1971'de insan hakları savunucularından Yelena G. Bonner ile evlendi.Casou com a activista dos direitos humanos Yelena Bonner em 1972.
Bookchin radikal anti-kapitalist ve toplumsal özyönetimin sözünü esirgemez savunucusu idi.Bookchin permaneceu um anti-capitalista radical defensor da descentralização da sociedade.
Afrika'da Monotelitizm genellikle Mısır'dan gelen mülteciler tarafından savunuluyordu.Na África, o último foi principalmente defendido por refugiados do Egito.
1801) 1810 - Margaret Fuller, Amerikalı gazeteci ve kadın hakları savunucusu (ö.1810 – Margaret Fuller, jornalista e feminista norte-americana (m. 1850).
Humat al-Hima (Türkçe:Anavatan Savunucuları), Afrika ülkesi Tunus'un ulusal marşıdır.Humat al-Hima (em português: Defensores da Pátria) é o hino nacional da Tunísia.
Bu korkunc katliamdan şehir savunucularından sadece 800 kişi kurtulabildi.Apenas 800 conseguiram fugir do massacre que se seguiu.
Koruyucu tanrıça olarak firavunun savunucusu ve koruyucusu olarak görülürdü.A deusa era também encarada como protectora do faraó.
Bazı bilim adamları ise eserin 5. asırda yazıldığını savunurlar.Contudo, alguns estudiosos conservadores argumentam que pode ter sido escrita em 45 d.
Pentagon ise PJAK'a destek verildiğinden haberdar olmadığını savunuyor.Peter sugere que eles não comam o biscoito.
Vinzent (2004): Bu filmde bir hayvan hakları savunucusunu canlandırmıştır.Masseti (2001) sugere a coexistência destes animais com seres humanos.
Kayıtlara göre en son Aralık 1941 tarihinde Moskova'nın savunulmasında kullanıldılar.O último uso em registrado em combate foi durante a Batalha de Moscou, em dezembro de 1941.
Eugene Webb farklı bir yorumu savunur.O padre Blackwood faz uma pergunta importante.
Bir hayvan hakları savunucusudur.É defensora dos direitos dos animais.
Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz.Morro por defender os direitos da minha pátria.
Çıkar kendimi savunurum dedi.Guardai-me e defendei-me como coisa própria vossa.
Wächter'in, Genel Hükümet'in önde gelen savunucularından biri olarak belirtilmektedir.Thomas é visto como um dos juízes conservadores da Corte.
Hava savaşında, stratejik bombardımanın önemli bir savunucusu oldu.Contudo, Wever reconhecia a importância do bombardeamento estratégico.
Radikal demokrasi kavramını savunur.O futuro da Política Radical.
Savunurken taş heykele dönüşür.O disco se transforma em ouro.
Kültürel asimilasyona karşı çok kültürlülük savunuldu.Trata-se portanto de um processo de assimilação cultural.
Bazı savunucuları Kola Yarımadası, Finnmark, Torne Vadisi, İngriya ve Estonya'yı da dahil etmekteydi.Alguns defensores dessa idéia também incluem Íngria, a Estónia, a região de Finnmark e o Vale de Torne.
Japon geleneği, ama uygulamasının 2.000 yıllık tarihi olabileceğini savunuyor.A tradição japonesa afirma que a prática já tem mais de dois mil anos de existência.
Bilimsel kuşkuculuk, bilim eğitimi ve ahlak bilimi gibi konuların savunucusu.É um defensor do ceticismo científico, biologia educacional e da ciência da moralidade.
Evrensel, ücretsiz ve eşit eğitim sisteminin savunucusu.É um movimento juvenil mundial, educacional, voluntariado, apartidário e sem fins lucrativos.
White-Gluz bir hayvan hakları savunucusudur.Somerhalder é um grande defensor dos direitos dos animais.
Bu alanı, bütün ömrü boyunca beraber kaldığı eşi ile birlikte savunur.Ele rejeitou vendê-la, ficando com o animal de companhia para toda a sua vida.
Çünkü onlar düşüncelerin algoritmiksel olarak oluşturulabileceğini savunurlar.É conhecido por ter criado os algoritmos genéticos.
Analitik terapi yolu, insanlık tarihi boyunca savunulmuş eski bir yoldur.A meningite epidémica aparenta ser um fenómeno relativamente recente na história da humanidade.
Şu anda Vitória savunuyor.Atualmente defende o Vitória.
Şehir başarıyla Bosna Savaşı sırasında Bosna Ordusu tarafından savunuldu.De stad was succesvol verdedigd door het Bosnische leger tijdens de Bosnische Oorlog.
2007'de, barış ve insan hakları savunucusu olmak için Somali'ye geri döndü.In 2007 keerde ze terug naar Somalië om zich in te zetten voor vrede en mensenrechten.
O sırada Apple, Google'ın çok fazla kullanıcı verisi topladığını savunuyordu.Daarnaast vond Apple dat Google te veel gegevens van gebruikers verzamelde.
Bu durumda 9. Ordu mevzileri de savunulabilir olmaktan çıkmıştı.Het 9de leger moest zichzelf redden.
Cavendish, benzersiz ve çığır açan bir kadın yazar olarak savunuluyor ve eleştiriliyor.Cavendish werd als een uniek baanbrekend vrouwelijk schrijver zowel geprezen als bekritiseerd.
Liberalizm kavramı siyasal, ekonomik ve toplumsal özgürlükleri savunur.Zij hecht aan ondernemingszin en politieke, sociale en economische vrijheid.
Liberal feminist teorinin klasik savunucusu olarak Mary Wollstonecraft kabul edilmektedir.Op de Emile kwam feministische kritiek van Mary Wollstonecraft.
Bu araziler yerel milisler tarafından mümkün olduğu kadar savunulmakta idi.Zij werden zo veel mogelijk gekozen uit leden van de plaatselijke aanzienlijke families.
Nurullah Ankut, hayvan hakları savunucusu olarak da bilinmektedir.Ook is hij bekend als voorvechter van dierenrechten.
Hakikatin insanın içinde olduğunu savunur.Rechtvaardigheid ligt in de rechtvaardigheid zelf.
Bu yüzden Beşlinin yaptıklarının haklı olduğu savunulmaktadır.Om die reden worden de uitkeringen van het vijftal stopgezet.
Töz ikiciler (substance dualist) zihnin bağımsız bir töze sahip olduğunu savunurlar.Substantiedualisten stellen dat de geest een onafhankelijk bestaande substantie is.
Çünkü kale muhafızları kaleyi çok iyi savunuyorlardı.De dorpsbewoners leefden goed beveiligd in het kasteel.
Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz.Waar het me slecht gaat is mijn vaderland.
Müntzer Meryem’in İsa’nın doğumu sırasında da önce de ve sonra da bakire olduğunu savunur.Maria is maagd, voor, tijdens en na de geboorte van Christus.
Bu korkunc katliamdan şehir savunucularından sadece 800 kişi kurtulabildi.Slechts zestien ridders van de Orde wisten de slachtpartij te ontkomen.
Kent, son adama, son mermiye kadar savunulacaktı.Hij gaf aan dat de stad tot de laatste man verdedigd zou worden.
Arsuzi, Latince'ye karşın Arapça'nın kullanımının çok daha kolay olduğunu savunuyordu.In de Westerse Arabistiek is het de meest gebruikte regel voor het latiniseren van Arabisch.
Gazetelerin çoğu büyük iktisadi kuruluşlarındır bundan ötürü ister istemez sermaye çıkarlarını savunurlar.De meeste kranten verkrijgen dit en kunnen alleen daarom voortbestaan.
White-Gluz bir hayvan hakları savunucusudur.De witbuikegel is een ovaalvormig dier.
Greenwald anayasal ve sivil haklar savunucusu olarak çalıştı.Girard was bevoegd voor Oorlog en Openbare Werken.
Kimi yaklaşımlar aslında Sosyalizm ile aynı şey olduğunu savunur.De voorlopers van het socialisme hebben bepaalde kenmerken gemeen met het latere socialisme.
Gizli söylev ^ "Stalin Savunulmadan Marksizm Leninizm Savunulamaz".Vrij vertaald: Vertrouw het paard niet, Trojanen.
Kör fareler kendini kansere karşı nasıl savunuyor?Glucosinolaten zouden ook preventief werken tegen kanker.
Hep beni savunuyorsunuz, şimdi bunu haklı çıkaracak harika şarkılarım var.Zawsze bronicie mnie, więc teraz mam kilka świetnych piosenek.
Gamarra Herrera eski Devlet Başkanı Alberto Fujimori karşı davasında kurbanların savunucusu olmuştur.Gamarra Herrera był przedstawiciel rodzin ofiar w procesie przeciwko byłego prezydenta Alberto Fujimori.
O Kepler modelinin sağlam bir savunucusu olarak kaldı.Stał się potem silnym orędownikiem modelu Keplera.
Greenwald anayasal ve sivil haklar savunucusu olarak çalıştı.Greenwald pracował jako prawnik zajmujący się sprawami przestrzegania praw konstytucyjnych oraz obywatelskich.
Eugene Webb farklı bir yorumu savunur.Howard Webb przyznaje się do błędu.
Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz.Do walki za naszą Ojczyznę!
Humat al-Hima (Türkçe:Anavatan Savunucuları), Afrika ülkesi Tunus'un ulusal marşıdır.Himat Al Hima (Obrońcy ojczyzny) to hymn państwowy Tunezji.