Onun anlamasını sağlayacağım.I'll make him understand.
Sen ona nasıl yardım sağlardın?How would you help him?
Tom, Mary'ye değerli bilgi sağladı.Tom supplied Mary with valuable information.
Dan hapishanenin dışındaki hayata uyum sağlamak için mücadele etti.Dan struggled to adapt to life outside jail.
Hükümet, yerel milislere silah sağladı.The government supplied weapons to local militia.
Ben sadece sağlama bağlıyorum.I'm just making sure.
Beyaz renk, odanın daha büyük görünmesini sağlar.White makes the room look bigger.
O onun kolay görünmesini sağladı.He made it look easy.
Çoğu bakirenin sağlam bir kızlık zarı vardır.Most virgins have an intact hymen.
Bu ipin yeterince sağlam olduğunu düşünüyor musun?Do you think this rope is strong enough?
Sağlam giyin, gece ayazı çok soğuk olur.Dress warmly, the night air is very cold.
Onlar teröristlere silah sağlamakla suçlandılar.They were accused of supplying arms to terrorists.
İlerleme sağladık mı?Did we get better?
Eğlence sağlanacaktır.Entertainment will be provided.
Bize bir indirim yapmalarını sağlamak zor olacak.It'll be difficult to get them to give us a discount.
Talimatlar sağlanacaktır.Instructions will be provided.
Malzemeler sağlanacaktır.Materials will be provided.
Kahvaltı sağlanacaktır.Breakfast will be provided.
Eğitim sağlanacaktır.Training will be provided.
Öğle yemeği sağlanacaktır.Lunch will be provided.
O, çevresine uyum sağladı.He adapted to his environment.
Mary Tom'dan sağlayabileceğinden daha fazlasını istedi.Mary wanted from Tom more than he could provide.
İnsan bünyesi, Dünya dışındaki ortamlara uyum sağlayabilecek kadar esnek mi?Is the human condition flexible enough to adapt to environments beyond Earth?
Tom daha fazla ayrıntı sağlayamadığını söyledi.Tom said he couldn't provide any more details.
Keşke daha fazla insan geri dönüşümü sağlasa.I wish more people would recycle.
Bu makas solak ve sağlaklar için uygundur.These scissors are suitable for left and right-handed people.
Mayası sağlam değil onun.She has a character defect.
Karton, kağıttan daha sağlamdır.Cardboard is stronger than paper.
Gazetelerimizin geri dönüşümünü sağlamaya başladık.We have started to recycle our newspapers.
Baban geçimini sağlamak için ne yapar?What does your father do for a living?
Tom daha fazla ayrıntı sağlamadı.Tom didn't provide further details.
Tom birkaç başka detay sağladı.Tom provided few other details.
Tom herhangi bir ayrıntı sağlamadı.Tom didn't provide any details.
Onun kaya gibi sağlam mazereti var.He has a rock solid alibi.
Bu projenin inşaatı 2000 kişiye iş sağlayacak.The construction of this project will provide 2,000 jobs.
Biz onu yaparken başarı sağladık.We've had success doing that.
Tom herhangi bir açıklama sağlamadı.Tom didn't provide any explanation.
Rakiplerinize üstünlük sağlayabilir misiniz?Can you outmaneuver your opponents?
Tom'un korkuları sağlam temelliydi.Tom's fears were well founded.
Bu okul kendi öğrencilerine ders kitabı sağlamaktadır.This school supplies textbooks to its students.
Kominizm herkes için iyi konut sağlardı.Communism would provide decent housing for everybody.
Tom sağlam biriydi.Tom was quite a guy.
Sağlam olman gerekiyor.You need to be firm.
Doğa her sayfada büyük bir içerik sağlayan tek kitaptır.Nature is the only book that provides great content on every page.
Diğerlerine yardım etmeden önce kendi maskeni sağlamlaştır.Secure your own mask before helping others.
Akıllı bir adam bulduğundan daha fazla fırsat sağlayacaktır.A wise man will make more opportunities than he finds.
Ücretsiz atıştırmalıklar sağlanacaktır.Free snacks will be provided.
Evin sağlam yapıldığını görebilirsin.You can see that the house is solidly built.
Ben gece motosikletimin üstüne bir kılıf koyduğumu sağlama alırdım.I used to make sure I put a cover over my motorcycle at night.
Juno Jüpiter'in kutuplarında ilk yakın bakışı sağlayacak.Juno will provide the first close look at Jupiter's poles.
Tom ayrıntıları sağlamazdı.Tom wouldn't provide details.
Amerika Birleşik Devletleri'nde, elektriğimizin % 39'unu kömür sağlar.In the United States, coal makes 39% of our electricity.
Uçağın arkasındaki kuyruk denge sağlar.The tail at the rear of the plane provides stability.
Bunun olmasını Tom sağladı.Tom made this happen.
Ücretsiz ikramlar sağlanacaktır.Free refreshments will be provided.
O kürk ceket onun daha büyük görünmesini sağlar.That fur coat makes her look bigger.
Henüz anlaşma sağlayamadık.We haven't made a deal yet.
Bunun olmasını sağlamamız gerekiyor.We need to make this happen.
Biz onun çalışmasını sağlayacağız.We're going to make it work.
Akifer, sulama suyu sağlar.The aquifer provides water for irrigation.