Ana içeriğe geç
Sözlük

sıkıntılı ile cümle

sıkıntılı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
9
HARF
4
HECE
6
ORT. KELİME
Biz mali olarak sıkıntılıydık, uzun lafın kısası, biz iflastaydık.We were financially troubled, in short, we were bankrupt.
En sıkıntılı olan en iyinin yozlaşmasıdır.What is most troublesome is the corruption of the best.
Sıkıntılı günlere karşı biraz para biriktirmelisiniz.You should save some money against a rainy day.
Sıkıntılı bir gün için bir şey saklayın.Keep something for a rainy day.
Telefonsuzluk sıkıntılı bir durum.Not having a telephone is an inconvenience.
Hava çok sıkıntılı;sanırım kısa süre içinde gök gürleyecek.It's so muggy; I think it will thunder in a short while.
Jane sıkıntılıydı.Jane was distressed.
Hükümetin mali durumu sıkıntılı.The government's financial situation is tense.
Yorgunum ve biraz sıkıntılıyım.I'm tired, and a bit annoyed.
Evliliğin sıkıntılı.Your marriage is in trouble.
Tom sıkıntılı.Tom's troubled.
Tom sıkıntılı görünüyor.Tom appears distressed.
Tom sıkıntılıydı.Tom was distressed.
Neden bu kadar sıkıntılısın?Why are you so gloomy?
Sıkıntılı görünüyorsun.You look distressed.
Sıkıntılı bir gece geçirdim.I had a rough night.
Tom sıkıntılı bir gece geçirdi.Tom had a rough night.
Tom'u çok mutsuz gördüğüme sıkıntılıydım.I was distressed to see Tom so unhappy.
Tom gerçekten sıkıntılıydı.Tom was genuinely troubled.
Tom çok sıkıntılı görünüyor.Tom looks very troubled.
Alman bankaları Avrupa'nın en sıkıntılıları arasındadır.German banks are among Europe's most troubled.
Tom hiç sıkıntılı görünmüyor.Tom doesn't look troubled at all.
Tom derinden sıkıntılı.Tom is deeply troubled.
Tom çok sıkıntılıydı.Tom was very distressed.
Günlük çekişmeler yüzünden sıkıntılıyım.I'm distressed by the daily squabbles.
Tom'un sıkıntılı bir geçmişi var.Tom has a troubled past.
Mary'nin sıkıntılı bir geçmişi var.Mary has a troubled past.
Tıpkı senin gibi, bu sıkıntılı günlerde uyumadım.Just like you, I haven't slept in these trying days.
Bu çok sıkıntılı.This is deeply troubling.
Ben sıkıntılıyım.I'm troubled.
Tom sıkıntılı bir çocukluk geçirdi.Tom had a troubled childhood.
Sami'nin sıkıntılı bir geçmişi vardı.Sami had a troubled past.
Tom sıkıntılı görünüyordu.Tom seemed to be distressed.
Tom sıkıntılı olduğunu söyledi.Tom said that he was troubled.
Sami çok sıkıntılıydı.Sami was very troubled.
Tom'un sıkıntılı olduğunu biliyorum.I know Tom is troubled.
Sıkıntılı zamanlarda tanrıya yakar.Invoke God in times of trouble.
Monroe'nun sıkıntılı özel hayatı çok dikkat çekti.Monroe's troubled private life received much attention.
28 Mart 1973 tarihine kadar devam eden Cumhurbaşkanlığı zaman zaman sıkıntılı günler geçirdi.His presidential service continued until March 28th 1973 he had to go through some tough times.
Gerçekten gece geç saatlerde dinlemek için harika bir eser, sıkıntılı ve sarsıcı".It's an amazing record to listen to really late at night, unsettling and really jarring".
Sefer, henüz başlangıçta yaşanan sorunlar yüzünden sıkıntılı başladı.Active seemed to have been plagued with problems from the start.
Geçirdiği sıkıntılı günlerden sonra tekrar kutsanan Eyüp bunun üzerine bir 140 yıl daha yaşamıştır.The aftershock sequence has continued for over 140 years until the present day.
Bu sıkıntılı dönemi dayanışma ile aşarak ülkeyi düze çıkarmayı başarmalıyız." dedi.To reach the depths of truth, we must drag the waters."
Ancak bu küçük, sıkıntılı dünyada hiçbir şey göründüğü gibi değildir...In this world of secrets, nothing is as it seems.
(Hikaye çok güzel ancak tarih sıkıntılı görünüyor.The recording has historic interest but the sound quality is very poor.
8 Mayıs'ta, her iki taraf içinde durum sıkıntılıydı.By October 8, Israel had encountered military difficulties on both fronts.
Hükümdarlığı biraz sıkıntılıydı.His governorship was a stressful time.
Böylece ikisi arasında sıkıntılı ve zor bir dostluk süreci başlamıştır.Strange and painful relations commence between them.
Seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti."Předvolební kampaň hodně přitvrdila.
1990'lar Atasoy için sıkıntılı başladı.In the 1960s, things started going downhill for the Manhattan.
Chris O'Dowd rolü Franklin Portman, Jake'in Abraham ile sıkıntılı ilişkisi olan İrlanda'lı babası.Chris O'Dowd as Franklin "Frank" Portman, Jake's father and Abe's son.
Albümün kayıt aşamaları ise uyuşturucu sorunlarıyla sıkıntılı geçti.The album's progress was affected by contractual disputes.
Müziğe küstü, uzun ve sıkıntılı bir döneme girerek evine kapandı.Goofy enters home tired after a hard day at work.
Onlar da bu CDO'ların sıkıntılı olduğunun farkına varmışlar.They, too, realized that they were stinky assets.
Çok sıkıntılı bir dönemdi.It was a really very stressful time.
İyi zamanlarımız, ilginç zamanlarımız oluyor, ve tabi bazen sıkıntılı zamanlarımız da.There's good times; there's interesting times; and there's some stress times too.
Benim saglıgım sıkıntılıydı,tamam mı ?My condition was really low, okay?
"White gidiyor" dedi Steve sıkıntılı bir biçimde.'White is leaving,' Steve said somberly.
Capulet Despis'd, sıkıntılı, nefret, martyr'd, kill yersiniz!CAPULET Despis'd, distressed, hated, martyr'd, kill'd!--
Sıkıntılı görünüyordu.He seemed down, to me.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod