Yeni Zelanda nasıl bir yerdir? Avustralya kadar seyrek nüfuslu mudur?What's New Zealand like? Is it as sparsely populated as Australia?
Yağmur bu ülkede seyrektir.Rain is scarce in this country.
Taksiler sağanak sırasında seyrekti.Taxis are few and far between during a rainstorm.
O çok dikkatlidir bu nedenle seyrek hata yapar.She is very careful, so she seldom makes mistakes.
O seyrek olarak kiliseye gider.He rarely goes to church.
Tom çok seyrek olarak Mary'yi ziyarete gelir.Tom only comes to visit once in a blue moon.
Hava seyrekleşiyor.The air is rarefying.
Olaydan sonra, onların arkadaşları ve yakınları onları daha seyrek ziyaret etmeye başladı.After the incident, their friends and relatives began to visit them less frequently.
Tom seyrek şekilde döşenmiş bir dairede çok basit bir hayat yaşıyor.Tom lives a very simple life in a sparsely furnished apartment.
Ben buraya seyrek olarak gelirim. Ben genellikle caddenin karşısında alışveriş yaparım.I come here infrequently. I usually shop across the street.
Tom seyrek şarkı söyler ama sanırım bu gece söyleyecek.Tom seldom sings, but I think he will tonight.
Başka sinema ve video çerçeve oranları da vardır, fakat seyrek olarak kullanılır.Other cinema and video aspect ratios exist, but are used infrequently.
Uzaktan depolama birimi kullanıldığında, Time Machine seyrek paketler kullanır.When using remote storage, Time Machine uses sparse bundles.
Bütün olarak Yunanistan'da Slav kültür izleri çok seyrektir.Overall, traces of Slavic culture in Greece are very rare.
Şüphesiz ki etraflarında başka seyrek olarak başka Rumlar da yaşamaktaydı.You'd Think There Would Be More Suicides Around Here.
Demiryolunda seyrek yolcu trafiği vardır.There is a regular passenger traffic on the railroad.
Bütün fazlar ISM dünya standartlarına göre fazlasıyla seyrektir.Smoking rates in Cyprus are considered high by international standards.
Daha seyrek rastlanan türleri de vardır.There were also recurring features.
Seyrek de olsa Ima veya Imma Sumack adlarını da kullanmıştır.Some even carry the name Masudi or Masoodi.
Kadınlarda ise dökülme daha çok, saçların seyrekleşmesi şeklinde kendini gösterir.Females on the other hand, had more choices in terms of decorating their hair as adults.
Kadınlarda ve 50 yaşın altındaki kişlilerde daha seyrek rastlanır.There are more males than females below 50 years old.
Ve sadece size fikir vermesi adına, her ne kadar mutasyonlar nispeten seyrek olsalar daAnd just to give you an idea, even if mutations are relatively infrequent.
Bu tür durumlar hayli seyrek.These conditions are highly rare.
Ve bu daha önce olsa dahi çok seyrek bir bilimsel devrime sebep olmuştu.And that rarely, if ever, caused anything like the Scientific Revolution.
Ani ölüm çok seyrek olarak gerçekleşiyor.Sudden death has become very rare.
Pompadan uzaklaştıkça ölümler daha seyrekleşiyor.As you get further and further away from the pump, the deaths begin to grow less and less frequent.
Been - er - seyrek olarak gerçekten hiçbir kelime ... seyrek var!You've been--er--uncommonly--really there's no word to...Uncommonly!
Kaşlarınız seyrekse ya da şekillendirilmeleri gerekiyorsa, sadece dolgunlaştırın.Kaşlarınız seyrekse ya da şekillendirilmeleri gerekiyorsa, sadece dolgunlaştırın.
ve halen annem ve babamla seyrek de olsa iletişime geçiyorum.TD: And I still do get to keep in touch with my mother and father, albeit infrequently.
Başkalarının evine seyrek git, Yoksa onları bezdirir, nefretini kazanırsın.Let your foot be seldom in your neighbor's house, lest he be weary of you, and hate you.
Ne kadar seyrek şükredersiniz!"How little are the thanks you offer!"
Size işitme ve görme yeteneği ile beyinler verdi; siz pek seyrek şükrediyorsunuz.And He appointed for you hearing, and sight, and hearts; little thanks you show.
Seyrek Örnekleme:Subsampling:
Evden kaçırılıp evliliğe zorlanan kızların intihar etmesi seyrek rastlanan bir durum değil.In practice it is not infrequent that girls commit suicide.
Süt dişlerinde süpernümerer dişler, kalıcı dişlerde görüldüğünden daha seyrektir.Supernumerary teeth in deciduous (baby) teeth are less common than in permanent teeth.
İslam dışı Batı’daki Muhammed'in görsel imgeleri seyrektir.Visual images of Muhammad in the non-Islamic West have always been infrequent.
Geniş mayın tarlaları izlenimi yaratmak için genellikle seyrek şekilde yerleştirilirler.They are often spread thinly, to create an impression of minefields existing across large areas.
"Büyüyen kuşlarda seyrek olarak bir ensefalitik türev görülür."Occasionally an encephalitic form is seen in growing birds.
Daha küçük kolonilerde seyrek olarak bu diğer sumru türleriyle çiftleşebilirler.In smaller colonies, they may rarely mate with these other tern species.
Bölge seyrek nüfusludur.Otherwise, the region is sparsely populated.
Yağış genellikle seyrek ve düzensizdir ve çoğunlukla kış ve sonbahar aylarında görülür.Rainfall is generally light and erratic, and occurs mainly in the winter and autumn months.
Türkmen atı ise koşarken seyrek kuyruğunun arkasından salar.The Turkoman runs with its tail streaming behind.
Türkmen atı, çölde yetişen Arap atlarından daha uzundu ve seyrek bir yelesi vardı.The Turkoman was taller than the desert-bred Arabian and had a sparse mane.
Göğüs üzerinde kısa, seyrek siyah kıllar ve üç çapraz oluk vardır.It has short, sparse black bristles (setae) and three cross-grooves on the thorax.
Göl, seyrek görülen şiddetli don nedeniyle birkaç istisna dışında genellikle donmaz.The lake usually does not freeze with a few exceptions due to infrequent severe frost.
4. yüzyıldan kalma kalıntılar seyrek olup, bunların en önemlisi bir mozaik parçasıdır.Remains from the 4th century are sparse, the most important of which is a fragment of a mosaic.
Bu, onu İzlanda ve Norveç'ten sonra Avrupa'nın en seyrek nüfuslu üçüncü ülkesi yapıyor.This makes it the third most sparsely populated country in Europe, after Iceland and Norway.
Kayalık tepeler seyrek bitki örtüsüne sahiptir.The rocky top has little vegetation.
(Bu yol daha sonraki zamanlarda seyrek kullanılmıştır.)(This route was rarely used in later times.) [citation needed]
Seyrek olarak herhangi bir yer verisi kaydedildi.Seldom were any site data recorded.
Uygulamada, bu tür bölgeler her zaman seyrek nüfusludur.In practice, such territories are always sparsely populated.
Laponya, Kuzey Avrupa'da seyrek nüfuslu bir bölgedir.Lapland is a sparsely populated territory in Northern Europe.
Ölüm haberi medyada yayınlanmadı, [2] cenazesine ise seyrek katılım oldu. [3]News of her death was not broadcast in the media[2] and her funeral was sparsely attended.[3]
Seyrek olarak meyve gibi bitkisel gıda da alırlar.So werden Insekten und Früchte als Nahrung angenommen.
Akto Türkmenleri bir Uygur lehçesini konuşurlar 500 tane farklı ve seyrek olarak kullanılan sözleri vardır.Das Akto-Turkmenische gilt als ein besonderer uigurischer Dialekt, der 500 eigenständige Wörter besitzt.
Ancak bu zehre çok seyrek bir şekilde maruz kalmıştır.Das Gift selber ist als überaus wirksam erprobt worden.
Şüphesiz ki etraflarında başka seyrek olarak başka Rumlar da yaşamaktaydı.Im Umfeld und in umliegenden Vorgärten fanden sich weitere Teile wieder.
Seyrek görülür.Zur Erscheinung kommen.
Eskiden gözüken sisler artık çok seyrek görünür olmuştur.Was zuvor dunkel war, wird nun sichtbar.
Kedigiller familyasının en seyrek rastlanılan ve en az tanınan türüdür.Sie gehört zu den seltensten und am wenigsten erforschten Arten ihrer Familie.