Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.Jeg kunne ikke finde ro og gik rundt og tog de her billeder, bare for at have noget at lave.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.J'errais en prenant des photos comme celle-ci, simplement pour faire quelque chose.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.앉아있을 수 조차 없었답니다. 이리저리 돌아다니며 이런 사진들이나 찍었습니다. 뭐라도 하기 위해서였죠.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.Len som sa premával hore-dole a robil som fotografie ako je táto, len aby som niečo robil.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.Mă plimbam prin jur, făcând poze ca asta, doar ca să fac ceva.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.Saya hanya berjalan ke sana kemari mengambil foto, hanya untuk melakukan sesuatu.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.Sólo me paseaba por el lugar tomando fotos como esta, para hacer algo.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.Tôi đi loanh quanh chụp hình giống như thế này, chỉ tạo ra việc để làm.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.Απλά τριγύριζα τραβώντας φωτογραφίες όπως αυτή, απλά για να κάνω κάτι.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.Просто обикалях насам-натам и правех снимки като тази, за да има с какво да се занимавам.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.שלא הצלחתי לשבת. רק הסתובבתי לי וצילמתי תמונות כמו זו, רק כדי לעשות משהו.
Sırf birşeyler yapayım diye, bunun gibi fotoğraflar çekip, etrafta gezindim.بحيث انني لم استطع الجلوس. فقط كنت اتحرك في المكان التقط الصور مثل هذه الصورة. فقط لاقوم بأي عمل ما
Sırf bir tesadüf, birçok benzer tesadüfler arasında bir tesadüf.Ce n'était qu'une coïncidence, comme tant d'autres.
Sırf bir tesadüf, birçok benzer tesadüfler arasında bir tesadüf.È stata davvero una coincidenza, in mezzo a molte altre coincidenze simili.
Sırf bir tesadüf, birçok benzer tesadüfler arasında bir tesadüf.Foi pura coincidência, entre tantas outras coincidências semelhantes.
Sırf bir tesadüf, birçok benzer tesadüfler arasında bir tesadüf.Fue pura coincidencia, entre tantas otras coincidencias similares.
Sırf bir tesadüf, birçok benzer tesadüfler arasında bir tesadüf.Het was net zo'n toeval als al die andere toevalligheden.
Sırf bir tesadüf, birçok benzer tesadüfler arasında bir tesadüf.Ήταν μια καθαρή σύμπτωση, ανάμεσα σε τόσες άλλες παρόμοιες συμπτώσεις.
Sırf bir tesadüf, birçok benzer tesadüfler arasında bir tesadüf.Это чистая случайность среди множества других таких же случайностей.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.Acum, nu doar asta, dar și Einstein ne-a învățat că gravitația e rezultatul unei lumi relaționale.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.Agora, além disso, o Einstein ensinou-nos que a gravidade é o resultado de o mundo ser relativo.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.Inoltre Einstein ci ha insegnato che la gravità è il risultato del fatto che il mondo è relazionale.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.Không chỉ thế, Einstein đã dạy chúng ta rằng trọng lực là kết quả của thế giới tồn tại các mối quan hệ.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.Namun, tidak hanya itu, Einstein mengajarkan bahwa gravitasi adalah hasil dari hubungan dalam dunia.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.Niet alleen dat, maar Einstein leerde ons ook dat zwaartekracht het resultaat is van die relationele wereld.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.Nos, ezen kívül Einstein megtanított minket arra, hogy a gravitáció a világ relációs jellegének eredménye.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.Poza tym, Einstein nauczył nas, że grawitacja to wynik istnienia świata relacyjnego.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.Πέρα από αυτό, ο Αϊνστάιν μας δίδαξε πως η βαρύτητα είναι συνέπεια του ότι ο κόσμος είναι σχετικιστικός.
Sırf bu da değil. Einstein bize yerçekiminin dünyanin ilişkisel olmasının sonucu olduğunu öğretti.И не само това, но Айнщайн ни учи, че гравитацията е резултат от относителността на света.
Sırf bu da değil.Es más, Einstein nos enseñó que
Sırf bu da değil.자, 그것뿐만이 아니라, 아인슈타인이 우리에게 가르친것은
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Aber nicht nur das, sie verbannten das Geld überhaupt.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Ale nejenom to, oni zakázali peníze.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Ale to nie wszystko, w rzeczywistości zakazali używania pieniędzy.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.A nielen to, oni vlastne zakázali peniaze.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Có lẽ đó là tiền lệ duy nhất khi mà tiền bạc lại từng bị cấm sử dụng.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.De nem is ez, hanem egyszerűen betiltották a pénzt.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.하지만 그것뿐만아니라 그들은 돈의 사용자체를 금지시켰습니다.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Maar dat niet alleen. Geld werd letterlijk verbannen.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Mais pas seulement cela, ils ont réellement interdit l'argent.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Ma non si limitarono a questo. Proibirono di fatto il denaro.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Mas não foi só isso, eles eliminaram o dinheiro.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Men ikke bare det; de forbød faktisk penge.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Nu doar atât, ci au interzis chiar banii.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Pero no sólo eso, también prohibieron el uso de dinero.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Tidak hanya itu, mereka juga melarang peredaran uang.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Αλλά δεν ήταν μόνο αυτό, στην ουσία απαγόρευσαν το χρήμα.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.И это не всё. Они запретили деньги.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.Но не само това - те на практика забраниха парите.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.אבל לא רק זאת, הם למעשה הוציאו את הכסף מחוץ לחוק.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.لكن ليس ذلك فقط، لقد قاموا بحظر الأموال.
Sırf bu da değil, parayı da yasakladılar.お金が廃止されたのは
Sırf bu da değil.Но и это ещё не всё.
Sırf bu da değil.ולא רק זה, אלא שאינשטיין לימד אותנו
Sırf bu da değil.الآن، ليس هذا فحسب، و لكن آينشتاين علمنا
Sırf bu da değil.重力は世界のあらゆるものが 相関性を持つから存在すると説きました
Sırf bu haliyle bile harika.간단하게 보여줄 수 있습니다
Sırf bu maymun türünde olduğunu bildiğimiz en az üç virüs türü var.여기에는 적어도 당신이 알고 있는 3가지의 바이러스가 있습니다. 특히 이 원숭이에게 말입니다.
Sırf bu maymun türünde olduğunu bildiğimiz en az üç virüs türü var.3種類の既知ウイルスがいます ネイサン・ウルフ:この動物にはかなり多くの
Sırf bu maymun türünde olduğunu bildiğimiz en az üç virüs türü var.Có ít nhất ba loại virus mà chúng ta đã biết, có trên loài khỉ