(Kahkahalar) (Alkış) O da şöyle dedi... ..."Bu saçmalıktan başka bir şey değil."She said, "That's just a bunch of hooey."
Gökada neden ışık saçar?Why does the galaxy light up?
Sizin sanatınız benimle olduğu sürece, Korku ve kötülük saçamayacaktır.I will fear no evil: for thou art with me.
- Bunlar saçmalık, kardeşim.-That's nonsense, sister.
Bu yüzden saçmalamayı kes.So, stop your nonsense.
Saçmalıyorsun resmen!You are talking nonsense!
Açık saçık romanlar mı okuyorsun?You read graphic novels?
Ama o zaman neden saçın kısa?<br /> Ve hatta etek giymiyorsun?But then why is your hair short?<Br>And you don't even wear a skirt?
Ona saçmaladığını, onları faydalı işlerde kullanmak için eğitmemiz gerektiğini söyledim.I said that was stupid, you know, maybe we should just train them to do something useful.
Liu Tang" Kızıl saçlı Demon'a yardım için gönderdim. ... Ayrıca şehirden haber bekliyoruz.I've sent Liu Tang the Red Haired Demon ...into town for news
Bu, saçmalık!That's nonsense.
Şu saç hücresini hatırlıyor musun? sıklıkla bölünür ve tehdit oluşturmaz.So, remember that hair cell? It divides frequently and isn't a threat.
Hepsi saçmalıktı.It was all nonsense.
Hey ! çiçekleri koparmasana ! polis yakalarsa fena olur eğer çiçek senin saçındaysa...You'll get fined for plucking flowers When the flower's in your hair...
Bir saç teli.MARCEL: A hair.
Ama baze bir parça pamuğa bir saç teli bağlayıp etrafta gezdiriyorum.But sometimes I tie a hair to a piece of lint and I drag it around.
Bunlar kasık-saçlı diş yüzgeçliler hiç bir hakları yok bize ne yapmamız gerektiğini söylemeye.Those pubic-hair tooth flossers have no right to tell us what to do.
Bu şaçma, gerçekten.It's absurd, really.
Efendim, bu çok saçma.- GETHlN: Sir, that's ridiculous.
İnanamıyorum bizi senin şaçmalıklarına inandırdığına.I cannot believe we bought in to all of your nonsense.
Bu kesinlikle çok saçma.That's absolutely ridiculous.
Muhtemelen içten içe, "Çok saçma, mümkün değil" diyorsunuz.You're thinking, "That's ridiculous. No way."
Ama saç modelinize rağmen, katı görünen bir tarafınız var.But somehow whatever you say, you still appear to be slow-witted.
Basın toplantısına az kaldı, neden sadece saçıma ve kıyafetlerime yoğunlaşıyoruz?It's just a press conference. Why do I have to change my attire, my hairstyle? Is that all?
- Diyebilirsiniz ki "Mercan, bu bir doğruyu tanımlamanın çok saçma bir yolu. -Now you might say, hey Sal, this was a really obtuse way of defining a line.
Saçıma dokunma, en önemlisi bu.Don't touch my hair, that's the thing.
Önüme kendimi gösteren bir video koyup benden saçımı düzeltmememi bekleyemezsiniz ama.You can't put a video of myself in front of me and expect me not to fix my hair.
Şaçmalamayı bırak.Cut the crap.[br]
Peter iriyarı, kuvvetli, sert görünüşlü, saçları kısa kesilmiş.He's the sort of heavy, powerful, rough-looking guy. Yeah. With the short- cropped hair.
Saçmalama. Baţýmýzýn üstünde yerin var! Peter memnun olacak!Aqui, concorrência.
Ülkeye ve bu gazeteye terör saçýyorlar.O certo é fazer um esforço para que os trabalhadores voltem a respeitar...
Ama Peder Daens'in vaazý aţýrý biçimde saçmalýk.Cale-se!
- Saçmalamayýn. - Öyleyse, Daens nerede?Que Deus te abençõe.
Bu çok saçma! Ýnsanlarý aţađýlýyorsun!- Nós assim... ...e a fábrica dando sopa!
Eşyalarını dünyanın dört bir yanına saçtın.You've got shit all over the world.
Neden saçma sapan konuşuyor?Nonsense.
Saçları kısa.With short hair.
- Saçmalamayı keser misiniz?Stop it!
Bunlar, az önce de dediğimiz gibi -- yüz hatları, saç yapısı, cilt rengi.They are what we just said -- facial features, hair structure, skin color.
Bunu ciddi saçmalık olarak tanımlıyorum; çünkü ciddi tarafta,I called it "Serious Nonsense" because on the serious side,
Ve bu esnada, gördüğümüz gibi saçmalığı kullanıyorum.And meanwhile, I use nonsense, as you can see.
Ve orjinallik benim ciddi saçma kısmın önemli bir parçası.And authenticity is a major part of my serious nonsense.
Bankalar para oluşturursanız, bu mutlak saçmalık.It's absolute nonsense, if the banks can create money.
Bugünkü dinlerin hepsi saçma. Okuduklarını anlamıyorlar.So all religions are crap today, they don't understand what they read.
[Bir zenci ve bir beyaz çocuk saçma bir şeyler söylüyorlar][Black Boy & White boy saying jibberish]
[Bir kızçocuk saçma bir şeyler söylüyor]Alleluia, Jesus. [Girl saying jibberish]
Herkes bu din saçmalığından ötürü savaşıyor.E'erybody fightin' over this religious shit.
Şimdi fark ediyorum ki, insan davranışıyla sinek davranışını karşılaştırmak biraz saçma.Şimdi fark ediyorum ki, insan davranışıyla sinek davranışını karşılaştırmak biraz saçma.
İşte bu yüzden bana Amerika'da liseye gitmemi söylemeleri saçmalıktı.So in America, it was kind of ridiculous that they said I should go to high school.
Yine de... ...tekrar saçmaladığını görmek güzel.Still it's nice... to see her yapping away again.
Saç dökülmesi gibi.losing hair.
Saçmalýyorsun Eyţan.You're being silly, Eysan.
‹‹Eğer adamın saçı dökülmüşse, sadece keldir. Temiz sayılır."If a man's hair has fallen from his head, he is bald. He is clean.
Saçının önü dökülmüşse alnı açılmış demektir. Temiz sayılır.If his hair has fallen off from the front part of his head, he is forehead bald. He is clean.
Bu arada Şimşonun kesilen saçları uzamaya başladı.However the hair of his head began to grow again after he was shaved.
Bunun üzerine Eyüp kalktı, kaftanını yırtıp saçını sakalını kesti, yere kapanıp tapındı.Then Job arose, and tore his robe, and shaved his head, and fell down on the ground, and worshiped.
Kırbaç ansızın ölüm saçınca, O suçsuzların sıkıntısıyla eğlenir.If the scourge kills suddenly, he will mock at the trial of the innocent.
Saçmalıkların karşısında sussun mu insanlar? Sen alay edince kimse seni utandırmasın mı?Should your boastings make men hold their peace? When you mock, shall no man make you ashamed?
Rezalet saçar soylular üzerine, Güçlülerin kuşağını gevşetir.He pours contempt on princes, and loosens the belt of the strong.
Bizde ak saçlı da yaşlı da var, Babandan bile yaşlı.With us are both the gray-headed and the very aged men, much elder than your father.