sıra ile cümle

sıra kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Sıraya girin.Get in line.
O sıradan bir hayduttan başka bir şey değil.He's nothing more than a common thug.
Hiçbir şey sıra dışı gözükmüyordu.Nothing seemed out of the ordinary.
Patatesleri sıradan bir bıçak yerine patates soyacağı ile soymayı tercih ederim.I'd rather peel potatoes with a potato peeler than with an ordinary knife.
Sıradaki sözcüklerinizi dikkatle seçin.Choose your next words carefully.
Tom sıradışı bir şey gördü.Tom saw something unusual.
Tom sıra dışı bir şey fark ettiğini söylüyor.Tom says he's spotted something out of the ordinary.
Ben iki sıra park ettim.I'm double-parked.
Ben İngilizcenin yaygın, sıradan bir dil olduğu Kanada'da yaşıyorum.I live in Canada, where English is a common, ordinary language.
Biz sıradışıyız.We're unusual.
Sen sıradışısın.You're unusual.
Tom sıradışı.Tom is unusual.
Ben sıradışıyım.I'm unusual.
Bir park ve bir hastanenin yanı sıra, üç sokak.Three streets, as well as a park and a hospital.
Tom Mary'nin sırasında yalnız oturduğunu gördü.Tom saw Mary sitting alone at her desk.
Artık konuşma sırası bende.Now it is my turn to speak.
Sıradaki Tom.Tom is next.
Tom sıra dışı görünüyor.Tom seems unusual.
Sırayla yapacağız.We'll take turns.
O sıra dışı mı?Is that unusual?
Sıra dışıydı.It was unusual.
Sırada dur.Stand in line.
Bu sıra dışı değil.That's not uncommon.
Bu çok sıra dışı.That's very unusual.
Sırada ne var?What comes next?
Popüler olmak için sıradan olmalısın.To become popular, you need to be mediocre.
Meyvenin yanı sıra, dondurma yiyeceğiz.Besides fruit, we're going to have ice cream.
Sıralaması bu pozisyon için yeterince yüksek değil.His rank isn't high enough for that position.
Posta sıralandı mı?Has the mail been sorted?
Sıram geldiğinde yapacağım.I'll do it when my turn comes.
Askerler iki sıra halinde yürüyorlardı.The soldiers were marching two abreast.
Ağaçlar bir sıra halindeydi.The trees were in a row.
Bu kalem seninki. Benimki sırada.This pencil is yours. Mine is on the desk.
Yurt dışındaki gezin sırasında benim örneklerimi izlemeyi unutma.Don't forget to follow my examples during your trip abroad.
Ben yapabileceğimi yaptım. Şimdi sıra sende.I did what I could. It's your turn now.
Bu sanatçının yaşam tarzı sıradışıdır.This artist's lifestyle is unconventional.
Almanlar, Bulge Savaşı sırasında 100.000'den fazla kayıp verdi.The Germans suffered more than 100 000 casualties during the Battle of the Bulge.
Ben ders sırasında uyuyakaldığımı düşünüyorumI think I fell asleep during class.
Çıkmak üzere olduğumuz sırada deprem başladı.When he was just about to leave, an earthquake started.
Kitap sıranın üzerinde.The book is on the desk.
Kitap sırada.The book is on the desk.
Ben onun tamamına sıralanmış olarak sahibim.I've got it all sorted.
Tom'u sıraya aldım.I've got Tom on the line.
Öncelik sırasına karar vermeliyim.I have to prioritize.
Ben ön sırada oturmayı sevmiyorum.I don't like sitting in the front row.
Şu sıralar hiç çarşıya çıkmıyorum.I never go downtown nowadays.
Şu sıralar hiç şehir merkezine gitmiyorum.I never go downtown nowadays.
Yüksekliğe göre sıralanın, lütfen.Line up by height, please.
Tom'un üçüncü sırada oturduğunu gördüm.I saw Tom sitting in the third row.
Sıramda bir kitap var.There's a book on my desk.
2. Dünya Savaşı sırasında, Avrupa'daki birçok ünlü yer moloza dönüştü.During World War II, many famous landmarks in Europe were reduced to rubble.
Sırada kal.Stay in line.
Şimdi o benim sıram.It's my turn now.
İlk sırayı alabileceğine kesinlikle inanıyorum.I believe that you'll definitely be able to get first place.
Tom'u ön sırada otururken gördüm.I saw Tom sitting in the first row.
Onlar yaz eğitimi sırasında çok yetenekli bir oyuncu keşfettiler.They discovered a very talented player during summer training.
Olağanüstü şeyler asla basit ve sıradan yollarla gerçekleşmez.Extraordinary things never happen in simple and ordinary ways.
Sıramızı bekleyelim.Let's wait for our turn.
Onlar arabayı sırayla sürdüler.They took turns driving the car.
Tom ve Mary, John'un üç sıra arkasına birlikte oturdular.Tom and Mary sat together three rows behind John.

İlgili Sayfalar