Tasarımda sadelik kullanıcıların dikkatini çeker.Simplicity in design attracts users.
Sadelik anahtardır.Simplicity is the key.
Ben dilde sadelik yanlısı bir sanatçıyım.I'm a purist.
Özgürlük sadelikte yatar.Freedom lies in simplicity.
Sadelik bir erdemdir.Simplicity is a virtue.
Sadelik burada anahtardır.Simplicity is key here.
Dilbilimsel sadelik mantıksızdır.Linguistic purism is unreasonable.
Ama sadelikten hiç ayrılmadım."I do not always understand his rage."
Bu sadelik ve basitlik üzerine kuruluydu.And that was the whole of it, plain and simple.
Albümde prodüksiyon açısından bir sadelik hissedilir.This was done with a cogent feel to the album in terms of production quality.
Ne sadelik bu .-- geldim, ben geliyorum!What simpleness is this.--I come, I come!
Apple'ın sadelik kültünü benimsemiş tek şirket olduğunu söylemiyorum.Now, I'm not saying that Apple is the only company who has embraced the cult of simplicity.
Anafikir: "sadelik satar"dı.The lesson was: simplicity sells.
Ve en iyisi, motivasyonunuz: sadelik satar.And best of all, your motivation is: simplicity sells.
Netlik, şeffaflık ve sadelik ulusal önceliğimiz.Make clarity, transparency and simplicity a national priority.
Doğrulama diyaloglarını kapat (sadelik için)Disable confirmation dialogs (less verbosity)
Gandhi, sadelik ve kendi kendine yetebilen bir hayata inanıyordu.Gandhi believed in a life of simplicity and self-sufficiency.
Britanya ve İrlanda genelinde, bina stillerinde sadelik ve işlevsellik hakimdi.Throughout Britain and Ireland, simplicity and functionality prevailed in building styles.
Ama sadelikten hiç ayrılmadım.""Je ne l'ai jamais vu en colère."
Eserlerindeki sadelik ve akıcılık bu bir edebiyat eğitimi almamasından ileri geldiği düşünülebilir.Los estudios genéticos y lingüísticos desmienten la exactitud de tales aseveraciones.
Eserlerinde sadelik ve açıklık görülür.Nei suoi lavori si nota garbo e precisione.
Ama sadelikten hiç ayrılmadım."Io non sfuggo mai dalle mie responsabilità».
Ama sadelikten hiç ayrılmadım."Никогда не позволял себе грубости.»
Sadelik ve basitliği önemseyen sanatçı, duygudan çok akla önem vermeye başladı.وبدأ الفنان الذي اهتم بالبساطة والسهولة في إعطاء أهمية للعقل أكثر من المشاعر.
Ama sadelikten hiç ayrılmadım."لم أفوت أحد حلقاتكم أبدًا."
Ama sadelikten hiç ayrılmadım."De zee geeft mij nooit ontgoocheld."
Eserlerinde sadelik ve açıklık görülür.Dat is voelbaar en zichtbaar in hun werk.
Sadelik, yapılmasına gerek olmayan işlerin mümkün olduğunca arttırılması sanatı, olmazsa olmazlardandır.Enkelhet - konsten att maximera mängden arbete som inte görs - är grundläggande.
Ama sadelikten hiç ayrılmadım."Я ніколи не нудьгую».
Bu sadelik ve basitlik üzerine kuruluydu.Зайняв цю нішу впевнено і щиро.
Eserlerindeki sadelik ve akıcılık bu bir edebiyat eğitimi almamasından ileri geldiği düşünülebilir.Ovšem jeho špatný zdravotní stav i jeho lenost mu zabrání vytvořit literární dílo.
Ama sadelikten hiç ayrılmadım."Jeg følte aldri noen opprørstrang.»
Yıldıztepe yeryüzü şekilleri bakımında sadelik arz eder.在星神对待地球的态度中起到很大的正面作用。
Arch Linux ekibinin tasarım yaklaşımı basitlik, sadelik ve kod doğruluğu üzerinedir.아치 리눅스 개발팀은 간결함과 코드 정확성 및 최소주의에 초점을 맞춘다.
Ama sadelikten hiç ayrılmadım."לעולם אל תשאיר אותי לבד".
Bu sadelik ve basitlik üzerine kuruluydu.הדבר שיקף עידון ופשטות.
Oyunun sadelik ve devasa eğlence değer azalma belirtisi gösteren onun sevilen, katkıda bulunmuştur.Грижи се за безпроблемното и приятно изкарване на клиентите.
Anafikir: "sadelik satar"dı.A lecke az volt, hogy az egyszerűség eladható.
Anafikir: "sadelik satar"dı.A lição foi: a simplicidade vende.
Anafikir: "sadelik satar"dı.Bài học là: sự giản đơn lại hút khách.
Anafikir: "sadelik satar"dı.De les hieruit is: eenvoud verkoopt.
Anafikir: "sadelik satar"dı.Die Botschaft war: Einfachheit verkauft sich gut.
Anafikir: "sadelik satar"dı.Învatătura a fost: simplicitatea se vinde.
Anafikir: "sadelik satar"dı.우리는 단순함은 잘 팔린다는 교훈을 얻었죠.
Anafikir: "sadelik satar"dı.La lección fue: La Simplicidad Vende
Anafikir: "sadelik satar"dı.La leçon était: la simplicité vend.
Anafikir: "sadelik satar"dı.La morale era: la semplicità vende.
Anafikir: "sadelik satar"dı.Płynęła z tego lekcja: prostota się sprzedaje.
Anafikir: "sadelik satar"dı.Το μάθημα ήταν: Η Απλότητα Πουλάει.
Anafikir: "sadelik satar"dı.Урок таков: простота успешна.
Anafikir: "sadelik satar"dı.Урокът беше: простотата продава.
Anafikir: "sadelik satar"dı.למדנו משהו: שפשטות נמכרת.
Anafikir: "sadelik satar"dı.الدرس كان : البساطة تبيع.
Anafikir: "sadelik satar"dı.そして業界はそこから学んでいます
Apple'ın sadelik kültünü benimsemiş tek şirket olduğunu söylemiyorum.Acum, nu spun ca Apple este singura companie care a imbratisat cultul simplicitatii.
Apple'ın sadelik kültünü benimsemiş tek şirket olduğunu söylemiyorum.Ahora, no digo que Apple sea la única compañia comprometida al culto de la simplicidad.
Apple'ın sadelik kültünü benimsemiş tek şirket olduğunu söylemiyorum.Apple만이 단순함의 미학을 적용시켰다는 건 아닙니다.
Apple'ın sadelik kültünü benimsemiş tek şirket olduğunu söylemiyorum.Appleだけではありません Palmも 特に昔は この点で素晴しかったです
Apple'ın sadelik kültünü benimsemiş tek şirket olduğunu söylemiyorum.Giờ thì, tôi không nói rằng Apple là công ty duy nhất đã hấp thu tinh hoa của sự đơn giản.
Apple'ın sadelik kültünü benimsemiş tek şirket olduğunu söylemiyorum.Ich sage ja nicht, dass Apple das einzige Unternehmen ist, das dem Kult der Einfachheit folgt.