Bu duruma sevinen köylü bayram eder.Αυτό εξαγριώνει τους χωρικούς, οι οποίοι εξεγείρονται.
Suyu bulduklarına çok sevinirler.Αγαπούσε τη μάθηση για τη χαρά που της προσέφερε.
(O namenlose Freude! - "Oh adlandırılmamış sevinç!").(«Πάντα Απαρατήρητο!» ή σε ελεύθερη απόδοση «Ακόμα Δεν Έχει Παρατηρηθεί!»).
(Mezmur 19:1) “RABB’in izzeti ebedî olsun; RAB işleriyle sevinsin.”Over ham skal Herrens Ånd hvile, og folkene skal søge hen til ham.
Uyanınca çok sevindim.Derefter vågnede han.
Sevinçle Turandot'un ismini üç defa bağırarak söyler; İran Prensi'de son bağırışına iştirak eder.Han råber hendes Turandot navn (tre gange) af glæde, og den persiske prins gentager hans sidste råb.
Bob, onun yaşama sevinci olmuştu.Hans private liv var lykkeligt.
Onun başına gelenlere sevinin!Hun tilgiver ham for hvad der er sket mellem dem.
Ancak bu sevinç uzun sürmedi.Glæden varede dog ikke længe.
Onları bulduktan sonra, sevinç gözyaşları insanlara dönüştü.Efter hendes død vendte lykken dramatisk for englænderne.
Pamina, Tamino’nun sadece resmini gördükten sonra kendisine âşık olmasından sevinç duyar.Pamina fryder sig ved at høre, at Tamino er forelsket i hende.
Kendimi ve diğer insanları bu albümle sevindirmek istedim.Og jeg kender kvinder er vil forbinde sig med albummet så meget.
Shun Alice'in geri dönmesine çok sevinir.Buzz kan ikke lide at Spyro stanger ham tilbage.
Baba ve oğul çok sevinçle yeniden buluşmalarını kutlarlar.Far og datter skal nu mødes for første gang.
Hüzün ve sevinç bir arada.Om accept og glæde.
Yıldızı gördüklerinde olağanüstü bir sevinç duydular.Men da de så Stjernen, bleve de såre meget glade.
Örneğin sevinç bir duygu, açlıksa bir duyumdur.Et simpelt eksempel er "jeg er hundesulten".
Sevinç duygusu bizi sarmıştı".Det frarøvede mig helt glæden over karaktererne."
Sevincim iki yüzdendi.Peristomet er dobbelt.
Karar filmin yabancı oyuncuları dahil tüm ekip içinde sevinçle karşılandı.Spillet blev godt modtaget, også af fans af filmen.
Doktor, sevinçle oradan ayrılır.Den glade bande kører væk.
Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içeydi.Tristhed med livsglæde, optimisme og fortvivlelse blev flettet sammen i hans digte.
Uyanınca çok sevindim.Folk våknet brått.
(Mezmur 19:1) “RABB’in izzeti ebedî olsun; RAB işleriyle sevinsin.”The Lord of the Locusts (Gresshoppenes herre) Dette er den onde hjernen bak problemene som rammer Dalen.
Wallis'i bulduklarında çok sevindiler ve onun resme olan yaklaşımını çok beğendiler.De var begeistret over å finne Wallis, og likte hans tilnærmelse til maleriet.
Ertesi gün büyük bir sevinç içinde Rûm (Anadolu) memleketine taarruz ettiler.”Folk som gikk forbi på kampdagen så da en lang rekke med rumper (cules).
Bu sevindiricidir."Men det er også en mulighet for lykksalighet.»
Şişman Karl sanki "kucağına düşen" bu üçüncü krallığı gayet sevinçle kabul etti.".Karl aksepterte med glede og fikk det tredje kongedømme til å «falle i sitt fang.»
Koç: Naci Özonay ^ "Büyük Kolej'de Koraç Kupası sevinci".«Unnskyld, er dette Kåre Spon Danseskole?»
Bu sonuç Vatikan'da büyük sevinç ve eğlentilerle karşılandı.Meldinger om denne store seieren ble møtt med glede og feiring i Venezia.
Buna bütün oyuncular da çok sevindi.Det ble tatt ille opp av skuespillerne.
Doktor hâlâ hayatta olduğu için sevinir.Glad over at hun var i live, samtykket.
Rahel bu duruma çok seviniyordu.Bosie levde nok så fornøyd på dem.
Büyük oyuncularla antrenmanlara çıkacak olmaktan çok sevinçliyim.Det leies inn profesjonelle skuespillere til hovedrollene.
Sevincim iki yüzdendi.Andre del er to tall.
Sevinç içinde bulunduğu durumdan tam anlamıyla hoşnut olma duygusudur.Det eneste stedet hvor hun følte seg virkelig lykkelig.
Halk onu büyük bir sevinç ve övgüyle karşılar.Hvor de ble hyllet med stående applaus og stor jubel!
Bu onu çok sevindiriyor tabii ki.Hal ini membuatnya sangat senang.
Ben çok sevindim.Saya sangat senang.
Chara (χαρά), Yunanca Sevinç anlamına gelmektedir.Chara (χαρά) berarti keceriaan dalam bahasa Yunani.
Kıral çok sevinmistir ve kabul ettiği şartı karşılanmaya hemen hazırdır.Raja merasa puas, langsung menanyakan kapan berangkat.
Örnek: Yarın bize gelirsen sevinirim.Misalnya: kemarin, besok Kata keterangan tempat.
Allah her şeyin doğrusunu bilir ki; çok sevindik ve memnun olduk.Pengertiannya yaitu; Kita dan semuanya adalah bagian dari dzat Allah.
Mustafa çok sevinir.Fadil sangat senang.
Doktor, sevinçle oradan ayrılır.Ia meneruskan perjalanannya dengan sukacita.
Paris halkı onları büyük bir sevinç ile karşıladı.Rakyat menyambutnya dengan gembira.
Geçit törenlerinin birçok nedeni vardır fakat genellikle bir tür sevinç için yapılır.Parade umumnya dilakukan atas sejumlah alasan, namun umumnya dilakukan terkait dalam suatu perayaan tertentu.
İşte, Mesih’in gücü içimde bulunsun diye güçsüzlüklerimle sevinerek daha çok övüneceğim.Sebab itu terlebih suka aku bermegah atas kelemahanku, supaya kuasa Kristus turun menaungi aku.
Kızının evlenemeyeceğini düşünen baba bu duruma oldukça sevinmiştir.Itulah sebabnya Ibu Sunti tidak rela jika anak-cucunya ada yang tidak menikah.
Köylülerim sevinçliydi, neşeliydi.Mereka tinggal di desa dan bahagia.
Shun Alice'in geri dönmesine çok sevinir.Aang amat senang melihat Appa kembali.
Uyanınca çok sevindim.Orang-orang masih berusaha untuk bangun.
Ayrıca Copa del Rey ve Supercopa de España'da da şampiyonluk sevinci yaşadı.Super Depor juga telah dua kali memenangkan Copa del Rey dan tiga kali menjadi juara Supercopa de España.
Bu duruma çok şaşırmış ama sevinmişti.Kaget namun terkesan dengan tontonan ini, ia memutuskan untuk tinggal disana.
Bütün dünya esenlik ve barış içinde sevinçle haykırıyor.Rakyat pun hidup damai dan sejahtera.
Yıldızı gördüklerinde olağanüstü bir sevinç duydular.Hingga dalam keputusasaannya Bintang bertemu dengan Riang.
Kralın bu mutlakiyetçi tutumu kralcıları sevindirdi.Maka Raja Mataram yang malang itu merasa lega.
Wallis'i bulduklarında çok sevindiler ve onun resme olan yaklaşımını çok beğendiler.Mereka sangat terkesan dengan karya-karya Wallis dan langsung mengajaknya untuk bergabung dalam kelompoknya.
Sarayda büyük bir sevinç vardır.Hội đường sang trọng trong cung điện.
Sevinç duygusu bizi sarmıştı".Niềm vui đã truyền cảm hứng cho tôi."