Onun konuşması duygularıyla uyum sağlamadı.His speech did not accord with his feelings.
O sağlam genç bir adam.He is a robust young man.
Piyano çalarak geçimini sağlar.He earns his living by playing the piano.
O ailesinin geçimini sağlamaktadır.He provides for his family.
İhtiyacımız olan her şeyi bize sağladı.He provided us with everything we needed.
Maaşı onun konfor içinde yaşamasını sağlar.His salary enables him to live in comfort.
Onun sağlam bir inancı var.He has a firm belief.
O, sağlam karakterli bir adamdır.He is a man of firm character.
O benim çocuk hırsızlarıyla temas kurmamı sağladı.He put me in touch with the kidnappers.
O bana bir gecelik konaklama sağladı.He accommodated me with a night's lodging.
O, fon sağlamada iyidir.He's good at fund raising.
O, ailesinin geçimini sağlayamaz.He is unable to provide for his family.
Tanrısına sağlam bir inancı vardı.He had a firm belief in his God.
O,genç olduğu için,geçimini sağlayacak büyük bir aileye sahip.Young as he is, he has a large family to provide for.
O bilgi sağlamaya söz verdi.He promised to provide information.
Onun yeni şartlara uyum sağlaması hızlıdır.He is quick to adapt to new circumstances.
Yeni koşullara uyum sağlayamadı.He couldn't adapt to new circumstances.
Onlara yiyecek ve para sağladı.He supplied food and money to them.
O, onlara yiyecek sağladı.He provided them with food.
Onların, geçimini sağlayacak bir sürü çocukları vardı.They had a lot of children to provide for.
Onlar sağlam ayakkabı değiller.They aren't such a bad lot.
Onlar birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için çok uğraştılar.They tried very hard to gain an advantage over one another.
Köylülere yiyecek sağladılar.They supplied the villagers with food.
Onlar ona para sağladılar.They supplied money to him.
Onun teoriyi anlamasını sağlamak imkansızdır.It is impossible to make her understand the theory.
Onun Allah'a inancı çok sağlam.Her belief in God is very firm.
Onun mavi ayakkabıları o elbise ile uyum sağlar.Her blue shoes go well with that dress.
O iyi bir yaşam sağlamaktadır.She makes a good living.
O hep yeni koşullara uyum sağladı.She always adapted to new circumstances.
O, bana biraz yiyecek sağladı.She provided me with some food.
Geçimini sağlayacak rahat bir geliri var.She has a comfortable income to live on.
O, yolcuya yiyecek ve giyecek sağladı.She provided the traveler with food and clothing.
Onun yaşlılığında geçimini sağladı.She provided for her old age.
Biz, yoksullar için gıda ve giysi sağlamalıyız.We must provide food and clothes for the poor.
Babası tarafından ona bırakılan servet onun rahat bir şekilde yaşamasını sağlar.The property left him by his father enables him to live in comfort.
Bir baba ailesinin geçimini sağlar.A father provides for his family.
Değişen koşullara hızla uyum sağla.Quick to adapt to changing circumstances.
Bugün okul günü. Geç kalmamayı sağlama alsam iyi olur.Today's a school day. I'd better make sure not to be late ...
Ben sağlakım.I am right-handed.
Şu ayakkabılar bu beyaz etekle mükemmel bir uyum sağlar.Those shoes are a perfect match for this white skirt.
Tanrı rüzgarı sağlar, ama insanın yelkenleri yükseltmesi gerekir.God provides the wind, but man must raise the sails.
Geçimini nasıl sağlarsın?What do you do for a living?
Bu modül ile Enter tuşunun bir olay oluşturmasını sağlayabilirsiniz.With this module you can make the Enter key generate an event.
Onlar savaş kurbanları için yiyecek sağladı.They provided food for the war victims.
Bina eski ama sağlam.The building is old but solid.
Size gerekli tüm bilgiyi sağlayacağım.I will provide you all the necessary information.
Tatoeba cümlelerindeki ses Shtooka tarafından sağlanmıştır.Audio in Tatoeba sentences are provided by Shtooka.
O beyefendi geçimini sağlamak için ne işle meşgul?What does that gentleman do for a living?
Yardımımı kabul etmesini sağladım.I got him to accept my help.
Bazen sorular bize cevaplardan daha fazla bilgi sağlar.Sometimes, questions provide us with more information than answers.
Tom gergin bir ip üzerinde dengesini sağlamaktadır.Tom is balancing on a tightrope.
Ekonomi arabalar size tasarruf sağlar.Economy cars save you money.
Aspirin baş ağrısı için hızlı bir rahatlama sağlayabilir.Aspirin can provide quick relief for a headache.
Gökdelen sağlam bir temel üzerine inşa edildi.The skyscraper was built on a solid foundation.
Kolonlar sağlam bir temel sağlamaktadır.Columns provide a solid foundation.
Tom geçimini sağlamak için bir kamyon sürmektedir.Tom drives a truck for a living.
Yeni duruma hızlıca uyum sağladı.He quickly adjusted to the new situation.
Gözlük takmak senin daha entelektüel görünmeni sağlar.Wearing glasses makes you look more intellectual.
Geçimimi sağlamak için şarkı söylüyorum.I sing to make my living.
Grant onlara sağlam bir söz vermeyi reddetti.Grant refused to give them a firm promise.