Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.Por exemplo, fizemos livros -- não para venda -- que toda a comunidade pudesse ter.
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.Ví dụ như, chúng tôi thực hiện sách ,không để bán để cho mỗi cộng đồng.
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.We maakten bijvoorbeeld boeken -- niet te koop -- die de hele gemeenschap kreeg.
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.Wir machten zum Beispiel Bücher -- nicht zum Verkauf -- die die Gruppe gemeinschaftlich bekam.
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.Για παράδειγμα, κάναμε βιβλία-- όχι για πώληση-- που θα έπαιρνε όλη η κοινότητα.
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.Например, мы выпустили книги, не для продажи, а просто доступные всем из местного сообщества.
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.Например, направихме книги -- не за продажба -- такива, че всеки от общността можеше да ги има.
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.לשם דוגמה, הוצאנו לאור ספרים - לא למכירה - שכל הקהילה יכולה להשיג.
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.على سبيل المثال, عملنا كتابا -- ليس للبيع-- يمكن لجميع المجتمعات الحصول عليه.
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.どのコミュニティーも入手できますが 写真の女性からサインをもらうことが条件です
Mesela kitaplar bastık, satmak için değil, o topluluklara dağıtılmak üzere.例如,我哋整左啲書 -- 非賣品 -- 全個社區都可以得到。
New York'taki dairesini altı rakamlı bir karla satmak için daha yeni anlaşmıştı.십만 불 이상의 수익을 남겨 파는 계약을 막 성사시켰으며, 단 5년 정도 그것을 소유했었던 것을 말이죠.
New York'taki dairesini altı rakamlı bir karla satmak için daha yeni anlaşmıştı.למכירת דירתו בניו-יורק בסכום בן שש ספרות, והוא היה בעליה רק למשך חמש שנים.
New York'taki dairesini altı rakamlı bir karla satmak için daha yeni anlaşmıştı.بيع شقته في نيو يورك بربح يقدر بستة خانات, وكان قد امتلكها لخمسة سنين فقط.
New York'taki dairesini altı rakamlı bir karla satmak için daha yeni anlaşmıştı.ニューヨークのアパートを 10万ドル以上で売却する契約にサインした所でした 修士を卒業した大学院からは
New York'taki dairesini altı rakamlı bir karla satmak için daha yeni anlaşmıştı.簽售了他在紐約的公寓, 而他擁有呢套公寓 只不過五年時間。
Niçin erkek gibi davranıp gerçeği söylemedin ona? Ve ürünlerini satmak için... ...çaresiz durumda olduğunu.Dlaczego nie okazałeś się mężczyzną i nie powiedziałes jej prawdy? że nie znosisz jej bo jest gruba.
Nike'ın bi ayakkabı satmak istediğini ve böyle bir reklam verdiğini!Gdyby Nike chciało sprzedać buty zamieszczając w gazecie ogłoszenie w takim stylu.
Nike'ın bi ayakkabı satmak istediğini ve böyle bir reklam verdiğini!Jika Nike ingin menjual sepasang sepatu dan beriklan di surat kabar seperti itu.
Nike'ın bi ayakkabı satmak istediğini ve böyle bir reklam verdiğini!나이키가 신발을 팔기 위해 저런 식의 광고를 내는 겁니다.
Nike'ın bi ayakkabı satmak istediğini ve böyle bir reklam verdiğini!אם חברת נייקי הייתה רוצה למכור זוג נעליים והייתה שמה בעיתון מודעה כמו זו.
Nike'ın bi ayakkabı satmak istediğini ve böyle bir reklam verdiğini!اي ان كانت " شركة نايك " تريد ان تبيع جوزاً من الاحذية سوف تضع اعلاناً على هذا النحو
Nike'ın bi ayakkabı satmak istediğini ve böyle bir reklam verdiğini!こんなふうになります (拍手)
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O, cette même pensée, mais ne précéder mon besoin, et ce même homme dans le besoin doit le vendre moi.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O, den samme tanke gjorde, men forerun mit behov, og dette samme trængende mand må sælge den mig.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O, deze zelfde gedachte had, maar voorbodes mijn behoefte; En deze zelfde behoeftige man moet verkopen mij.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O, este mismo pensamiento, pero se anticiparán mi necesidad, y este hombre necesitado mismo hay que vender mi.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O,이 같은 생각은했지만 내 필요를 forerun, 그리고이 같은 가난한 사람은 나를 판매한다.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O, gjorde det samma tanke men forerun mitt behov, och detta samma behövande man måste sälja det mig.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O, questo stesso pensiero, ma ha fatto precedere il mio bisogno, e questo stesso uomo bisognoso deve vendermi.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O rovnaké myslenie sa ale forerun moje potreby, a to rovnakým potrebným človek musí predať mne.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O stejné myšlení se ale forerun mé potřeby, a to stejným potřebným člověk musí prodat mně.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O, ta sama myśl nie ale zwiastować moje potrzeby, a tym samym potrzebujących człowiek musi sprzedać mi.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O, to isto misel, vendar pa forerun moje potrebe, in to isti človek, ki potrebujejo pomoč mora prodati to me.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O, ugyanez a gondolat volt, de forerun meg kell, és ez ugyanaz az ember rászorulóknak kell eladni nekem.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.O ، فإن هذا الفكر نفسه ، ولكن forerun حاجتي ، وهذا الرجل نفسه المحتاجين يجب بيعها لي.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.О, тази същата мисъл е, но предшествувам ми трябва, И същият този човек в нужда трябва да го ме продаде.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.הו, זו לא אותה מחשבה אבל forerun הצורך שלי, והאיש הזה לנזקקים אותו חייב למכור אותו לי.
O, bu aynı düşünce ama benim gerek haberciyi; Ve bu aynı muhtaç adam bana satmak gerekir.私が覚えている、これは家のようになります。祝日なので、乞食のショップがシャットダウンされています.--
Onlar almak onların ikramiye ne satmak için referans.Παίρνουν τους μπόνους σε σχέση με αυτό που πωλούν.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.A céljuk az volt, hogy felmérjék, vajon van-e lehetőség cipőt eladni a helyieknek.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Boli vyslaní, aby zistili, či sa tam dajú predávať topánky.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Byli vysláni, aby zjistili, jaké jsou tam možnosti obchodu s obuví.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.De blev sendt afsted for at undersøge mulighederne for at sælge sko.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.De hade skickats dit för att ta reda på om det fanns någon möjlighet att sälja skor där.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Erano stati mandati là per vedere se c'erano possibilità per il mercato delle scarpe.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Họ được gửi đi để mở đường cho việc kinh doanh giày dép tại đó
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Ils furent envoyés là-bas pour y chercher des opportunités de vendre des chaussures.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.그들은 신발을 팔기 위해 아프리카에 갔습니다.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Los mandaron para ver si era factible vender zapatos.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Mereka ditugaskan untuk mencari peluang untuk menjual sepatu.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Sie sollten nach Möglichkeiten suchen, Schuhe zu verkaufen.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Ze onderzochten of het mogelijk was schoenen te verkopen.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Τους έστειλαν εκεί κάτω για να ερευνήσουν αν υπήρχε καμία ευκαιρία να πουλήσουν παπούτσια.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.Били изпратени да проучат дали в Африка могат да се продават обувки.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.הם נשלחו לשם כדי למצוא שווקים למכירת נעליים.
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.لقد أُرسلا ليكتشفا ما إذا كان هناك أية إمكانية لبيع الأحذية هناك
Oralarda ayakkabı satmak için bir fırsat olup olmadığını öğrenmek amacıyla gönderilmişlerdi.送り込まれたのです 彼らからマンチェスターの事務所に電報が返ってきました
O zaman bu kadabada yaşayıp balık satmak ve balık gibi mi kokmak mı istiyorsun?Allora hai intenzione di vivere in questa città a vendere pesce per il resto della tua vita?
O zaman bu kadabada yaşayıp balık satmak ve balık gibi mi kokmak mı istiyorsun?Dann willst du also in diesem Dorf leben, Fische verkaufen und selbst wie ein Fisch stinken?