Bu göl kentimize su sağlamaktadır.This lake supplies our city with water.
Bu evin sağlam bir temeli vardır.This house has a solid foundation.
Bu tür hataların gelecekte olmamasını sağlamak için elimden geleni yapacağım.I'll do my best to ensure that such mistakes don't occur in the future.
Bu yatak sağlam gözüküyor.This bed looks solid.
Bu kredi kartı, bize belirli ayrıcalıklar sağladı.This credit card entitles us to certain privileges.
Sıkıcı bir konser sırasında, kahve benim uyanık kalmamı sağladı.The coffee enabled me to stay awake during the dull concert.
Zavallı kız, çiçek satarak geçimini sağladı.The poor girl made a living by selling flowers.
Bir gaz sobası yemek için en iyi ısıyı sağlar.A gas stove provides the most even heat for cooking.
Yanıtın çok takdir ediliyor ve bizim daha etkili biçimde hazırlanmamıza olanak sağlayacak.Your response is greatly appreciated and will enable us to prepare more efficiently.
Onun o projeyi ciddiye almasını sağlamak için buradayız.We have got to get him to take that project seriously.
Bütün ihtiyaç duyduklarımı bana sağlayabilir misin?Can you supply me with all I need?
Durumla ilgili ayrıntılı açıklaman benim anlamamı sağladı.Your detailed explanation of the situation has let me see the light.
On kadar kişiye yer sağlanabilir.It can accommodate as many as ten people.
İyi sağlığı onun yetmiş beş yaşına kadar çalışmasına olanak sağladı.His good health enabled him to work till the age of seventy-five.
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.A sound mind dwells in a sound body.
The Great Lakes içme suyu sağlar.The Great Lakes supply drinking water.
Çok şükür, oğlum yeni okulundaki yaşama çabucak uyum sağladı.Fortunately, my son quickly adjusted to life in his new school.
Onun yüksek maaşı onun konfor içinde yaşamasını sağladı.His high salary enabled him to live in comfort.
Şehir, çocuklar için yiyecek sağladı.The city supplied food for the children.
Onlara yiyecek ve giyecek sağladık.We supplied them with food and clothes.
Kurbanlara yiyecek ve elbise sağlamalıyız.We must provide the victims with food and clothes.
Bu antlaşmanın dünya barışına katkı sağlayacağını umuyorum.I hope this treaty will contribute to peace in the world.
Yeni okuluma çabucak uyum sağladım.I quickly adapted myself to my new school.
Onların evde kalmasını sağlamak için çok uğraştım fakat onlar beni dinlemeyi reddettiler.I tried hard to make them stay home, but they refused to listen to me.
Ben ailem için yiyecek ve giyecekler sağlayabilirim.I am able to provide food and clothes for my family.
Geçimini sağlayacak büyük bir ailem var.I have a large family to provide for.
Onun onu anlamasını sağlayamadım.I couldn't make him understand it.
Onlar için yiyecek ve elbise sağladık.We provided food and clothes for them.
Gençler değişime kolayca uyum sağlarlar.The young adapt to change easily.
Burs onun üniversiteye gitmesini sağlamıştır.The scholarship enabled her to go to university.
Yeni çevreme uyum sağlamayı oldukça zor buldum.I found it pretty hard to adjust to my new surroundings.
Yeni ekipman işi bir saat içinde bitirmemize olanak sağladı.The new equipment enabled us to finish the work in an hour.
Yeni metro 20 dakika içinde okula gitmemi sağlamaktadır.The new subway enables me to get to school in 20 minutes.
Anne ve babalar, çocukları için koruma sağlarlar.Parents provide protection for their children.
İnsan beyni yeni durumlara uyum sağlayabilir.The human brain can adapt to new situations.
İnsan çevresel değişikliklere uyum sağlamak için büyük bir kapasiteye sahiptir.Man has a great capacity to adapt to environmental changes.
Hükümet programa katılan firmalara faizsiz kredi sağlayacak.The government will provide interest-free loans to firms that participate in the program.
Hükümet bize yiyecek sağladı.The government provided us with food.
Bir koltuğu sağlama almak için yapman gereken bütün şey sırada beklemektir.All you have to do to secure a seat is to wait in line.
Öğretmen okuldan sonra onun kalmasını sağladı.The teacher made him stay after school.
Nehir şehirlere ve köylere su sağlar.The river supplies cities and villages with water.
Sendika ve şirket yeni bir sözleşme üzerinde anlaşma sağladılar.The union and the company have come to terms on a new contract.
Karşılıklı anlayış, barışı sağlar.Mutual understanding makes for peace.
Vali mağdurlara yardım sağlamaya karar verdi.The governor decided to provide assistance for the victims.
Onun zekası ve deneyimi onun sorunla baş etmesini sağladı.His intelligence and experience enabled him to deal with the trouble.
İyi bir arabulucu anlaşmanın sorunsuz geçmesini sağlayabilir.A good mediator can make a deal go smoothly.
Hırsız bu kapıdan eve erişim sağladı.The burglar gained access to the house through this door.
Hafif egzersizler kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.Moderate exercises will make us feel good.
O zamanlarda kötü bir gelirim vardı ve onunla geçimimi sağlayamadım.At that time I had a poor income and couldn't live on it.
Size beklenen gelirlerin istatistiksel tahminlerini sağlayabilirim.I can provide you with some statistical predictions of expected revenues.
Genç hayvanlar hızla yeni bir çevreye uyum sağlarlar.Young animals adapt quickly to a new environment.
Japon şirketleri genellikle çalışanlarına üniforma sağlar.Japanese companies generally provide their employees with uniforms.
Yağmur ormanları dünyaya birçok faydalar sağlar.Rainforests provide the earth with many benefits.
Evinin geçimini sağlar.He brings home the bread and butter.
Onun onu anlamasını sağladımI managed to make him understand it.
Geçimini sağlamak için bir emekli maaşı var.He has a pension to live on.
Geçimini sağlaması gereken büyük bir ailesi var.He has a large family to provide for.
Onun İngilizcemi anlamasını sağlayamadım.I couldn't make him understand my English.
Ona yiyecek sağladım.I provided him with food.
Onun İngilizce mesajı anlamasını sağlamada zorluk çektim.I had difficulty in making him understand the message in English.