Onun saflığından yararlanmamalısın.You must not take advantage of her innocence.
Deniz havası saf ve sağlıklıdır.The air by the sea is pure and healthy.
Zambağın beyazlığı saflığın bir sembolüdür.The whiteness of the lily is a symbol of purity.
Mary saf bir öğrencidir.Mary is an ingenuous student.
O tür safça düşüncelerden kurtul.Get rid of those kinds of naive ideas.
Ona inanmak sizin saflığınızdandır.It's naive of you to believe that.
Bu saf altın mı?Is it fine gold?
Kaza şafakta oldu.The accident occurred at dawn.
Hava bu çevrede saftır.The air is pure around here.
Safran ilkbaharın bir müjdecisidir.The crocus is a forerunner of spring.
Saf su günlük yaşantımızda gereklidir.Pure water is necessary to our daily life.
Biz şafak vakti kalktık.We got up at dawn.
Biz şafakta tepelerin zirvesine ulaştık.We reached the top of the hills at dawn.
Şafakta aniden uyandırıldım.I was woken up suddenly at dawn.
Şafaktan önce tepenin eteğine varacağım.I will get to the foot of the hill before dawn.
Bir trafik sıkışıklığından kaçınmak için şafak vakti kalktık.We got up at dawn to avoid a traffic jam.
Biz şafakta kalkmalıyız.We must get up at dawn.
Şafaktan önce hava her zaman en karanlıktır.It's always darkest before the dawn.
Düşman saldırısı şafakta sona erdi.The enemy attack ceased at dawn.
Düşman saldırısı şafakta durdu.The enemy's attack ceased at dawn.
Saflık onun tek özelliğidir.Naivete is his only merit.
Dağcılar şafaktan önce uyandı.The climbers awoke before daybreak.
Beyaz renk saflığın sembolüdür.The color white is a symbol of purity.
Onların yangını kontrol altına alması şafaktan önceydi.It was before dawn that they got the fire under control.
Suyun ne kadar saf olduğunu kontrol ettiler.They checked how pure the water was.
Şafakta düşmanı şaşırttılar.They surprised the enemy at dawn.
Onlar oraya şafaktan önce geldi.They arrived there before dawn.
Askerler şafaktan önce tepenin eteklerine geldi.The soldiers got to the foot of the hill before dawn.
Şafak vaktinde kalkmak için erken yattık.We hit the hay early in order to get up at dawn.
Şafak söküyor.The dawn is breaking.
Turistler şafaktan önce şehri terk etmek zorunda kaldı.The tourists had to leave the town before dawn.
Ben yalnızca ruhun saflığını arayan bir gezginim.I am just a traveller who seeks the purity of the soul.
O saf altın mı?Is that pure gold?
Roger şafaktan alacakaranlığa kadar çalışır.Roger works from dawn to dusk.
Şafak sökene kadar dans edelim.Let's dance till the break of dawn!
Bir hükümetin gayri safi mutluluk ölçme hakkında nasıl hareket edeceğini merak ediyorum.I wonder how a government would go about measuring gross national happiness.
Çoğu arabanın şaffaf camı var.Most cars have clear glass.
Bu elma suyu %100 saftır.This apple juice is 100% pure.
Lütfen içme suyunun saf olduğundan emin ol.Please make sure the drinking water is pure.
Mary'nin alyansı saf altından yapılmıştır.Mary's wedding ring is made of pure gold.
Su saftır.The water is pure.
Ben onun saflığına gülüyorum.I'm laughing at his naïveté.
Benim için biraz safran alır mısın?Will you buy for me some saffron?
Marie saf bir öğrenci.Marie is a naive student.
Tom şafaktan hemen önce balık tutmaya gitmek için ayrıldı.Tom left to go fishing shortly before dawn.
Tom şafaktan önce evinden ayrıldı.Tom left his house before dawn.
Tom şafakta kalkmayı umursamaz.Tom doesn't mind getting up at dawn.
Tom sadece Mary'nin ne kadar saf olduğunu keşfetti.Tom discovered just how gullible Mary was.
Tom şafakta uyandı.Tom awoke at daybreak.
Elektronik bileşenler saf izopropil alkol kullanarak temizlenebilir.Electronic components can be cleaned using pure isopropyl alcohol.
Elektronik bileşenler saf izopropil alkol kullanarak temizlenebilirler.Electronic components can be cleaned by using pure isopropyl alcohol.
Tom şafaktan önce kalktı.Tom was up before dawn.
Tom şafak vaktinde okula gitti.Tom left for school at the break of dawn.
Tom o kadar saf dilli değildir.Tom isn't so gullible.
Tom bu sabah şafaktan önce kalktı.Tom got up just before dawn this morning.
Örnek yeterince saf değil.The sample is not pure enough.
Tom şafaktan alacakaranlığa kadar çalıştı.Tom worked from dawn to dusk.
Biz şafak vakti buharlı lokomotif düdüğü ile uyandırıldık.We were wakened by the whistle of the steam locomotive at dawn.
Buharlı trenin düdüğü bizi şafakta uyandırdı.The whistle of the steam train woke us at daybreak.
O kritik safhayı atlattı.He's out of the woods.