Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.Însă nu vindeam whisky, ci gheaţă.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.전 위스키를 파는 데는 관심이 없었습니다. 얼음을 파는데 관심이 있었죠.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.Mais je n'étais pas fan de la vente de whisky, j'étais fan de vente de glace.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.Mas eu não estava interessado na venda de "whisky", só de gelo.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.Nhưng tôi không thích bán rượu whiskey, tôi thích bán nước đá.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.Non mi interessava vendere whiskey, mi interessava vendere ghiaccio.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.Pero yo no tenía interés en vender whisky, tenía interés en vender hielo.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.Но мне не хотелось продавать виски, мне хотелось продавать лед.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.Но не бях по продажбата на уиски - бях по продажбата на лед.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.Та мені не хотілось продавати віскі; мені більше імпонувало продавати лід.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.ואני רציתי בכלל למכור קרח, לא וויסקי.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.لكن لم أكن بائع ويسكي، كنت أبيع الثلج.
Ama viski satmak bana gore degildi, ben buz satmak istiyordum.最初の作品はオブジェでした
Ancak elbette,Bay Candler'ın satmadığı tek şey kolanın gizli formulüydü."Evet bayım! Şişe. İnsanlar şişeleri alıp evlerine götürebilirler."
Ancak elbette,Bay Candler'ın satmadığı tek şey kolanın gizli formulüydü.Evet bayım ! Şişeler. Dostlarım eve götürebilecekler
Ancak elbette,Bay Candler'ın satmadığı tek şey kolanın gizli formulüydü."Evet efendim! İnsanlar kolaları evlerine götürebilir."
Ancak elbette,Bay Candler'ın satmadığı tek şey kolanın gizli formulüydü."Evet efendim! Şişeler. Dostlarım eve götürebilecekler."
Ancak elbette,Bay Candler'ın satmadığı tek şey kolanın gizli formulüydü."Evet efendim! Şişeler. İnsanlar şişeleri evlerine götürebilirler"
Ancak elbette,Bay Candler'ın satmadığı tek şey kolanın gizli formulüydü.Evet ! şişeler. İnsanlar evlerine götürebilir böylece.
Ancak elbette,Bay Candler'ın satmadığı tek şey kolanın gizli formulüydü.Şişe.
Ancak elbette,Bay Candler'ın satmadığı tek şey kolanın gizli formulüydü.Şişeler. İnsanlar evlerine alabilirler.
Ancak şimdi Yuan'larını kaçtan satabilecek? 10 Yuan'a satması gerekiyor.Ale za kolik bude nyní prodávat svoje jüany?
Ancak şimdi Yuan'larını kaçtan satabilecek? 10 Yuan'a satması gerekiyor.¿Pero ahora por cuánto le va a vender su yuan para?
ancak yaptığım iş para için değil, eserlerimi yalnızca satmak amacıyla yaratmıyorum.ma il lavoro non riguarda solo i soldi, non è una cosa fatta solo per vendere.
ancak yaptığım iş para için değil, eserlerimi yalnızca satmak amacıyla yaratmıyorum.pero ahhh... el trabajo no es acerca del dinero, no es sólo acerca de hacer algo para venderlo.
ancak yaptığım iş para için değil, eserlerimi yalnızca satmak amacıyla yaratmıyorum.tapi ahhh... pekerjaan itu bukan karena uang, bukan karena ingin membuat sesuatu untuk dijual.
ancak yaptığım iş para için değil, eserlerimi yalnızca satmak amacıyla yaratmıyorum.αλλά....το έργο δεν αφορά στα χρήματα, δεν δημιουργώ κάτι μόνο για να το πουλήσω.
ancak yaptığım iş para için değil, eserlerimi yalnızca satmak amacıyla yaratmıyorum.פשוט לעשות משהו כדי למכור.
Araçdakilerin sempatisini kazanıp ellerindeki satmak için çaba harcıyor.Ces enfants vendent ces produits auprès des conducteurs de véhicules.
Araçdakilerin sempatisini kazanıp ellerindeki satmak için çaba harcıyor.Ellos hacen lo mejor para ganar la simpatía de los pasajeros y así vender sus bienes.
Araçdakilerin sempatisini kazanıp ellerindeki satmak için çaba harcıyor.Для того чтобы продать свой товар, они изо всех сил стараются вызвать сочувствие у пассажиров.
Aslında belki her ikisi de, 10$ karşılığında 100 Yuan satma teklifini gördüler.De hecho ambos quizá vieron esa oferta de vender 100 yuan por 10 dólares.
Aslında belki her ikisi de, 10$ karşılığında 100 Yuan satma teklifini gördüler.Eigenlijk zagen ze misschien allebei het aanbod van 100 Yen voor 10 Dollar.
Aslında belki her ikisi de, 10$ karşılığında 100 Yuan satma teklifini gördüler.Tosiasiallisesti molemmat näki ehkä, näkivät että tarjouksen myymään 100 juania 10 dollariksi.
Aslında belki her ikisi de, 10$ karşılığında 100 Yuan satma teklifini gördüler.Ve skutečnosti oba viděli tu nabídku prodeje 100 jüanů za 10 dolarů.
Aslında belki her ikisi de, 10$ karşılığında 100 Yuan satma teklifini gördüler.В принципе, быть может, они оба увидели предложение продать 100 юаней за 10 долларов.
Aslında belki her ikisi de, 10$ karşılığında 100 Yuan satma teklifini gördüler.في الحقيقة ربما كليهما، شاهدوا العرض هنا لبيع 100 يوان مقابل 10 دولار
A ve B dükkanları bisiklet satmaktadırlar.A bolt és B bolt kerékpárokat árulnak.
A ve B dükkanları bisiklet satmaktadırlar.La Tienda A y la Tienda B venden bicicletas.
A ve B dükkanları bisiklet satmaktadırlar.Oba sklepy A i B sprzedają rowery.
A ve B dükkanları bisiklet satmaktadırlar.Obidva predávajú bicykle,.
Avrupa'ya meyve suyu satmak için 17 yıllık kontratlar imzalıyorlar.ヨーロッパの市場の近くから
Avrupa'ya meyve suyu satmak için 17 yıllık kontratlar imzalıyorlar.17년짜리 계약을 시작했는데,
Avrupa'ya meyve suyu satmak için 17 yıllık kontratlar imzalıyorlar.למכירת מיץ לאירופה,
Avrupa'ya meyve suyu satmak için 17 yıllık kontratlar imzalıyorlar.ليبيعوا العصار في أوروبا،
Ayrıca kaça satmamız gerektiğini bulduk.Ale dowiedzieliśmy się też jakie opłaty wprowadzić.
Ayrıca kaça satmamız gerektiğini bulduk.실제로 가능한 요금이 얼마인지를 알아냈으며
Ayrıca kaça satmamız gerektiğini bulduk.Pero averiguamos cuánto podríamos cobrar.
Ayrıca kaça satmamız gerektiğini bulduk.Але ми також з'ясували, скільки насправді це може коштувати.
Ayrıca kaça satmamız gerektiğini bulduk.لكننا عرفنا أيضًا مقدار ما قد نتقاضاه.
Ayrıca kaça satmamız gerektiğini bulduk.関わってくれる人を発見してきました
Bağımsız müzisyenlerin müziklerini büyük şirketlere satmadan pazarlayabilecekleri bir yer yarattı.Ceea ce a permis muzicienilor independenţi să aibă un loc unde să-şi vândă muzica fără a deveni comerciali.
Bağımsız müzisyenlerin müziklerini büyük şirketlere satmadan pazarlayabilecekleri bir yer yarattı.Daardoor kregen onafhankelijke muzikanten een plaats om hun muziek te verkopen zonder hun ziel te verkopen.
Bağımsız müzisyenlerin müziklerini büyük şirketlere satmadan pazarlayabilecekleri bir yer yarattı.여기서 독립음악하는 사람들이 직접 판매에 나서지 않고도 자신들의 음악을 팔 수 있게 됐습니다.
Bağımsız müzisyenlerin müziklerini büyük şirketlere satmadan pazarlayabilecekleri bir yer yarattı.І це дозволило незалежним музикантам мати місце для продажу своєї музики без того, щоб продаватись комусь.
Bağımsız müzisyenlerin müziklerini büyük şirketlere satmadan pazarlayabilecekleri bir yer yarattı.מקום משלהם למכור את המוזיקה שלהם ישירות ללקוח. מקום משלהם להגשים בו את המשימה
Bağımsız müzisyenlerin müziklerini büyük şirketlere satmadan pazarlayabilecekleri bir yer yarattı.والذي يسمح للموسيقين المستقلين ببيع موسيقاهم من غير ان بيعهم لهم
Bağımsız müzisyenlerin müziklerini büyük şirketlere satmadan pazarlayabilecekleri bir yer yarattı.身売りすることなく音楽を売る場所を持つのを助けました もともと彼らが持っている使命を
" Bak, süveteri satın alabilirsin, ama hiç kimseye sana ait olduğunu söylemeyeceksin ve onu satmayacaksın.""Du kan köpa tröjan, men du får inte tala om för någon att du äger den, och du får inte sälja den".
" Bak, süveteri satın alabilirsin, ama hiç kimseye sana ait olduğunu söylemeyeceksin ve onu satmayacaksın.""Je mag de trui kopen, maar je mag niemand vertellen dat je hem bezit en je mag hem niet verder verkopen".