Doğru gibi sanki.That sounds about right.
Sanki, bilirsiniz, Herbie Apple II gibi.It's, like, you know, Herbie the Apple Il.
Ve burada da şu kirli, sanki pespaye gibi, karanlık gibi olan bilgisayar odası.And here's this, like, dirty, kind of, shoddy, kind of, dark computer room.
Ve ayrıca, Logan havaalanında şunu keşfettim, sanki beni çağırıyordu.And also, I discovered in Logan airport, this was, like, calling out to me.
İnekler sanki.It's like cows.
Yani, bu, sanki, Eiffel Kulesi'nin önünde, gerçekten, aslında, Louvre çevresinde.So, this is, like, in front of the Eiffel Tower, really, actually, around the Louvre area.
Sanki mühendisler hiç bir şey yapmamışlardı.Well, it turns out that the engineers hadn't done anything.
Sanki bu yeni bir şey değil mi?Well, that looks like a new one, doesn't it?
Sanki bunlar bariz gerçeklermiş gibi görünüyor, ama şimdi ufak bir öykü anlatacağım.There's a sense in which it's obvious, and yet, let me tell you a little story.
Sanki daha akıllıca gibi görünüyor.They seem cleverer.
Gözümüzü dikip ona bakmamızı eleştiriyor sanki.Our gaze, and I think that's really fascinating.
Sanki bir topu falan tutuyormuş gibi yuvarlanmıştır.It's round like you're holding a ball or something, or a bat. It's round.
Ve sanki daha yeni başlıyormuşum gibi hissediyorum.And I feel like I've just got started.
Sanki içinize girmiş ve öldürülmesi gereken bir şey gibi.We're treating it as something that got inside of you that we have to kill.
Maymunlar ödüller yapar ve sonra bunları birbirlerine verirler sanki bir anlamı varmış gibiThe monkeys make trophies and then they give them to each other Like it means something
Sanki Afrikadaki hükümetleriWe talk about African governments
Sanki, bir karar vermiţsiniz gibi.Like, you know, somethings been decided.
Erken bir form bir iz bırakmış, sanki dün ölmüş gibi.One early form left an imprint, like it died only yesterday.
Sanki tüm hayatımız boyunca bunun için hazırlanıyor gibiyiz.It's almost like we've been preparing for it our whole lives.
Yani medya sanki biz ölüyormuşuz gibi haber yapıyordu.I mean, the media was making it sound like were were dying.
Aslında tatildeyken sanki işteymiş gibi takipçiyi aptal yerine koyabilirsiniz.Well, you can play the tracker for a fool, pretending to be at work when you're really on vacation.
Sanki gizli bir dünyanın aynası.It's like a looking glass into a hidden world.
O sırada, İsa'nın darşan'ı (görüntüsü) oradaydı sanki.I mean, it became, it was darshan of Christ in that moment.
Sanki bir an yaşıyoruz ve diyoruz kiIt's like, we have a moment, and we think
Sanki karşınızda bir sevgi denizi var.It's just like you're dealing in a sea of love.
"Şimdiye kadar yapılan her şey zaman kaybı." "Ne işe yarayacak sanki?"Everything up to this point is wasted time." "What's the use?
Sanki bacaklarım tahtadanmış gibi yürüyordum.I walked as though my legs were wooden.
Sanki bir suçlular koleksiyonu.We got a collection agent for the mob.
Bir manyetik alan, cihazları etkiliyor sanki.They're all peaked, like we're plugged into some magnetic field.
Diğer herkese sanki 2 yaşından beri seks yapıyormuş gibi davranırsın.For everybody else, we go around like we've been having sex since we were two.
Sanki, oh tamam, e ozaman işte bunu yapıyoruz.It's like, oh ok, so that's what we do here.
Ben sanki lehimi içeri atıyorum.I just like, throw it in.
Günlük yaşamdan, bu önerme bize sanki doğruymuş gibi görünür.It only seems that way, because i'm actually not accounting all of the forces in this situation.
Sanki hiç kazanmamış olmayı dileyen bir ifade olur yüzünde.It looks as though he's wishing that he didn't win.
Sanki senin için daha mı iyi ?It's not good for you.
Sanki beni yakalayacak !No reason he could make it.
Ben... sanki...I -- I like --
(Kadýn1) Ţebnem'e inanamýyorum. Ţu haline bir bak. Sanki hiçbir ţey olmamýţ gibi.I can't belive Şebnem, look at her,she is like a to be noting.
Sanki bir şey bizi hep durduyor.Something always seems to stop us.
Sanki bu etik elektromıknatıs bizi de etkiliyor gibi.It's as though the moral electromagnet is affecting us too.
Sanki daha önceden gördüğüm, ve hayal meyal hatırladığım bir rüyada gibiyim.I feel as though I'm in a vague dream that I've had before.
Goo JunPyo,hadi oyun oynayalım! sanki şimdi Geum Jandi'nin sesini duyuyorum. hey,ne oluyor?Goo JunPyo, let's play! Now I'm even hearing Geum JanDi's voice. Hey, what's going on?
Sanki çekimde yeteri kadar dünya yok gibime geliyor.I feel like this shot is inadequately globed.
O sanki bizi Amerikan halkı olarak yeniden tanımlamıştı.He kind of redefined us as an American population.
Ne sanıyorsunuz? Sanki Kötü Beygir kişnemesine çalışmadı mı?His terrible death-whinny.
Hasta sanki.Anyways
O kiza yardim ettigin zaman kalbime birsey saplandi sankiWhen you dashed towards that girl, I don't know why but my heart sank.
Bildiğimiz şey sanki arılar gribe yakalanıyor.And what we know is that it's as if the bees have caught a flu.
Sanki bir şeyleri onların içinde çınlatmışsın gibi.It's as though you made something resonate within them.
Ve sanki buradaAnd here, it seems, there is a gap between OECD,
Ama bu güzel bir eğilim. Sanki dünya düzleşiyormuş gibi, öyle değil mi?It's as if the world is flattening off, isn't it?
Bodhisattvalar'ın dünya ile olan bağları sanki giydikleri soylu bir elbise ile yerine getirilir.To help us achieve our own Nirvana. A:
Bu sanki değer-kar analizi gibi.It's just like a cost-benefit analysis.
Afedersiniz -- Bu sahne bana sanki stand-up yapıyormuşum hissi verdi.So, sorry -- it just feels like I should be doing stand-up up here because of the setting.
Benim herşeyim olan kemanım, sanki üzerime ölü toprağı serpiyordu..The violin, which meant everything to me, became a grave burden on me.
Rockett: Sanki daha yeni uyanıyor gibiyim.It's like I'm just waking up, you know?
Sanki bir ufaklığa hayır diyebilirsiniz.As you can never say no to a kid.
♫ sanki bu dünyadaki ♫ ♫ son günün ♫ ♫ olacakmış gibi ♫♫ Like it's gonna be ♫ ♫ your last day ♫ ♫ here on Earth ♫
Ve sanki bir yerden sonra gözleriniz, kendilerini görmeye çalışıyorlarmış gibi oluyor.And it's like your eyes start straining to see themselves.
Çoktan bağlantıları kurduk, sanki fiber optik bir korsenin içindeyiz diyebiliriz.We are already laced up as if we're in a fiber optic corset, if you like.