Şifreli mesajlaşmanın savunucusu oldu.He became an advocate for encrypted messaging.
Kasaba, Caïd Çafa komutasındaki Cezayir ordusunun küçük bir garnizonu tarafından savunulmaktadır.The town was defended by a small garrison of the Algerian army commanded by the caïd Çafa.
10.000 yaşından daha az, ancak bazıları bu görüşü yalnızca Güneş Sistemimiz için savunuyor.Less than 10,000 years old, but some hold this view only for our Solar System.
Tüm hesaplara göre John Hicks, Morishima'nın İngiltere'deki kariyerinin kararlı bir savunucusuydu.By all accounts, John Hicks was a committed advocate of Morishima's careership in England.
Baas Partisinin kıdemli bir üyesi olan Dürubi, sosyalizmin ve pan-Arap birliğinin savunucusuydu.A veteran member of the Ba'ath Party, Droubi was an advocate of socialism and pan-Arab unity.
Arap Sosyalist Baas Partisi böyle bir birliğin önde gelen savunucusuydu.[1]The Arab Socialist Ba'ath Party was the leading advocate of such a union.[3]
Birliğin savunucuları Nasır'ın Suriye'yi yönetmek için Baas Partisini kullanacağına inanıyorlardı.Advocates of the union believed that Nasser would use the Ba'ath Party for ruling Syria.
Anlamın bu süreç esnasında yaratıldığını ve ondan önce var olmadığını savunurlar.They hold that meaning is created in this process and does not exist prior to it.
1440 yılında Belgrad Osmanlılar tarafından kuşatıldı, ancak şehir başarıyla savunuldu. [3]In 1440, Belgrade was besieged by Ottomans, but the city was successfully defended.[3]
Owen Flanagan, Jackson'ın düşünce deneyinin "yenilmesinin kolay olduğunu" savunur.Owen Flanagan argues that Jackson's thought experiment "is easy to defeat".
Mary'nin salıverilmeden sonra fiilen edindiği bilginin tanıdık bilgisi olduğunu savunuyor.He argues that the knowledge Mary actually acquires post-release is acquaintance knowledge.
Moro savunucuları kratere çekildi ve çatışma akşama kadar devam etti.Moro defenders retreated into the crater, and fighting continued until nightfall.
Timiryazev, Rusya'da Charles Darwin'in evrim teorisinin önemli bir savunucusuydu.Timiryazev was a major proponent of the evolution theory of Charles Darwin in Russia.
Firavunluğun en önemli savunucusu Taha Hüseyin'di.Pharaonism's most notable advocate was Taha Hussein.
Batılı güçlere karşı savaşın ana savunucularından biriydi.He was a main proponent of the war against the Occidental powers.
Araki, Şova döneminde militarizmin ve yayılmacılığın ana savunucularından biriydi.Araki was one of the main proponents of militarism and expansionism during the Shōwa era.
Kanin, Devlet Şintoculuğu'nun ana savunucularından biriydi.Kan'in was one of the main proponents of State Shinto.
Savunuculuk ve Rehabilitasyon ÇalışmalarıAdvocacy and rehabilitation work
Pembe Mentesh, kadın hakları savunucusu ve destekçisi (Kıbrıs Türk kökenli)[1]Pembe Mentesh, campaigner and supporter of women's rights (Turkish Cypriot origin)[1]
Endosimbiyotik teori mitokondri ve kloroplastların bakteriyel kökenleri olduğunu savunur.The endosymbiotic theory holds that mitochondria and chloroplasts have bacterial origins.
Simyanın bunu kolaylaştırmak için tasarlanmış bir "Batı Yogası " olduğunu savunuyor.Alchemy, he argues, is a 'Western Yoga' which was designed to facilitate this.
Hayvan hakları savunucularının listesi Hayvan-sanayi kompleksi TürcülükList of animal rights advocates Animal–industrial complex Speciesism
Taylor ayrıca, Hobbes-Bentham görüşünün kabul edilemez bir özgürlük görüşü olduğunu savunur.Further, Taylor argues that the Hobbes-Bentham view is indefensible as a view of freedom.
Son olarak, Hochschild, duygusal emeğin küreselleştiğini savunuyor.Finally, Hochschild argues, emotional labor has gone global.
The Second Shift'te, ailenin "durmuş bir devrim" içinde sıkışıp kaldığını savunuyor.In The Second Shift, she argues that the family has been stuck in a "stalled revolution."
Putları reddederek sadece İbrahim’in, Musa’nın ve İsa’nın Tanrısı’nın tapılmaya değer olduğunu savunurlar.Mose und Abraham soll er – in Gesellschaft des Erzengels Gabriel – bereits unterwegs getroffen haben.
Ancak Arica İspanyollar tarafından çok yüksek kayıplara rağmen savunulur.Arica konnte von den Spaniern unter starken Verlusten verteidigt werden.
Onun isteği mülkiyet hakkını yok etmek, ben ise onu savunuyorum.Sie will das Recht auf Eigentum zerstören, ich will es erklären.
İlk kadın hareketleri üyeleri kadın hakları savunucuları olarak adlandırılmıştır.Die Mitglieder der ersten Frauenbewegung wurden Frauenrechtlerinnen genannt.
Eugene Webb farklı bir yorumu savunur.Eugene Webb nimmt eine andere Perspektive ein.
Hep beni savunuyorsunuz, şimdi bunu haklı çıkaracak harika şarkılarım var.Ihr habt immer zu mir gehalten, also habt ihr nun ein paar großartige Songs, die das rechtfertigen.
Dilin bir an önce konuşma diline yaklaştırılması gerekliliğini savunur.Und hüte deine Zunge wohl, Bald ist ein böses Wort gesagt!
Buna karşın İtalya, sınırın tam zirve üzerinden geçtiğini savunur.Von Italien wird die Auffassung vertreten, die Grenze verlaufe genau über den Gipfel.
Cibali'nin partisi reformcu kanat savunucusu olarak kabul edilir.Jebali wird dem Reformflügel seiner Partei zugerechnet.
Bu inanışta sorgulayıcı tutum, inanarak kabul etme, bilinçli olarak edimlerde bulunma savunulmaktadır.Streck deine Hand aus und leg sie in meine Seite und sei nicht ungläubig, sondern gläubig!
Kadın-erkek ayrımına karşı çıkıyor, bütün insanların eşitliğini savunuyordu.Er war gegen die Trennung von Mann und Frau und vertrat die Gleichheit aller Menschen.
Protestan ülkelerde kadın hakları savunucuları imza listeleri oluşturmakla uğraşmışlardır.Frauenrechtlerinnen in protestantischen Ländern engagierten sich sehr im Sammeln von Unterschriftslisten.
Dönemin hayvan hakları savunucuları halkı Sovyet büyükelçiliklerinde protesto yapmaya davet etti.Tierrechtsgruppen forderten die Öffentlichkeit zu Demonstrationen vor sowjetischen Botschaften auf.
Rahipler duaları Arnavutça okununca Allah'ın anlamayacağını savunuyordu.Priester lehrten, dass Gott keine auf Albanisch gesprochenen Gebete verstehen würde.
Kimi Schiller’i özgürlüğün şairi olarak, kimileri de halkın medeniyetinin savunucusu olarak görmüştür.Den einen galt Schiller als Dichter der Freiheit, den anderen als Verteidiger bürgerlicher Gesittung.
Avrupa Birliği'ne inanmış, Avrupa savunucusu olarak bilinmektedir.In der Europäischen Union gibt es als Ombudsmann den Europäischen Bürgerbeauftragten.
Bizans savunucuları savaşı kazandı.Die byzantinischen Verteidiger gewannen die Schlacht.
Laikliğin güçlü bir savunucusu olan Eflak, din ve devlet işlerinin ayrılığını savunmaktaydı.Er war zeit seines Lebens ein strikter Verfechter der Trennung von Kirche und Staat.
Bookchin radikal anti-kapitalist ve toplumsal özyönetimin sözünü esirgemez savunucusu idi.Bookchin war ein radikaler Antikapitalist und Befürworter der Dezentralisierung.
Her çift birlikte kendilerine ait bölgeyi savunur.Jedes Paar verteidigt sein Territorium gegen Artgenossen.
Tam adı ise "Voltran:Evrenin Savunucusu"dur.Alternativer deutscher Titel: Voltron – Verteidiger des Universums.
Nadir Dünya savunucuları Güneş benzeri sistemler dışında yaşam olamayacağını savunuyorlar.Rare-Earth-Befürworter behaupten, dass Leben in solchen Systemen ausgeschlossen ist.
Hareket eylemlerinde pasifizmi savunuyordu.Gegen die Gehaltskürzung reichte sie Klage ein.
Hatta köyün muhtarına karşı onu savunur.Gleichzeitig aber warnt sie ihn vor dem Stadthauptmann.
10.Bölüm Savunucu!Abschnitt 10. Der Instandsetzungsdienst.
Doğal hukuk, hukuk ve adalet arasında esaslı bir bağ olduğunu savunur.Eine notwendige Verbindung zwischen Recht und Gerechtigkeit wird abgestritten.
Nigel Smith (1980) - kadın hakları savunucusu.Abby Johnson (* 1980) ist eine US-amerikanische Lebensrechtsaktivistin.
Hakikatin insanın içinde olduğunu savunur.Die Wahrheit liegt im Inneren des Menschen.
Ancak Tuncel Kurtiz negatiflerin kaybolmadığını savunuyor.Das Magazin merkte das Fehlen von klanglicher Untermalung negativ an.
Liberal feminist teorinin klasik savunucusu olarak Mary Wollstonecraft kabul edilmektedir.A vindication of the rights of woman (Ein Plädoyer für die Rechte der Frau) von Mary Wollstonecraft erscheint.
Erkekler birbirlerine karşı kontrol alanlarını sert şekilde savunurlar.Die Städte haben das Recht, sich gegenseitig zu kontrollieren.
Kendi çıkarlarını savunuyor." diye konuşma yaparak tanıyabilecekleri söylemiştir.Sie nämlich ehrten ihn „indem sie sich selbst nützten“.
Vinzent (2004): Bu filmde bir hayvan hakları savunucusunu canlandırmıştır.Visser (2004) vermutet eine hormonelle Steuerung dieser Prozesse.
Elbise hayvan hakları savunucularının eleştirilerine maruz kaldı.Die Erfindung wurde von Tierschützern kritisiert.
Ekonomik olarak ise sosyal piyasa ekonomisini savunur.Die Verteidigung der freien sozialen Marktwirtschaft.