"Yaşarken, son nefesine kadar onu savunurlar: ölüyken, intikam almak için bir sebep yoktur.«I live ville de ha beskyttet ham til siste åndedrett; død var det ingen hensikt å hevne ham.
Dönemin hayvan hakları savunucuları halkı Sovyet büyükelçiliklerinde protesto yapmaya davet etti.Dyrerettighetsgrupper den gang oppfordret allmennheten til å protestere utenfor sovjetiske ambassader.
İnsanların yaptıkları şeyi neden yaptıklarını her zaman bilmediklerini savunur.Ingen av dem forstår alltid hvorfor de handler slik de gjør.
Açık toplum yapısı sivil toplumun açık topluma geçişte itici güç olduğunu savunur.En kritisk offentlig debatt er derfor bærebjelken i et åpent samfunn.
Bunun dışında parlamentonun göstermelik olduğu halk tarafından savunulmakta.Det utnevner dessuten regjeringen, som må godkjennes av parlamentet.
Halefi Adhubal, Selinus'un uzun süre savunulamayacağına karar verdi ve kasaba ateşe verildi.Hans etterfølger, Adhubal, bestemte at Selinus ikke lenger kunne være innsperret og fikk byen ødelagt.
Astrud aynı zamanda sıkı bir hayvan hakları savunucusudur.Bentham var også en tidlig forkjemper for dyrs rettigheter.
O çok yavaş başlıyor ama sonra ben kendimi savunuyorum ve 'Hayır!' diyorum."Han reiser seg opp, snur seg mot henne sakte og sier «Det er du!
Cercle Social dönemin ünlü kadın hakları savunucusu Sophie de Condorcet'in evinde buluşurdu.Foreningen hadde tidvis møter hos feministen Sophie de Condorcet.
Askeri açıdan savunulamaz olduğu gerekçesiyle Trajan'ın Mezopotamya'daki fetihlerinden feragât etti.Han overga Trajans erobringer i Mesopotamia, som han mente var umulig å forsvare.
Erkekler oldukça fazla derecede bölgelerini savunur ve boyutlarına göre çok vahşidirler.Hannene er ekstremt territoriale og gjerne svært voldsomme i forhold til størrelsen.
Kimileri iyi bir dans şarkısı olduğunu savunurken diğerleri "sıradan" olarak tanımladı.Noen roste deres utseende mens andre kalte dem "rare".
DIN Avrupa ve uluslararası platformda standardizasyon alanındaki Alman menfaatlerini savunur.DIN representerer Tyskland i internasjonale standardiseringsspørsmål og avgjørelser.
Birliğin siyasi görüşlerini ve prensiplerini savunurlar.Prinsipprogrammet drøfter partiets verdier og prinsipper.
Avrupa Federalizmi'nin savunucuları arasında yer almıştır.Samtidig engasjerte han seg i Unionen av europeiske føderalister.
Ayrıca aynı donanmanın dünyanın çevresinde Ferdinand Magellan’dan önce döndüğünü savunur.Han var den andre som seilte jorden rundt etter Ferdinand Magellans ekspedisjon.
Aralarında 2003 yılında Nobel Barış Ödülü kazanan Shirin Ebadi'ninde bulunduğu bir grupp tarafından savunuldu.Shirin Ebadi, vinner av Nobels fredspris i 2003, ble født i denne byen.
Bu durumun adaleti bozduğunu, güçlüyü daha güçlü yaptığını savunur.Det som ikke ødelegger meg gjør meg sterkere.
Protestan ülkelerde kadın hakları savunucuları imza listeleri oluşturmakla uğraşmışlardır.I USA jobber Safe Hands For Girls med prosjektet Breaking Barriers.
Fakat agnostisizm, tanrının var olup olmadığının bilinmediğini veya asla bilinemeyeceğini savunur.Agnostisisme innebærer at man mener at det ikke er mulig å vite om noen gud(er) eksisterer eller ikke.
Bu korkunun da erkekteki iğdiş edilme (hadım edilme) korkusuna karşılık geldiğini savunur.Dan rahmat-Nya turun-temurun atas orang yang takut akan Dia.
Bir 2011 dosyası Big Bang‘in kendisinin bir beyaz delik olduğunu savunur.Sebuah makalah yang terbit pada tahun 2011 berpendapat bahwa Big Bang sendiri adalah sebuah lubang putih.
Hep beni savunuyorsunuz, şimdi bunu haklı çıkaracak harika şarkılarım var.Kalian selalu membela saya, jadi sekarang Anda punya beberapa lagu yang bagus untuk membenarkan itu.
Greenwald anayasal ve sivil haklar savunucusu olarak çalıştı.Greenwald pernah menjadi pengacara konstitusional dan hak sipil.
Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz.Pertahankanlah eksistensi tanah air kita itu.
Al Jazeera'nin Orta Doğu daki siyasi anlamda bağımsız yayın yapan tek kanal olduğu savunulmaktadır.Al Jazeera mengklaim sebagai satu-satunya stasiun TV yang independen secara politik di Timur Tengah.
Ancak, genetik alanlarda gelişmeler devam edince bu görüşler daha az savunulur olmaya başladılar.Namun karena bidang genetik terus berkembang, pandangan tersebut menjadi kurang mendasar.
Almanya, Avrupa ekonomik ve siyasi bütünleşme hareketinin sıkı bir savunucusudur.Jerman merupakan pencetus ekonomi dan integrasi politik Eropa.
Tolstoy, pasifizmin bir başka ateşli savunucusuydu.Tolstoy adalah penganjur pasifisme yang gigih lainnya.
1920'lerde diğer hava gücü savunucuları Walther Wever, Billy Mitchell ve Hugh Trenchard'ın çağdaşıydı.Douhet adalah kontemporer tahun 1920-an pendukung peperangan udara Billy Mitchell dan Sir Hugh Trenchard.
Çin’deki Sarı İmparator, Cornelius Celsus, Galen ve Hippocrates kan boşaltma yöntemini savunuyordu.Yellow Emperor dari Tiongkok, Cornelius Celsus, Galen, dan Hippocrates menyarankan pengeluaran darah.
Pasifizm savunusu tarihte ve edebiyatta çok eski zamanlardan beri görülebilir.Anjuran pasifisme dapat ditemukan jauh di dalam sejarah dan literatur.
Şogun yönetminin önde gelen savunucuları hapse atılacak ancak idam edilmeyeceklerdir.Sejumlah pendukung mantan shogun dipenjara, namun tidak dihukum mati.
Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu.Ia diberi dukungan militer oleh Prancis pada akhirnya.
Tekvin 1-37'nin, yazılmış en eski belge olabileceğini savunur.Kejadian 1-37 kemungkinan adalah suatu transkrip atau salinan dari catatan sejarah tertulis yang lebih kuno.
Sosyal ve ekolojik sorunların çözülmesinin denenmesi gerektiğini savunur.Ia mendedikasikan hidupnya memperjuangkan keadilan ekologis dan sosial di Indonesia.
Karl Marx, Emile Durkheim ve Max Weber modernitenin sosyoloji alanında üç önemli savunucularındandır.Durkheim, Marx, dan Weber biasanya disebut sebagai tiga arsitek utama ilmu sosial modern.
Haeckel aynı zamanada "öjenizm" savunucusu idi.Hawkeye memutuskan untuk menjadi "seorang yang jujur" sejak saat itu.
Radikal demokrasi kavramını savunur.Melindungi asas demokrasi.
Bir çoklarınca Britanya tarafından yapılan en iyi tank tasarımı olduğu savunulur.Operasi ini merupakan pertempuran tank paling besar yang pernah dialami Britania Raya.
İşçi sınıfının ortak ve kitlesel mücadelesini savunur.Sebagian besar diantaranya merefleksikan kehidupan dan perjuangan kelas pekerja.
2007'de, barış ve insan hakları savunucusu olmak için Somali'ye geri döndü.Năm 2007, cô trở về Somalia để ủng hộ hòa bình và nhân quyền.
Son olarak, onun biricik dostu ve savunucusu dul prenses seçmen Sophia 1714 yılında öldü.Cuối cùng, người bạn thân và cũng là người bảo vệ ông, Nữ Tuyển hầu tước Sophia, qua đời năm 1714.
Tam adı ise "Voltran:Evrenin Savunucusu"dur.Chương trình có tựa đề Voltron: Defender of the Universe (Voltron: Người bảo vệ vũ trụ).
Bütün beyaz sumrular gibi, yuvasını ve yavruyu savunurlar ve davetsiz misafirlere saldırırlar.Giống như tất cả đàn chim nhạn trắng, nó bảo vệ tổ của nó và bảo vệ con, chống lại những kẻ xâm nhập.
Mahkemelerde herkes kendi davasını savunurdu.Những trường hợp khác các gia đình đều lôi nhau ra tòa.
Koruyucu tanrıça olarak firavunun savunucusu ve koruyucusu olarak görülürdü.Ông được coi là cha và người bảo vệ cho các pharaoh.
Andropov, şiddetle Afganistan'a müdahale edilmesini savunuyordu.Andropov đóng vai trò quan trọng trong quyết định tiến đánh Afghanistan năm 1979.
O zaman kimin insan haklarını savunuyoruz, sorusu geliyor akla.Sau khi được xác nhận lại về việc dùng quyền trợ giúp, đáp án đúng của câu hỏi sẽ xuất hiện.
Olayın avukatlığını ünlü İnsan hakları savunucusu Stanislav Markelov üstlenmiştir.Cô bị bắn chết cùng với luật sư bảo vệ nhân quyền Stanislav Markelov, một mục tiêu khác của tên sát nhân.
Sonraları senatör olduğunda, İsrail'in güçlü bir savunucusu ve destekçisi olur.上院議員になると彼はイスラエルの強力な支持者となっていった。
1905 - Albert Einstein; kuanta gerçekliğinin fotoelektrik etkiyi açıklayacağını savunur.1905年 - アルベルト・アインシュタインが量子の実在性が光電効果を説明するであろうと主張する。
Üstü kapalı bir şekilde O'nu savunur da.一護に余計なことを言ってはドツかれている。
Nihilizm'in aşılması gereken bir şey olduğunu savunur.そしてニヒリズムを乗り越えるべき、とした。
Onun en ateşli savunucusu ise Yahudi bilgini Akiba idi.熊本では講道館柔道よりも、まだ古流柔術の方が盛んであった。
Ben ise, bu durumda kendilerini tuzağa düşürmüş olacaklarını savunur.只今ノゴトキ悪言ヲ被申候哉(清正、それがしを誰と思って今のような暴言を吐いたのか)」と恫喝した。
Bir hayvan hakları savunucusudur.動物の権利の活動家である。
Genellikle muhafazakar eğilimli kanaat önderleri ve politikacılar tarafından savunulur.一般には保守主義者あるいは新保守主義者とされる。
Kuşatma sırasında kent Sirakuzalı Arşimet'in tasarlayıp geliştirdiği silahlarla savunuldu.包囲戦の間、街はアルキメデスが発明した兵器によって防衛されていた。
Mary Wollstonecraft (27 Nisan 1759 - 10 Eylül 1797), İngiliz yazar, filozof ve kadın hakları savunucusu.メアリ・ウルストンクラフト(英: Mary Wollstonecraft、1759年4月27日 - 1797年9月10日)は、イギリスの社会思想家で、作家、フェミニズムの先駆者である。