Sırtınızı açın.Turn on your back.
Sırtımda bir şeyin süründüğünü hissettim.I felt something crawling on my back.
O beni sırtımdan bıçakladı!He stabbed me in the back!
Patty plajda sırtını güneşe maruz bıraktı.Patty exposed her back to the sun on the beach.
Tom sırtüstü uzandı.Tom lay on his back.
Birisi sırtıma vurdu.Someone hit me on the back.
Kız adama sırtını döndü.The girl turned her back to the man.
Sosyoloğun sırtını kaşıma alışkanlığı var.The sociologist has a habit of scratching his back.
Jane ağaca sırtını dayamış bekliyordu.Jane was waiting with her back against the tree.
Bu sırt çantası ona mı aittir?Does this backpack belong to him?
Pencere açmaktan kaçının; Sırtımda hava akımlarını hissetmek için büyük arzusu yok.Avoid opening the window; I have no great desire to feel air currents on my back.
Seyyar satıcı sırtında büyük bir paket taşıyordu.The peddler carried a big bundle on his back.
Sırtım beni öldürüyor.My back is killing me.
Sırtımı düzeltemiyorum.I can't straighten out my back.
Sırtımın alt tarafında berbat bir ağrım var.I have a bad pain in my lower back.
Sırtımdaki ağrı kötüleşiyor.The pain in my back is getting worse.
Ağır çantayı sırtımda taşıdım.I carried the heavy bag on my back.
Sırtımda hareket eden bir şey hissettim.I felt something moving on my back.
Ben asla muhtaçı olan bir arkadaşıma sırtımı dönmem.I never turn my back on a friend in need.
Sırtımda kötü bir ağrım var.I have a bad pain in my back.
Sırtımda biraz ağrım var.I've got a bit of an ache in my back.
Otururken sırtını duvara yasladığını fark ettim.I noticed him sitting with his back against the wall.
Başkan penceresine sırtını dönerek sandalyede oturuyordu.The president was sitting in the chair with his back to the window.
Mavi kuş gökyüzünü sırtında taşır.The bluebird carries the sky on his back.
Öğretmen sırtıma hafifçe vurdu.The teacher patted me on the back.
Birinin dirseği sırtıma dokundu.Somebody's elbow touched my back.
At sırtında bir adam yol boyunca geldi.A man on horseback came along the path.
Japon kadınları bebeklerini sırtlarında taşırlar.Japanese women carry their babies on their backs.
Kedi sırtını kabarttı.The cat arched its back.
Kediler sırtlarını kabartırlar.Cats arch their backs.
Bir ata binmeden önce, genellikle onun sırtına bir eyer koyarsın.Before getting on a horse, you usually put a saddle on its back.
Sırtım hâlâ acıyor.My back still hurts.
Sırtım hala ağrıyor.My back still hurts.
Lütfen sırtımı yıkayın.Please wash my back.
O hâlâ babasının sırtından geçiniyor.He's still sponging off his father.
Büyük babasını sırtında taşıdı.He carried his grandfather on his back.
O yatakta sırtüstü yatıyor.He lay on his back on the bed.
O hâlâ ailesinin sırtından geçiniyor.He's still sponging off his parents.
Gözleri kapalı sırtüstü yattı.He lay on his back with his eyes closed.
O, bayıldı ve sırtüstü düştü.He fainted and fell on his back.
O sırtüstü yatıyordu.He was lying on his back.
O sırt üstü yatıyordu.He lay face up.
Sırtüstü yatıyordu.He lay on his back.
O sırtüstü yatıyor muydu?Was he lying on his back?
O, eski geleneğe sırtını döndü.He turned his back on the old tradition.
Muhtaç arkadaşlarına asla sırtını dönmez.He never turns his back on a friend in need.
O, sırtında bir çanta taşır.He carries a bag on his back.
O yıllardır sırt ağrısından sıkıntı çekiyor.He's been having trouble with back pain for years.
O, sırtını eğdi.He bent his back.
Sırtını duvara dayamış duruyordu.He stood with his back to the wall.
O, sırt üstü yüzebilir.He can swim on his back.
O, sırtında bir ağrı hissetti.He felt a pain in his back.
Onun sırtını kaşıma ve tırnaklarını yeme alışkanlığı vardı.He has a habit of scratching his back and biting his nails.
O, bıçağı onun sırtına batırdı.He sank the knife into her back.
O, kaşlarını çattı ve sırtını döndü.He frowned and turned away.
O, sırtında bir bebek taşıdı.She carried a baby on her back.
Bebeği sırtında taşıyordu.She was carrying the baby on her back.
Sırt ağrısı ile yıllardır sorun yaşıyor.She's been having trouble with back pain for years.
O, sırtında bir sırt çantası taşıyor.She is carrying a backpack on her back.
Anne hasta çocuğun sırtını ovaladı.The mother rubbed the sick child's back.