Kral kasabanın mümkün olduğunca sağlamlaştırılmasını emretti.The king ordered that the town should be fortified as well as possible.
İnsanlara güç sağla.Power to the people.
Bir blender birlikte farklı gıdaların karışımı sağlar.A blender lets you mix different foods together.
Nasıl anlamanızı sağlayabilirim?How can I make you understand?
Şimdilik internet servis sağlayıcımdan memnunum.For the time being, I'm happy with my internet service provider.
Bazen eğlence sağlanır.Sometimes entertainment is provided.
İçki ve tatlı sağlayacağız.We'll provide drinks and dessert.
Tom'un sağlam bir el sıkışması var.Tom has a good firm handshake.
Her zaman uyum sağlamayı başarırlar.They always manage to adapt.
Tom bir cevap sağlamadı.Tom didn't provide an answer.
Onlara yiyecek sağladık.We provided them with food.
Tom bir uzlaşı sağlayıcıydı.Tom was a consensus builder.
Tom güvenli ve sağlam döndü.Tom returned safe and sound.
Vücut strese uyum sağlar.The body adapts to stress.
Lütfen referanslar sağlayın.Please provide references.
Garaj kapısını sağlama alın.Secure the garage door.
Tom müzik sağlayacak.Tom will provide music.
İşler sağlamalıyız.We must provide jobs.
Ben sadece akıntıya uyum sağladım.I just went with it.
Sağlam bir ekibe sahibiz.We have a solid team.
Şirketlerin amacı kazanç sağlamaktır.The objective of corporations is to make profits.
Tom'un sana yardım etmesini nasıl sağladın?How did you get Tom to help you?
Alyans mükemmel uyum sağlar.The wedding ring fits perfectly.
Bu işe başlamadan önce geçiminizi nasıl sağladınız?How did you support yourself before you got this job?
Bunun olmasını nasıl sağladın?How did you make that happen?
Onun olmamasını sağlamak için ne gerekiyorsa yapacağım.I'll do whatever it takes to make sure that doesn't happen.
Ben çok yardım sağladım.I helped a lot.
Bunun olmasını sağlamak için ne gerekiyorsa yapacağım.I'll do whatever it takes to make that happen.
İnsanların işe geri dönmesini sağlamak zorundayız.We have to make sure people get back to work.
Tom'a yardım sağlamayacağım.I won't help Tom.
Tom'a yardım sağlayamam.I can't help Tom.
Tom'a yardım sağlayacağım.I'll assist Tom.
Ben zarardan yarar sağlamaya çalışıyorum.I'm trying to make the best of a bad situation.
Tom Mary'nin kalmasını sağlamaya çalıştı.Tom tried to get Mary to stay.
Randevu almama yardım sağlayabilir misin?Can you help me get a date?
Ben dilsel sadeliğin sağlam bir destekçisiyim.I am a staunch supporter of linguistic purism.
Eurail geçişi, Avrupa'da sınırsız seyahat imkanı sağlar.The Eurail pass allows for unlimited travel inside Europe.
Bisikletler egzersiz sağlayan ve kirliliği yaymayan bir ulaştırma şeklidir.Bicycles are a form of transportation that provides exercise and does not emit pollution.
Ebeveynlerin geçimini sağlamak için ne iş yapıyor?What do your parents do for a living?
Çalışmanın metodolojisi sağlamdı.The study's methodology was sound.
Emmanuel Macron, Avrupa Birliğinin sağlam bir savunucusudur.Emmanuel Macron is a staunch defender of the European Union.
Zeka, değişikliklere uyum sağlama yeteneğidir.Intelligence is the ability to adjust to changes.
Bu bina yapısal olarak sağlam değil.This building is not structurally sound.
Sami polise DNA örnekleri sağladı.Sami provided DNA samples to the police.
Binlerce haneye elektrik sağlayacak kadar güneş paneli kuruldu.Enough solar panels have been installed to provide electricity to thousands of households.
Yüksek geliri ona bir refah ömür sağladı.His high income afforded him a life of prosperity.
Gerçek güneş gibidir! Her şeyi görmemizi sağlar, ancak gözlemlememize izin vermez.Truth is like the sun! It allows us to see everything, but does not let us observe it.
Yazı yazmanın amacı, başkalarını görmesini sağlamaktır.The goal of writing is to make others see.
Tom uyum sağlamak için çok zor zaman geçirdi.Tom had a very difficult time adapting.
Tom sağlam görünüyordu.Tom looked unshaken.
Geçimimi sağlamak için bu işi yapıyorum.I do that for a living.
Keşke Tom'un onu yapmayı bırakmasını sağlayabilseydim.I wish I could get Tom to quit doing that.
Buraya uyum sağlayamıyorum.I don't fit in here.
Ben Tom'un onu yapmasına yardım sağlayan kişi değilim.I'm not the one who helped Tom do that.
Tom'un onu yapmasına yardım sağlayan kimseyim.I'm the guy that helped Tom do that.
Sami, savcı ile anlaşma sağladı.Sami cut a deal with the prosecutor.
Sami, Leyla'ya yardım sağladı.Sami helped Layla up.
Sami'nin kilitleri hala sağlamdı.Sami's locks were still intact.
Tom turp gibi sağlamdır.Tom is as fit as a fiddle.
Uyum sağlamayı öğrenmelisin.You must learn to adapt.