدة التلفاز ممتعة
Televizyon seyretmekten bıktım.أنا تعب من مشاهدة التلفاز
Seyretmek için favori sporun nedir?ما الرياضة التي تفضل مشاهدتها؟
Bu filmi seyretmek zorundasın.لا بد أن تشاهد هذا الفيلم
Tom beyzbol seyretmekten hoşlanmaz.توم لا يحب مشاهدة البيسبول
Televizyon seyretmek istemiyor musun?ألا تريد مشاهدة التلفاز؟
Televizyon seyretmek istiyor musun?أتود مشاهدة التلفاز؟
O filmi seyretmek istemiyorum.لا أريد مشاهدة ذلك الفيلم
Saray halkı oyunu seyretmek için toplanır; Hamlet oyun boyunca yorumlarda bulunur.Toda a corte é convocada para assistir ao espetáculo; Hamlet fornece comentários durante toda a encenação.
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."No entanto, se ele fosse humano gostaria de sair com ele."
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.O prognóstico é menos positivo em pessoas com queimaduras extensas, em idosos e em mulheres.
Yaz mevsiminin yaşandığı Kasım-Mart aylarında sıcaklık yüksek seyretmektedir.In de zomermaanden, tussen november en maart, is de temperatuur heet te noemen.
2008'den beri Polonya'daki işsizlik oranı sürekli olarak Avrupa ortalamasının altında seyretmektedir.Vanaf 2000 is de gemiddelde werkloosheid in de Europese Unie in vergelijking met Japan een stuk hoger.
Kıta Fransası'nda bu oran %100'e yakın seyretmektedir.In Frankrijk ligt dit percentage op ca.
Sahte Markı iş bütün bu olanları çok sessiz bir hiddetle seyretmektedir.De ontstaansgeschiedenis van dit werk is in nevelen gehuld.
Sharpe olanları öfke ve çaresizlikle seyretmek zorundadır.Kuhn zareagował na te wydarzenia z gniewem i niesmakiem.
Günlük kullanımda kuram “dikkatlice bakmak, seyretmek” demekti.Tytuł znaczy dosłownie „Spójrz tylko, spójrz!”
Ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir.De åker i väg i bilen för att se soluppgången.
Orhan Veli ise Boğaziçi'ni seyretmektedir.Felix är och letar efter vildmannen.
Ekonomi kötüye doğru gitmekte, yiyecek sıkıntısı yaşanmakta, işçi ücretleri çok alt düzeylerde seyretmekteydi.Folk blev friskare och levde längre, och överskottet av arbetskraft ledde till sänkta löner.
Ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir.Нібито він іде(пролягає) по під Дністром.
Feda sezonunda Çarşı grubunun büyük bir kısmı bu bölümde maç seyretmektedir.Навіть сьогодні фани клубу старшого покоління обговорюють цей матч.
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.Prognóza je horší u osob s rozsáhlými popáleninami, u starších osob a u žen.
Raporuna göre, "gerçek işsizlik" oranı %20 civarında seyretmektedir.Podle stejné zprávy nezaměstnanost v zemi dosahuje 20%.
Yine de bu motorları seyretmek için kısa sürede büyük kalabalıklar fuarlara akın eder.Brzy se však ukázalo, že těchto motorů bude nedostatek.
Sharpe olanları öfke ve çaresizlikle seyretmek zorundadır.Valenta se ze zoufalství a zlosti dopustí žhářství.
Yaz mevsiminin yaşandığı Kasım-Mart aylarında sıcaklık yüksek seyretmektedir.V listopadu-prosinci teplota výrazně klesá.
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.Prognosticul este mai pesimist în cazul pacienților cu arsuri mari, al pacienților vârstnici și al femeilor.
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.A prognózis rosszabb a nagyobb kiterjedésű égési sérülést elszenvedettek, az idősebbek és a nők esetében.
Bu arada olan biten her şeyi öz anneleri Nephele cennetten seyretmektedir.A király egyenként kínoztatta meg őket az édesanyjuk és a többi testvér szeme láttára.
Friedrich, arkadaşı Katte'ın idamını seyretmek zorunda bırakılarak cezalandırıldı.Csány hidegvérrel nézte társa kivégzését.
Saray halkı oyunu seyretmek için toplanır; Hamlet oyun boyunca yorumlarda bulunur.Az egész udvar megjelenik az előadáson, Hamlet folyamatosan kommentálja az eseményeket.
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."Hvis jeg ser ham, vil jeg gerne tale med ham.'
Saray halkı oyunu seyretmek için toplanır; Hamlet oyun boyunca yorumlarda bulunur.Hoffet samles for å se på skuespillet; Hamlet gir løpende kommentarer gjennom hele stykket.
Ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir.Selain itu, Anda juga dapat menyaksikan keindahan matahari terbenam.
Otho bu sahneyi gizliden seyretmektedir.Quinn melihat penampilan itu secara diam-diam dari atas.
Bu arada olan biten her şeyi öz anneleri Nephele cennetten seyretmektedir.母の日にはいっしょに空を眺めそれぞれの母親を想ったりする。
Buradan masmavi Akdeniz'i seyretmek bir başka güzeldir.また、この岬から眺める日の出も美しい。
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."但是你还是想要看到他,想要花时间和他在一起。
Ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir.妳正在看着夕阳吗?
Kıta Fransası'nda bu oran %100'e yakın seyretmektedir.בשלב הזה הדיבור מובן ב-70% לסביבה הקרובה.
Bunların işi gücü, başıboş dolaşmak ve gelip muharebeyi seyretmekti."הלך ורחץ, ובא כשהוא רואה".
Müşterilerin yaptıkları hakkında bilgi toplamanın daha iyi bir yolu, onları işi yaparken seyretmektir.רוב האנשים נכונים לשתף ולספר איך הם עושים את עבודתם.