Düzen yeniden sağlandı.Order has been restored.
Tom'un terk etmesini sağla.Get Tom to leave.
Oğlan yeni sınıfa çabuk uyum sağladı.The boy adapted quickly to the new class.
Kütüphanenin sessizliği, çalışma için mükemmel bir çevre sağladı.The silence of the library provided the perfect enviroment for studying.
Kütüphanenin sessizliği, öğrenim için mükemmel bir ortam sağladı.The silence of the library provided the perfect environment for studying.
Ulus devletlerin varlığı, dünya'nın geri kalanında Avrupa'ya büyük bir avantaj sağladı.The existence of nation-states gave Europe a great advantage over the rest of the world.
Benim yeni arabam her zaman herhangi bir yere gitmeme olanak sağlamaktadır.My new car enables me to go anywhere, anytime.
Balpeteği yapısı iskeleye sağlamlığını verir.The honeycomb structure gives the scaffolding its sturdiness.
Tomun gitmesini sağla.Make Tom go away.
Öğretmen, kız öğrencilerinin hepsinin ona aşık olmasını sağladı.The teacher made all of his female students fall in love with him.
Günde üç öğün yemek yersen, vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlayacak.If you eat three meals a day, your body will find the energy it needs.
Tom ailede evin geçimini sağlayan tek kişi.Tom is the only breadwinner in the family.
Geçimimi sağlamak için Fransızcayı yeterince iyi konuşabileceğime eminim.I'm sure I can speak French well enough to get by.
Sana kalacak yer sağladığıma sevindim.We'd be happy to accommodate you.
İstediğin her şeyi sana sağlayacağız.We'll provide you with anything you want.
Tom size ihtiyacınız olan tüm bilgiyi sağlayacaktır.Tom will provide you with all the information you need.
Onlar düzeni sağlamak için polisi aramak zorunda kaldı.They had to call the police to restore order.
Dün gece bir meteor yağmuru görmek için iyi bir fırsat sağladı.Last night provided a good opportunity to see a meteor shower.
O, kraliyet portrelerini yaparak geçimini sağlayan bir sanatçıydı.He was an artist who earned a living by painting royal portraits.
Tom çok başarı sağlamıyor.Tom isn't having much success.
Bu merdiven yeterince sağlam mı?Is this ladder steady enough?
Şimdi geçimimi sağlamak için utanç duyuyorum.I feel ashamed for living on now.
Sen Tom'un benim ofisime gelmesini sağlar mısın lütfen?Would you have Tom come to my office, please?
Endişelenme. Eminim, Tom'un henüz burada olmamasının sağlam bir nedeni var.Don't worry. I'm sure there's a good reason why Tom isn't here yet.
Oh Zeus, çiftlik fazla tahıl sağlamıyor.Oh Zeus, the farm does not provide much grain.
Tom ihtiyacınız olan her şeyi size sağlayacaktır.Tom will furnish you with anything you need.
Sağlam bir tartışma ortaya çıktı.A robust discussion ensued.
Tom Boston'da geçimini sağlamakta zorluk çekti.Tom had a hard time making a living in Boston.
Elektrikli bilgisayarlar, yöneticilere ayrıntılı ve güncel bilgileri sağlar.Electric computers provide managers with detailed, up-to-date information.
Bu program sizin bilgili kalmanızı sağlar.This programme allows you to stay informed.
O 4.000 yeni istihdam yaratılmasını sağladı.That has allowed the creation of 4.000 new jobs.
Tutum değişikliği nasıl sağlanabilir?How can a change of attitude be achieved?
Tom'a karşı sağlam delilimiz yok.We have no hard evidence against Tom.
Bu benim aynı zamanda üzgün ve mutlu olmamı sağladı.It made me feel sad and happy at the same time.
Uzun vadede fayda sağlayabilecek alanlara yatırım yapılmamıştı.The money was not invested in areas where it could bring benefit over the long term.
Beni kimsenin izlemediğini sağlama bağladım.I made sure no one was following me.
Tom zarardan yarar sağlamaya çalıştı.Tom tried to make the best of a bad situation.
Almanya'nın elektriğinin yüzde 31'i yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanır.31 percent of Germany's electricity comes from renewable energy sources.
Geçimini bir mühendis olarak sağladı.He earned his living as an engineer.
O bir şarkıcı olarak geçimini sağladı.He earned his living as a singer.
Tom kendi geçimini sağlamak zorunda kalmadı hiç.Tom has never had to earn his own living.
Tom'un geçimini sağlamak için yaptığı şey budur.This is what Tom does for a living.
Optik yanılsama ikinci nesnenin, ilkinden daha büyük görünmesini sağlar.Optical illusion makes the second object look larger than the first.
Tom sağlam bir sesle konuştu.Tom spoke in a firm voice.
Tom geçimini sağlamaya çalışıyor.Tom struggles to make ends meet.
Bunun çok kolay görünmesini sağlarsın.You make it look so easy.
Kızıl Haç afet bölgelerine sürekli olarak gıda sağlar.The Red Cross constantly supplies food to the disaster areas.
Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.Very large windows assure abundant natural daylight.
Bu tür kumaş hem ucuz hem de sağlam.This kind of cloth is both cheap and sturdy.
Bir kaya gibi sağlam.It's solid as a rock.
Bu, bilimsel açıdan son derece sağlam.This is quite sound from a scientific aspect.
Bisikletini çalanın Tom olduğundan o kadar emin olmanı sağlayan ne?What makes you so sure Tom was the one who stole your bicycle?
Yalnızca nasıl hissettiğiniz hakkında konuşmak bile daha iyi hissetmenizi sağlayabilir.Just talking about your feelings can make you feel better.
Onların anlamasını sağlamak zorundasın.You have to make them understand.
Bunun iyi görünmesini sağlayalım.Let's make this look good.
Sağlam kanıta ihtiyacım var.I need solid proof.
Kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacak bir şey yok mu?Isn't there anything that will make you feel better?
Bu makine sağlam ve emisyonsuzdur.This machine is robust and emission-free.
Onlarla bağlantı sağlayamıyorum.I can't get through to them.
Onunla bağlantı sağlayamıyorum.I can't get through to him.