Tom seninle televizyon seyretmez, değil mi?Tom ne regarde pas la télé avec toi, n'est-ce pas ?
Hayır, CNN seyretmem.Non, je ne regarde pas CNN.
Otho bu sahneyi gizliden seyretmektedir.Bruce observe cette scène en silence.
Blanche odasına kapanıp televizyonda eski filmlerini seyretmekten hoşlanmaktadır.Obèse, il aime boire des bières devant sa télé.
Mesela yukarıdaki örnekte "Can film seyretmeyi sever.Son père raconte qu'« il aimait regarder à la télé les matchs de rugby.
Erkek kardeşim korku filmleri seyretmeyi sever.A mi hermano le gusta ver películas de terror.
Canım film seyretmek istemiyor.No me apetece ver una película.
Super Junior, Tayland’ı gezmek için hayvanat bahçesine ve Tayi boksu seyretmeye gider.Super Junior va durante un día hacia fuera de Tailandia, visitando a un zoo y probando el boxeo tailandés.
Ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir.Ya veo en tu vida amanecer.
Ekonomi kötüye doğru gitmekte, yiyecek sıkıntısı yaşanmakta, işçi ücretleri çok alt düzeylerde seyretmekteydi.A pesar de la mala situación de la empresa y de que el sueldo fuera más bajo aceptó el puesto.
Televizyon seyretmem.Non guardo la televisione.
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."E così lo si vuole guardare ancora, si vuole trascorrere altro tempo con lui.»
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.La prognosi è peggiore nei pazienti con ustioni molto estese, negli anziani e nelle donne.
Hayattaki tek zevki televizyon seyretmektedir.Principalmente il suo hobby è guardare la Tv.
Bunların işi gücü, başıboş dolaşmak ve gelip muharebeyi seyretmekti."Tutto quello che potevo fare era continuare a serpeggiare e a virare..."
Ülke genelinde suç oranları yüksek düzeyde seyretmektedir.La criminalità in Sud Africa è caratterizzata da alti livelli di violenza.
O, hiç tv seyretmez.Он вообще не смотрит телевизор.
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."Потому мы тебя ждем, приходи с любыми силами».
Otho bu sahneyi gizliden seyretmektedir.Кейт наблюдает за этой сценой.
Raporuna göre, "gerçek işsizlik" oranı %20 civarında seyretmektedir.وفقا لتقريره ، فإن معدل "البطالة الفعلية" يحوم بالقرب من 20 ٪.
Genellikle modernist bir çizgide seyretmekte olsa da postmodernizmin etkileri de yoğun olarak görülmektedir.وإن كانت أثار الحداثة موجودة بشكل عام فإن أثار ما بعد الحداثة تلاحظ بشكل كبير.
Televizyon seyretmek istemiyor musun?ألا تريد مشاهدة التلفاز؟
Televizyon seyretmek istiyor musun?أتود مشاهدة التلفاز؟
Sharpe olanları öfke ve çaresizlikle seyretmek zorundadır.فر ريموس وهو يشعر بالغضب والعار.
TV seyretmek eğlencelidir.مشاهدة التلفاز ممتعة
Televizyon seyretmekten bıktım.أنا تعب من مشاهدة التلفاز
Seyretmek için favori sporun nedir?ما الرياضة التي تفضل مشاهدتها؟
Bu filmi seyretmek zorundasın.لا بد أن تشاهد هذا الفيلم
Tom beyzbol seyretmekten hoşlanmaz.توم لا يحب مشاهدة البيسبول
O filmi seyretmek istemiyorum.لا أريد مشاهدة ذلك الفيلم
Saray halkı oyunu seyretmek için toplanır; Hamlet oyun boyunca yorumlarda bulunur.Toda a corte é convocada para assistir ao espetáculo; Hamlet fornece comentários durante toda a encenação.
Ve yine de onu seyretmek isterdiniz, onunla vakit geçirmek isterdiniz."No entanto, se ele fosse humano gostaria de sair com ele."
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.O prognóstico é menos positivo em pessoas com queimaduras extensas, em idosos e em mulheres.
Yaz mevsiminin yaşandığı Kasım-Mart aylarında sıcaklık yüksek seyretmektedir.In de zomermaanden, tussen november en maart, is de temperatuur heet te noemen.
2008'den beri Polonya'daki işsizlik oranı sürekli olarak Avrupa ortalamasının altında seyretmektedir.Vanaf 2000 is de gemiddelde werkloosheid in de Europese Unie in vergelijking met Japan een stuk hoger.
Kıta Fransası'nda bu oran %100'e yakın seyretmektedir.In Frankrijk ligt dit percentage op ca.
Hanami (Japonca: 花見; "çiçek seyretme"), geleneksel bir Japon çiçek seyretme festivalidir.Hanami (soms ook wel Bloemenkijkfeest genoemd) is een Japanse feestdag.
Sahte Markı iş bütün bu olanları çok sessiz bir hiddetle seyretmektedir.De ontstaansgeschiedenis van dit werk is in nevelen gehuld.
Güneşin batışını seyretmeyi severim.Ik kijk graag naar het ondergaan van de zon.
Tom seninle televizyon seyretmez, değil mi?Tom kijkt niet naar de televisie met jou, toch?
Televizyon seyretmem.Ik kijk niet naar de tv.
Dün televizyon seyretmeye vaktim olmadı.Gisteren had ik geen tijd om tv te kijken.
Sharpe olanları öfke ve çaresizlikle seyretmek zorundadır.Kuhn zareagował na te wydarzenia z gniewem i niesmakiem.
Günlük kullanımda kuram “dikkatlice bakmak, seyretmek” demekti.Tytuł znaczy dosłownie „Spójrz tylko, spójrz!”
Ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir.De åker i väg i bilen för att se soluppgången.
Orhan Veli ise Boğaziçi'ni seyretmektedir.Felix är och letar efter vildmannen.
Ekonomi kötüye doğru gitmekte, yiyecek sıkıntısı yaşanmakta, işçi ücretleri çok alt düzeylerde seyretmekteydi.Folk blev friskare och levde längre, och överskottet av arbetskraft ledde till sänkta löner.
Hastalık erişkin hayvanlarda klinik bulgularla seyretmez.Detta trots att fåglarna inte har uppvisat kliniska tecken på sjukdom.
Ayrıca gün batımını seyretmek içinde gidilir.Нібито він іде(пролягає) по під Дністром.
Feda sezonunda Çarşı grubunun büyük bir kısmı bu bölümde maç seyretmektedir.Навіть сьогодні фани клубу старшого покоління обговорюють цей матч.
(2) Can futbol maçı seyretmeyi de sever.Він також любить дивитися спортивні змагання.
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.Prognóza je horší u osob s rozsáhlými popáleninami, u starších osob a u žen.
Raporuna göre, "gerçek işsizlik" oranı %20 civarında seyretmektedir.Podle stejné zprávy nezaměstnanost v zemi dosahuje 20%.
Yine de bu motorları seyretmek için kısa sürede büyük kalabalıklar fuarlara akın eder.Brzy se však ukázalo, že těchto motorů bude nedostatek.
Sharpe olanları öfke ve çaresizlikle seyretmek zorundadır.Valenta se ze zoufalství a zlosti dopustí žhářství.
Yaz mevsiminin yaşandığı Kasım-Mart aylarında sıcaklık yüksek seyretmektedir.V listopadu-prosinci teplota výrazně klesá.
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.Prognosticul este mai pesimist în cazul pacienților cu arsuri mari, al pacienților vârstnici și al femeilor.
Prognoz geniş yanıkları olan hastalarda, daha yaşlı hastalarda ve kadın hastalarda daha kötü seyretmektedir.A prognózis rosszabb a nagyobb kiterjedésű égési sérülést elszenvedettek, az idősebbek és a nők esetében.
Bu arada olan biten her şeyi öz anneleri Nephele cennetten seyretmektedir.A király egyenként kínoztatta meg őket az édesanyjuk és a többi testvér szeme láttára.
Mesela yukarıdaki örnekte "Can film seyretmeyi sever.(Egy osztályismétlő emlékezései) „Szeretem hátulról nézni a bekapcsolt tévét.”