Kadınlar parfüm ve kurdelalar satarlardı.De winkels verkopen parfums en cosmetica.
Hatta bunun için de evlerini satarlar.Zo wil ze zelfs hun huis verkopen.
Luis'in babası Atina'da maden suyu satar ve oğlu da taşımasına yardım ederdi.Zijn vader verkocht mineraalwater in Athene en Spyros hielp met het transport.
Edebi ilk başarısını 1932 yılında Red Pawn adlı senaryosunu Universal stüdyolarına satarak yakaladı.Ze verkocht haar eerste script, Red Pawn, in 1932 aan Universal, maar het is nooit verfilmd.
Ama şirket onu bir Japon koleksiyoncuya satar.Hij steelt haar paard en verkoopt het aan een zigeuner.
Geçimini, kendi resimlerini satarak kazanıyordu.Hier verdiende hij de kost met de verkoop van zijn schilderijen.
Bu insanlar açlığa sürüklendi ve sebze ve meyve yetiştirip satarak yaşamaya çalıştılar.Ze vulden dit aan door te jagen en wilde planten en vruchten te verzamelen.
Ucuza ürünler satar.Slecht renderende onderdelen worden verkocht.
İp bükmeye yarayan bu çıkrıklarıda satarlarmış.Dit zijn nu eens géén boeken die ik moet verkopen.
12 yaşındayken kendi yazdığı Blastar adındaki uzay oyununu yaklaşık $500’a satarak ilk yazılım satışını yaptı.Mając 12 lat sprzedał swój pierwszy program – grę komputerową Blastar za około 500 USD.
Edebi ilk başarısını 1932 yılında Red Pawn adlı senaryosunu Universal stüdyolarına satarak yakaladı.W 1932 r. scenariusz Red Pawn sprzedała Universal Studios.
Nasıl satar benim kitabım.W książce Jak pisać.
Yerel kiliselere ikonolarını satarak geçimini sağladı.Dla okolicznych cerkwi pisał ikony.
The Sims 3, ilk haftasında 1.4 milyon satarak büyük bir ticari başarı gösterdi.W pierwszym tygodniu wydania The Sims 3 liczba sprzedanych egzemplarzy wyniosła 1,4 mln.
Burada uyuşturucu satarak geçimini sağlamaya başladı.Tam zaczął zajmować się handlem narkotykami.
Red Avustralya'da 140.000 bin kopya satarak iki platin sertifika aldı.W Australii zdobył status platynowej płyty za sprzedaż 140 tys. kopii.
Luis'in babası Atina'da maden suyu satar ve oğlu da taşımasına yardım ederdi.Jego ojciec sprzedawał wodę mineralną w Atenach, a młody Spiridon zajmował się jej rozwożeniem po mieście.
Ayrıca sokak satıcıları buzlu içecekler de satarlar.Bywają tam też instalowane automaty do sprzedaży napojów zimnych i gorących.
CoreMedia AG önce bir İçerik Yönetim Sistemi satarak işe başladı.CoreMedia AG:s första produkt var ett Content Management System.
Ama şirket onu bir Japon koleksiyoncuya satar.Tavlan såldes senare till en privat samlare i Japan.
Burada uyuşturucu satarak geçimini sağlamaya başladı.Han började dock tjäna pengar på att sälja droger.
Ruanda Coffee Roasters şirketi çekirdekleri Maraba’dan satın alır ve yurtiçi piyasada satar.Försäkringsinspektören Maindrian stjäl även bilar som sedan säljs utomlands.
Oyun özellikle Avrupa'da çok satarak satış rekorları kırmıştır.Spelet hölls helt fritt från våldselement för att förbättra försäljningen framför allt i Europa.
2005 yılının toplamında ise dünyada 8.3 milyon satarak o yıl en çok satılan albüm olmuştur.Det blev 2005 års bästsäljande album med försäljningssiffror världen över på 8,3 miljoner.
Geçimini, kendi resimlerini satarak kazanıyordu.Han försöker sälja sina tavlor för att försörja sig.
12 yaşındayken kendi yazdığı Blastar adındaki uzay oyununu yaklaşık $500’a satarak ilk yazılım satışını yaptı.Коли йому було дванадцять, він продав свою першу програму — гру під назвою Blastar, за 500 доларів.
Burada, merkez bankası piyasadaki menkul kıymetleri satarak yoluna devam eder.У серіалі ж ця крамниця продає людські голови в банках.
Ucuza ürünler satar.Мережа відома продажем дешевих товарів.
Nasıl satar benim kitabım.Як я вирішив книгу написати.
Ben yeni şemsiyeler satarım.Я продаю нові парасольки.
O sebze satar.Він продає овочі
Portakal suyu satarız.Ми продаємо апельсиновий сік.
Onlar şeker satarlar.Вони продають цукерки.
Şemsiye satarım.Я продаю парасольки.
Ben araba satarım.Я продаю машини.
Geçimini, kendi resimlerini satarak kazanıyordu.Na živobytí si vydělával prodejem vlastních grafických výtvorů.
Bir sene sonra Williams bu konağı satarak Los Angeles'a geri döndü.O rok později však sídlo prodal a vrátil se do Los Angeles.
Kadınlar parfüm ve kurdelalar satarlardı.Ženy prodávají proutěné zboží a korýše.
Oyun iki milyon kopyadan fazla satar ve birçok uyarlaması yapılır.Obě hry si vysloužily řadu ocenění, obou se prodalo přes milion kopií a vydělaly přes 100 milionů dolarů.
Elinde ne varsa satar, bazı geceler aç yatardı.Obtíže začaly ustupovat a k ránu dokázal na několik hodin usnout.
Ucuza ürünler satar.Jde o levné materiály .
Yerel kiliselere ikonolarını satarak geçimini sağladı.Vlastními silami kostel opravil a vyzdobil ikonami.
İkinci haftasında ise 20,000 kopya satarak 23. sıraya geriledi.V druhý týden poté 23 000 kusů.
Geçimlerini ilaç, kozmetik ve hijyen maddeleri satarak sağlarlar.Vyvíjel léčebné a kosmetické přístroje, dietní preparáty a kosmetické přípravky.
Allah saklasın, bana ne para lâzımdır, ne de sadrazamlık mührünü satarım.Dumnezeu a avut grijă de noi: nici n-am căzut în fântână, nici n-am fost călcați de căruțe.
1876’da Edward Moretus bu matbaayı tüm içeriği ile beraber Anvers şehrine ve Belçika devletine satar.În 1876 Edward Moretus a vândut compania orașului Anvers.
2005 yılının toplamında ise dünyada 8.3 milyon satarak o yıl en çok satılan albüm olmuştur.A devenit cel mai vândut album al anului 2005 cu vânzări mondiale de 8.3 milioane.
The Sims 3, ilk haftasında 1.4 milyon satarak büyük bir ticari başarı gösterdi.Numai în prima săptămână de la lansare, The Sims 3 s-a vândut în 1.4 milioane de exemplare.
Ayrıca İngiltere'de 100 bin adet satarak altın plak kazandı.În Marea Britanie a câștigat discul de aur pentru 100.000 în 1977.
Hatta bunun için de evlerini satarlar.Ezután a háziak megvendégelik őket.
Single yayımlandığı ilk hafta 557,430 kopya satarak büyük bir çıkış yaptı.Nagy sikert aratott, az első héten 557 430 példányt adtak el.
1876’da Edward Moretus bu matbaayı tüm içeriği ile beraber Anvers şehrine ve Belçika devletine satar.1876-ban Edward Moretus eladta a céget Antwerpen városának.
Avustralya'da 70.000 üzeri satarak Plantinum'u garantiledi.Ausztráliában platinalemez lett 70 000 eladott példány után.
Avustralya'da, tekli yedinci sıraya ulaştı ve 35.000 kopya satarak ARIA tarafından altın sertifikalandırıldı.A dal hetedik lett az ARIA listáján, és 35 000 eladott példány után az arany minősítést is elérte.
Korsanlar Marina'yı Midilli'de bir geneleve satarlar.Marinét egy bordélyháznak adják el, Mytilenében.
45'lik tutulur, 500 bin satar.Ha pedig ellenkezik, ötvenöt pénzt fizessen."
Daha sonra bu şirketi satarak Paris'te Automobiles Darracq S.A. şirketini kurarak otomobil üretmeye başladı.A cég kezdetben Nápolyban gyártotta a Darraq autókat.
Tekli 1996 senesinin sonunda 280.000 kopya satarak BPI tarafından gümüş sertifikalandırıldı.A kislemezből 280 000 példányt adtak el 1996 végére, a BPI ezüstlemezzé nyilvánította.
Ama şirket onu bir Japon koleksiyoncuya satar.A restaurálást egy japán televíziós társaság finanszírozta.
Amacı onları yakalayarak altına çevirmek ya da onları satarak para kazanmaktır ve onları yemektir.A háztartások a jövedelmüket vagy elfogyasztják, vagy megtakarítják.