Bu bölüm, topun üstlendiği sallanan ağırlık görevini görmekte.That's the seismic mass equivalent to the ball.
Hint baş sallaması (Kahkaha) (Alkış)(Laughter) (Applause)
Kafanı da salla hadi.Do your head now.
Bir dahaki sefere de ileri geri sallanalım bari", diye dalga geçiyorlardı.And next time it's going to be vibration." People were making fun of the idea.
Tek yapman gereken bir pozisyonda donup kalman: sonra da sallanıp, titriyorsun.All you gotta do is freeze in a position: and then you kinda shake, and you stutter.
Dudak silme ve kalça sallama ? var!Hip thrusting and lip rubbing? Check and check!
Yüze dokunmak ve kalça sallama.Face Arousal and Raunchy Thrusting.
Yüze dokunmak ve kalça sallama sizeFace Arousal Raunchy Thrusting is bound to get you
Fare sadece sabırsızlıkla kafasını salladı ve biraz daha hızlı yürüdü.Mouse only shook its head impatiently, and walked a little quicker.
Onun gri kilitleri salladı 'gençlik' adaçayı, dedi.'In my youth,' said the sage, as he shook his grey locks,
Şapkacı kederli başını salladı.The Hatter shook his head mournfully.
Alice göründü gözlere kadar bekledi ve sonra başını salladı.Alice waited till the eyes appeared, and then nodded.
Knave ne yazık ki başını salladı.The Knave shook his head sadly.
O bana hiç bakmadan, şüpheci başını salladı.He shook his head sceptically without looking at me.
Sen küçükken... ...seni hep bu salıncakta sallardım.When you were little, I always pushed you on this swing here.
Ama bir gün... ...ben sallarken, salıncaktan düştün.But one day, you fell off the swing while I was pushing.
Başını onaylar gibi salladı.And he kind of nodded, you know?
Odamdaki herşey sallanıyordu -- kalbim, pencerelerim, yatağım -- herşeyEverything in my room was shaking -- my heart, my windows, my bed, everything.
Kafamı sallardım, ve kendime en can alıcı soruyu sorardım:I'd shake my head, and I'd ask myself the eternal question:
Ortanca Dünya'da elin hareket ettiğini ve bize el salladığını görürdük.In this case, the hand would move, and we'd see it waving at us in Middle World.
Şimdi hızlı hızlı sallayın.Six, okay hard now.
Gök yüzüne bakıyorken, sadece bırak kalbin salıncakta sallansın.Just leave your heart to the swaying swing while looking up at the sky.
O kulağıma bir meydan okuması breath'd olarak, O, onun başını salladı ve rüzgarlar kesen,Which, as he breath'd defiance to my ears, He swung about his head, and cut the winds,
Salla gitsin."Screw it."
Gemi sallandı. - Dans edelim mi?The ship rolled.
Sallanan podyum.The rocking podium. (Laughter)
Yani bir polis memuru gökyüzünde sallanan bir ufoyu takip ediyordu. Tamam?So - there was a police officer who was tracking a UFO that was swaying back and forth in the sky.
Peki, bu baş sallamaları, dikkat etmeniz gerektiğini bildiğiniz zaman, farketmesi çok daha kolay.But I'm happy to participate in one.
Çiçekler sallanır, çimenler eğilir... sevimli evimizin etrafında.Flowers nod, grasses bow Around our lovely house
Bu "Peruk, Salla, and Yuvarla" icin yaptığım bir kaç efekt.This is some effects that I did for "Wig, Rattle and Roll."
Mahkemeleri sürerken de sessizce dinlediler; arada bir ailelerine ve arkadaşlarına el salladılar.They sat in silence through their trails, waving occasionally at family and friends.
Her şeyi aynı anda çekebilmek için kameranızı veya cep telefonunuzu sağa sola sallamayın.Don't wave the camera or cell phone around to try to film everything at once.
Ağlaya ağlaya, 11 yaşındaki ölen oğlu Derek'i "Because We Believe" adlı şarkıya sallayarak uyutuyor.She tearfully rocks her dying son, Derek, 11, at the song "Because We Believe."
Peki o zaman zarı salladığımızda bir veya altı etme olasılığıWhat is the probability of rolling a 1 or a 6?
Dimitri, kolunu sallayabilir misin?Dimitri, just waggle your arm around.
O kocaman şapkasıyla ve sallanan zinciriyle, dans ediyordu, oradan oraya uçuyordu.The way he'd be dancing and flying around with the big, 10-gallon hat on and the chain flinging.
"Bittiği için mutlu musun şimdi?" dediğinde, umutsuzca ve çaresizce... ...başımı salladım."Now, aren't you glad it's over?"
"Yan karşı kendi ekseni Vidalı, sallanan lamba biraz dolaşacaktır"Screwed at its axis against the side, a swinging lamp slightly oscillates in
Hiçbiriniz hatırlayarak kafa sallamıyorsunuz, çünkü o öldü.And none of you are nodding in acknowledgment, because it died. It tanked.
Sallanan, kıvrılıp duran tentakülleri var.It's got tentacles dangling, swirling around like that.
Hiçbiri "Bayrağı Salla" gibi durmuyor.It doesn't sound anything like "Wavin' Flag" to me.
Başını salladı.He shook his head.
Yerde sallanan oldu.The place was rocking.
Onun kuyruk yanaşma ve kendi kendine homurdanmaya, kapıya doğru salladı.He swung towards the door, lashing his tail and growling to himself.
Bicky kendini sallanan ve yolu bir huşu çeşit Jeeves bakıyordu durmuştu.Bicky had stopped rocking himself and was staring at Jeeves in an awed sort of way.
Eski Chiswick geri yüklemek için bir bıçak aldı onun doku ve başını salladı.Old Chiswick took a stab at it to restore his tissues, and nodded.
"Karını belirtilen Kadar?" O ---- salladı"Till your wife mentioned it?" He nodded----
Bu ayın giderebilir. "Bobbie başını salladı.That might fix the month." Bobbie shook his head.
İşte bu olağanüstü bir işbirliği modelidir. Birbirine baş sallayıp durmayan düşünce ortakları.It's a fantastic model of collaboration -- thinking partners who aren't echo chambers.
Kafasını iki yana salladı ve:And she shook her head and said,
Sallanma da kalk artık! Çabuk olun!- There's toffees there; share them
Durmaksızın yumruk salladım, sonra bi bakmışım ölmüşI kept punching it, and it's dead before long.
Salla gitsin.Screw it.
Hala burda eksi üç sallanıp duruyor.And then we still have this negative 3 hanging out there.
Tam da sağ tarafta bize el sallayan bir kişi var.There's the person, right there. The person is waving to us.
Kafasını hayır anlamında salladı.He shook his head, no.
Ve el sallayıp naber diyebilmiştim ve bu kısmı gösterirdim ki kendisi asıl para kaynağıdır.And able to wave and go "Hey, what's up?" and show this are which is probably the money maker.
Diye güldü Bu jöle dolu bir kase gibi salladı.That shook when he laughed, like a bowl full of jelly.
Bir saat sonra çekçekten inmişler, kız kollarını sallayarak demiş ki:An hour later they get down off of the rickshaw, and she throws her hands up and she says,
Masa etrafında oynatırken parmağını sallanıyormuş gibi hissettiğini söyledi.She said that when she just ran it across the table, it felt like her finger was rocking.