Tom rıhtımda ayaklarını suya sarkıtarak oturmayı sever.Tom likes to sit on the dock with his feet dangling in the water.
Bir sarkıt ve dikit arasındaki fark nedir?What is the difference between a stalactite and a stalagmite?
Tom ayaklarını suya sarkıtarak iskelede oturdu.Tom sat on the pier, dangling his feet in the water.
Evin çatısında buz sarkıtları var.The house has icicles on it.
Ayaklarını suya sarkıttı.She dangled her feet in the water.
Mary ayakkabısını ayak parmaklarının ucunda sarkıttı.Mary dangled her shoe off the tip of her toes.
Tom ayaklarını suyun içine sarkıttı.Tom dangled his feet in the water.
Tavandan bir şamdan sarkıtıldı.A chandelier was suspended from the ceiling.
Bazıları kendileri iple şehir duvarlarından sarkıtarak ya da atlayarak kaçmaya başladılar.Some began deserting by lowering themselves with ropes over the city walls or jumping from them.
Mukarnas, sarkıtlı kubbe altı süslemesidir.A horse also has, on average, six lumbar vertebrae.
Ama bir bölümde Edward onları ağaçtan ip ile baş aşağı sarkıtmıştır.In its place, Biru attacks them with a tree trunk.
Rulo yapmak, katlamak, kesmek, sarkıtmak, burkmak, ya da her ne ise.To roll, to fold, to cut, To dangle, to twist--or whatever.
Yatay olarak tutulan kalın bir telden düğümlü iplikleri sarkıtıyorlardı.A thick cord held horizontally from which hung knotted string.
Ama beni küfe içinde surdaki bir pencereden sarkıttılar; böylece onun elinden sıyrılıp kaçtım.Through a window I was let down in a basket by the wall, and escaped his hands.
Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı, (önceki mevkilerinden indirdi).And led them (to the tree) by deceit.
Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı.A caravan happened to pass, and sent the water-carrier to bring water from the well.
Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi).And led them (to the tree) by deceit.
O da kovasını sarkıttı. "Müjde!'Good news!' he said.
Saka vardı, kovasını sarkıttı.'Good news!' he said.
O da kovasını sarkıttı. "Hey müjde...He lowered his bucket, and said, “Good news.
Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir.His metaphor is that of a dog: if you chase it, it pants; and if you leave it alone, it pants.
O da kovasını sarkıttı.He let down his pail (into the pit).
Ampulün takılı olduğu itfaiye istasyonu #6'daki sarkıt lamba.The pendant light at Fire Station #6 in which the bulb is installed.
Bir sarkıt "ormanı" Parlaklık Odası'na doğru ilerler.A stalactite "forest" leads to the Luster Room.
Mağaranın üst kısmından düşen kaya kırıkları ve sarkıt parçaları kaydedilmiştir.Rock fractures and stalactite fragments fallen from the upper part of the cave were recorded.
Kaya kırıkları ve sarkıt parçaları bulunmuştur.Rock fractures and stalactite fragments were recorded.
Lav Yatakları Ulusal Anıtı'ndaki Mushpot Mağarası'ndaki sarkıtlar.Lavacicles on the ceiling of Mushpot Cave in Lava Beds National Monument
Göletler, dev sarkıtlar ve dikitler içerir.There are many rooms separated from the main gallery by stalactites.
Ana tünelden sarkıtlarla ayrılmış birçok oda bulunmaktadır.The rooms are mostly connected with each other by 6–7 m (20–23 ft) high passages.
Dev sarkıtlardan biriOne of the giant Stalagnate
Mağara içinde sarkıt, dikit ve sinterlerle görülebilir.The underground spaces are decorated with stalactites, stalagmites and sinters.
Buz sarkıtları.Der Eisenfresser.
Şiîler ise kollarını rahat pozisyonunda yanlara sarkıtırlar.Sie versöhnen sich und fallen sich glücklich in die Arme.
Bacadan torbanı sarkıt.Insigne d'épaule.
Adı konik bir sarkıta bile tutunabileceği iddiasıyla koyulmuştur.Seul son nom laisse supposer qu'il possédait probablement une queue.
Vrelo Mağarası'nda pek çok sarkıt bulunur.Ils sont très nombreux sur la pelouse calcaire.
Buz sarkıtları.¡Cubos de hielo!
Sarkıt olarak adlandırılan şeklin karşılığıdır.Han partido lo que se ha llamado modelo de déficit.
Çiftlikler denizde yer alır ve yosunlar deniz yüzeyinden sarkıtılan ağlarda yetiştirilir.Él succiona las aguas fecundas que las nubes recogen del mar.
Her geçitten de safran renginde naylon bir kumaş sarkıtıldı.Aquí Fra Angelico pintó sobre la luneta de cada puerta un fresco.
Buz sarkıtları.Gruppo di ghiaccioli.
Şiîler ise kollarını rahat pozisyonunda yanlara sarkıtırlar.Посиди — как будто между делом, Руки на колени положа.
Buz sarkıtları.ذوبان الجليد.
Mukarnas, sarkıtlı kubbe altı süslemesidir.A fêmea, apenas 6 cromossomos.
Bazıları kendileri iple şehir duvarlarından sarkıtarak ya da atlayarak kaçmaya başladılar.Alguns começaram a desertar descendo as muralhas com cordas ou saltando.
Şiîler ise kollarını rahat pozisyonunda yanlara sarkıtırlar.Ręce gorączkowo wyrzucane przed twarzami w ich migowej kłótni.
Sarkıt bağına benzer ama daha üstündür.Куртка на ігрову схожа, але приблизно.
Buz sarkıtları.Худоба морозостійка.
Buz sarkıtları.Ledové paragrafy.
Bazıları kendileri iple şehir duvarlarından sarkıtarak ya da atlayarak kaçmaya başladılar.Někteří lidé vevnitř skákali ze střech a snažili se uniknout.
Vrelo Mağarası'nda pek çok sarkıt bulunur.V korytě se nachází mnoho peřejí.
Her geçitten de safran renginde naylon bir kumaş sarkıtıldı.Tot atunci s-a montat sedila și nișa sacramentară în cor.
Mendilci belirlenen yerde, elin serbest bir şekilde aşağıya doğru sarkıtır.A báb potrohvégénél rögzítve, szabadon függ fejjel lefelé.
Buz sarkıtları.Jégcsapretek.
Şiîler ise kollarını rahat pozisyonunda yanlara sarkıtırlar.Hártyás szárnyaikat nyugalmi helyzetben összehajtogatják.
Buz sarkıtları.Jääkäriprikaati.
Kanada Big White Kayak Merkezi Big White Ski Resort'nde buz sarkıtları.Istapper ved Big White Ski Resort, Canada.
Bazıları kendileri iple şehir duvarlarından sarkıtarak ya da atlayarak kaçmaya başladılar.Sisanya bunuh diri dengan melompat dari dinding kota atau menyerah.
Bazıları kendileri iple şehir duvarlarından sarkıtarak ya da atlayarak kaçmaya başladılar.幾人かが城壁にロープを垂らしたり、そこから飛び降りて逃亡を始めた。
Çoğu üniversitenin mali yılı okulların kapanmasına denk düşen yaz aylarına sarkıtılır.但每年暑假過後會有許多煩惱的女學生上門,對此感到厭煩。