11 Eylül'de Polonya'nın başkentinin her ne pahasına olursan olsun savunulmasını emretti.W Brześciu 11 września wydał Wytyczne, w których wzywał do bezwzględnej obrony stolicy Polski.
Özel girişimciliği savunur ve devletin ekonomik hayata müdahale etmesine karşı çıkar.Opowiadał się za szczelną polityką fiskalną oraz sprzeciwiał się ingerencji państwa w gospodarkę.
O zaman kimin insan haklarını savunuyoruz, sorusu geliyor akla.Pytanie, co prawo powinno przyznawać, pozostaje bez odpowiedzi.
Her çift birlikte kendilerine ait bölgeyi savunur.Oba ptaki z pary bronią swego terytorium.
Mahkemelerde herkes kendi davasını savunurdu.Mieszkańcy dochodzili swych praw w sądach.
Ekonomik olarak ise sosyal piyasa ekonomisini savunur.Poparła społeczną gospodarkę rynkową.
Bu durumda Alman kuvvetlerinin bulundukları mevziler artık savunulamaz duruma gelmişti.Jakieś punkty oporu niemieckiego musiał się tutaj znajdować.
Tarih boyunca ordu, ülkenin savunulmasında önemli bir rol oynamıştır.Z czasem zaczęły pełnić one rolę ważnego aparatu obrony państwa.
Hatta köyün muhtarına karşı onu savunur.Zapłać za nią komornikowi!.
Bunun dışında parlamentonun göstermelik olduğu halk tarafından savunulmakta.Określa, że suwerenem jest naród, reprezentowany przez parlament.
İkisi de Jansenizm denen bölücü bir katolik grubun savunucusu olan Jean Guillebert’in takipçisiydi.Obaj mężczyźni byli zwolennikami Jeana Guilleberta, orędownika odłamu chrześcijaństwa zwanego jansenizmem.
Radikal demokrasi kavramını savunur.Głosiła radykalne hasła społeczne.
Dünya hakkındaki önemli olan bilginin yalnızca deney ötesi yöntemlerle elde edilebileceğini savunur.Fakty z kolei możliwe są do poznania tylko za pomocą nauk eksperymentalnych.
Atasözleri, bir düşünce açıklanırken ya da savunulurken tanık olarak da gösterilirler.Może to być irytujące, gdy podczas wystąpienia mówca coś prezentuje lub pokazuje.
Malakanlar ise; bu inanca itiraz ederek haftanın her gününde süt içilebileceğini savunuyorlardı.Wierni odprawiają adorację ubłagania ostatniego dnia każdego miesiąca.
Bazı savunucuları Kola Yarımadası, Finnmark, Torne Vadisi, İngriya ve Estonya'yı da dahil etmekteydi.Niektóre propozycje włączały w jej skład także Ingrię, Estonię, północny Finnmark i dolinę Torne.
Ancak bu arada Harkov, savunulamaz duruma gelmişti.W tym czasie Berno przygotowywało się do obrony.
17 Aralık'ta , son mağara dizisi de alındı ve savunucuları istila edildi.17 grudnia ostatnia jaskinia została zdobyta.
Almanya, Avrupa ekonomik ve siyasi bütünleşme hareketinin sıkı bir savunucusudur.Rzecznik zjednoczenia Europy pod względem gospodarczym i obronnym.
Aynı yuva çift tarafından yıllarca savunulabilir.Może być używane przez kilka lat z rzędu przez tę samą parę.
Parti, Mısır'ın milli kimliğinin savunuculuğunu yapmaktaydı.Legion wchodził w skład Ukraińskiej Samoobrony Narodowej.
İngiliz Reform hareketinin kurucularından ve savunucularındandır.Zajmował się dziejami Anglii i kontrreformacją.
Bir 2011 dosyası Big Bang‘in kendisinin bir beyaz delik olduğunu savunur.En artikel från år 2011 hävdar att Big Bang i sig är ett vitt hål.
Danimarka'da son mermi kalana kadar savunulması gerektiğini emretti.Som sådan var han av åsikten att Danmark skulle försvaras till sista kulan.
Çıkar kendimi savunurum dedi.Han svarade: Jag gick själv.
Avrupa değerlerinin bu paylaşılan ortak mirasın üzerine kurulması savunulur.De europeiska värdena antas vara grundade i denna gemensamma historia.
Çin’deki Sarı İmparator, Cornelius Celsus, Galen ve Hippocrates kan boşaltma yöntemini savunuyordu.Den Gule Kejsaren av Kina, Cornelius Celsus, Galenos och Hippokrates förespråkade åderlåtning.
Avrupa Federalizmi'nin savunucuları arasında yer almıştır.Partiet presenterar sig där som förespråkare av federalism.
Türkiye'nin ilk kadın avukatı ve kadın hakları savunucularındandır.Hon var en av Sveriges första kvinnliga jurister och advokater.
1928) 2005 - Rosa Parks, Amerikalı insan hakları savunucusu (d.2005 – Rosa Parks, amerikansk medborgarrättskämpe.
2013 yılında Uluslararası Af Örgütü tarafından İnsan Hakları Savunucusu Ödülüne aday gösterildi.Han mottog FN:s pris för mänskliga rättigheter 2013.
Hatta bu yüzden bazı bilimciler onların tek bir tür olduğunu savunurlar.Vissa behandlar dock dem fortfarande som en och samma art.
Hava savaşında, stratejik bombardımanın önemli bir savunucusu oldu.Strategic Defense Initiative var ett av många försvarsprojekt som han motsatte sig.
Eugene Webb farklı bir yorumu savunur.Steuart Campbell föreslår en alternativ förklaring.
Liberaller serbest ticareti savunuyorlardı.Koalitionspartnern liberalerna var för.
Bu korkunc katliamdan şehir savunucularından sadece 800 kişi kurtulabildi.Endast åtta judar överlevde denna massaker.
10.Bölüm Savunucu!Urdatorns hämnd 10.
Onun isteği mülkiyet hakkını yok etmek, ben ise onu savunuyorum.Han vill bara bevisa sin äganderätt till henne, antyder hon.
Koruyucu tanrıça olarak firavunun savunucusu ve koruyucusu olarak görülürdü.Han var Inkarikets beskyddare och solens gud.
Bu hat Britanya'da işgal edilen bölgenin savunulması için tahkim edilmiştir.Förbandet hade bildats i Storbritannien för att strida i det ockuperade Polen.
Bizans savunucuları savaşı kazandı.De norska styrkorna vann slaget.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu anlayış, savunulamaz ve kuramsal olarak temellendirilemez olmuştur.De är väl bevarade från sekelskiftet såväl utvändigt som invändigt.
Drogheda kasabasının savunulmasına karar verilir.Vi får bevittna försvaret av staden Polotsk.
Ostrogotlar, Bizanslı savunucuları açık sahada yapılan ilk muharebede yenilgiye uğrattılar.Därför blev han lätt besegrad av Spindelmannen i deras första strid.
Ayrıca bir WWE takım kemeri ilk kez Hell in a Cell maçında savunulmuş oldu.Även dieselmotor kom för första gången i Kadett.
Almanya, Avrupa ekonomik ve siyasi bütünleşme hareketinin sıkı bir savunucusudur.Hon är en stark förespråkare för demokratiska och ekonomiska reformer i landet.
Uluslararası hakemlik kurumunun savunucularındandır.Jurymedlemmarna kommer från internationella designföretag.
Bu yapılar Yeni Fransa'daki tek düzenli birlik olan Troupes de la Marine tarafından savunulmuşlardır.Kärnan i Nya Frankrikes stridskrafter utgjordes av marintrupper (troupes de la Marine).
Tanrıçayı gücendirip inciten kendi olduğunu ve cezayı kendinin çekmesi gerektiğini savunur.När han ärat gudinnan ska han vända om och retirera.
Çiftler bölgelerini savunurlar.Varje par försvarar ett revir.
Kimse inançları yüzünden -ki bunlar dini inanç bile olsa- rahatsız edilmeyecektir ilkesini savunuyordu.Även utan religion, även som icke-troende, har vi förmågan att befrämja dessa ting.
Willy Brandt, Speer'in en güçlü savunucusu oldu.Fredy Barth satte snabbaste varv.
Bir anarşist kol ise şiddeti savunur.Ett anarkistiskt samhälle är därför för fri invandring.
Çin’deki Sarı İmparator, Cornelius Celsus, Galen ve Hippocrates kan boşaltma yöntemini savunuyordu.Жовтий імператор Китаю, Корнелій Цельс, Гален та Гіппократ рекомендували кровопускання.
Türkiye'nin ilk kadın avukatı ve kadın hakları savunucularındandır.Перша українка — жінка-адвокат та жінка-журналіст.
11 Şubat 2017) ,Fransız kadın hakları savunucusu aktivist.24 вересня 1970), була активною захисницею жіночих прав.
Gezgin erkekler bölgelerini savunur ve diğerleri üzerinde gövde boyutları ile baskınlık kurarlar.Хтось викликає підмогу, а хтось зламує замки на скринях.
Ashe aktif olarak insan hakları savunucusu oldu.Tooji є активним борцем за права людини.
Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz.Ти продала свою націю.
Vadi, tepelerle ve ormanlarla kaplı olduğundan savunulması kolaydı.Місце було зручне, з усіх сторін захищене лісами і пагорбами.