Pasiphae kendi kendine gri olarak gözükür, halbuki diğer üyeler (Callirrhoe, Megaclite) kırmızı ışık saçar.帕西斐本身是灰色,而其它的成員(卡麗荷耶、Megaclite)是淡紅色。
Ananke kendi kendine kırmızı ışık saçar fakat diğer grup üyeleri giri ışık saçar.安納金本身似乎是淡紅色,但群內其它的成員是灰色的。
Birden gökyüzünde ışıltılar saçan, kocaman bir uzay gemisi belirir.此時,忽然有一巨大天體直衝宇宙船而來。
Ölüm saçan kambur bir yaşlı kadın (veya bazen yaşlı bir erkek) şeklinde düşünülür.謂生緣老死,如是乃至無明緣行,應知亦爾。
Çünkü bindikleri tren onlara eğlence yerine ölüm saçacaktır.拷問狂熱者,比起進食更熱衷於玩樂般的殺戮。
Ateş saçan bir yılan şeklinde görünür.有著像是蛇的髮形。
Diğerininki ise Ehrimandır, kötülük ve kıtlık saçan anlamındadır.有必宜改者,則以漸移變,使無跡可尋。
Ağzından ateş saçar.能從嘴裡吐出火燄。
Bazen ağzından alevler saçar.가끔씩 불어를 구사하곤 한다.
Khimaira önü arslan arkası yılan, ortası keçi olan ve ağzından alevler saçan garip bir yaratıktır.키마이라는 호머의 일리아스에서 앞은 사자 중간은 염소, 뒤는 뱀으로 이루어져있으며 입에서 불을 내뿜는다고 묘사된다.
Altın güneş orda sırmalar saçar.'황금의 새벽단'은 태양설.
Ağzından ateşler saçar.입에서 불을 뿜는다.
Çünkü bindikleri tren onlara eğlence yerine ölüm saçacaktır.לאחר ההבשלה נושרים הפירות ונובטים במקום נפילתם.
Bazen ağzından alevler saçar.Често от устата му излизали пламъци.
Tlepş büyük çekici ile taşı kırar, içinden ateş saçan, kor halindeki Sosrıkua çıkar.Кремъка изсича искра, при удара си в оребрена (грапава, насечена) стоманена пластина (огниво).
Saçaklı yarasa (Myotis nattereri) soluk kanatlı Avrupa gececi yarasasıdır.Спомени на един европеец (посмъртно) Die Welt von Gestern.
Brandon Soo Hoo ; Tran: Ateş Saçan Ejderhalar çetesinin genç lideridir.Brandon Soo Hoo kao Tran: mladi vođa Plamtećih zmajeva.
Yemeyenler kalır naçar, Gözlerinden kanlar saçar.Živima su vađene oči, a krv im se nalijevalo u posude.
Saçak sistemi oldukça taşkın yapılmıştır.Rameni pojas bio je snažno građen.
Ağzından ateş saçar.Oheň v ústach.
Bazı saçak teoriler ilkel bilimdir diğerleri ise sözde bilimdirler.Nekatere mejne teorije imajo obliko prvotnih znanosti, druge pa psevdoznanosti.
Film Yapımcısı Judd Apatow, Superbad'deki rolü için onu esmerden kızıl saça dönüştürdü.Filmski producent Judd Apatow ji je za vlogo v filmu Superhudo naročil, naj se prebarva na rdeče.
Meyve olgunlaştığında çatlayarak kayık biçiminde üç parçaya ayrılır ve içindeki tohumları çevreye saçar.Ko se razcepi v tri dele, plod iz nje izpade.
Etrafına ışık saçar.Aplink jį švyti aura.
Etrafına ışık saçar.Vallas asus Valguta mõis.
Uzun saçaklar meydana getirilir.Efekti lisavad pikad juuksed.
1880 ve 1890'larda bir çok gözlemci ve bilim adamı atomlar saçan ışığı gözlemledi.1880년대와 1890년대에 많은 과학자들과 연구자들이 원자들로부터 나오는 빛을 연구했습니다.
1880 ve 1890'larda bir çok gözlemci ve bilim adamı atomlar saçan ışığı gözlemledi.Az 1880-as, 1890-es években sok tudós, sok megfigyelő, vizsgálta a fényt, amit az atomok bocsájtanak ki.
1880 ve 1890'larda bir çok gözlemci ve bilim adamı atomlar saçan ışığı gözlemledi.Vedeţi, prin anii 1880, 1890 mulţi oameni de ştiinţă, mulţi observatori, analizau lumina emanată de atomi,
1880 ve 1890'larda bir çok gözlemci ve bilim adamı atomlar saçan ışığı gözlemledi.Viete, v 80., 90. rokoch 19. storočia mnoho vedcov a výskumníkov pozorovalo svetlo, ktoré vydávajú atómy.
1880 ve 1890'larda bir çok gözlemci ve bilim adamı atomlar saçan ışığı gözlemledi.Víte, tenkrát v letech 1880 a 1890 se mnoho vědců, mnoho pozorovatelů dívali na světlo unikající z atomů.
1880 ve 1890'larda bir çok gözlemci ve bilim adamı atomlar saçan ışığı gözlemledi.W latach 80 i 90 XIX w, wielu naukowców i obserwatorów przyglądało się światłu atomów.
1880 ve 1890'larda bir çok gözlemci ve bilim adamı atomlar saçan ışığı gözlemledi.Видите-ли, раньше в 1880-х и 1890-х многие учёные и натуралисты смотрели на свет, излучаемый атомами.
1880 ve 1890'larda bir çok gözlemci ve bilim adamı atomlar saçan ışığı gözlemledi.תראו, אז בשנים 1880, 1890 מדענים רבים, צופים רבים הביטו באור הנפלט מאטומים
1880 ve 1890'larda bir çok gözlemci ve bilim adamı atomlar saçan ışığı gözlemledi.たくさんの科学者や観測者が 原子から出る光を観察し こんな奇妙な写真が撮れました
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.41:10 Sein Niesen glänzt wie ein Licht; seine Augen sind wie die Wimpern der Morgenröte.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.(41:10) От его чихания показывается свет; глаза у него как ресницы зари;
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.(41:9) Ses éternuements font briller la lumière; Ses yeux sont comme les paupières de l`aurore.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.( 41 : 9 ) Sự nhảy_mũi nói giăng ánh_sáng ra , Hai con mắt nó khác_nào mí mắt của rạng_đông .
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.(41:9) Sự nhảy mũi nói giăng ánh sáng ra, Hai con mắt nó khác nào mí mắt của rạng đông.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Apabila Lewiatan bersin, berpijaran cahaya; matanya berkilau bagai terbitnya sang surya
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Den akter jern som strå, kobber som ormstukket tre.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Han aktar järn såsom halm och koppar såsom murket trä.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Jern regner den kun for Halm og Kobber for trøsket Træ;
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Keby ho niekto dostihol mečom, jeho meč neostojí, ani kopija ani strela ani pancier.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Kihanje njegovo zažiga svetlobo, oči njegove so kakor trepalnice jutranje zarje.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.그것이 재채기를 한즉 광채가 발하고 그 눈은 새벽 눈꺼풀이 열림같으며
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.La spada che lo raggiunge non vi si infigge, né lancia, né freccia né giavellotto
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Miecz, który go sięga, nie ostoi się, ani drzewce, ani strzała, ani pancerz.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Os seus espirros fazem resplandecer a luz, e os seus olhos são como as pestanas da alva.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Pokládá železo za plevy, ocel za dřevo shnilé.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Sille on rauta kuin oljenkorsi, vaski kuin lahopuu.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Strănuturile lui fac să strălucească lumina; ochii lui sînt ca geana zorilor.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Sus estornudos lanzan destellos de luz; sus ojos son como los párpados del alba
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Tüsszentése fényt sugároz ki, és szemei, mint a hajnal szempillái.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Εις τον πταρνισμον αυτου λαμπει φως, και οι οφθαλμοι αυτου ειναι ως τα βλεφαρα της αυγης.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.Когато киха блещи светлина, И очите му са като клепачите на зората.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.עטישתיו תהל אור ועיניו כעפעפי שחר׃
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.عطاسه يبعث نورا وعيناه كهدب الصبح.
Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.他 打 噴 嚏 、 就 發 出 光 來 . 他 眼 睛 好 像 早 晨 的 光 線 . 〔 光 線 原 文 作 眼 皮