sıkıntı ile cümle
sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
5
ORT. KELİME
Ciddi gıda ve yakıt sıkıntısı vardı.There were severe shortages of food and fuel.
İthal petrol sıkıntısı vardı.There was a shortage of imported oil.
Para büyük bir sıkıntı: Ne onunla yaşayabilirsin ne de onsuz.Money is a big bother: you can live neither with it nor without it.
Mali sıkıntılar nedeniyle evlilikleri son zamanlarda gerildi.Their marriage has been strained lately because of financial problems.
Sıkıntıdalar. Onlara yardım edebilir misin?They are in trouble. Can you help them?
Jane sıkıntılıydı.Jane was distressed.
Su sıkıntısı nedeniyle, banyo yapamadım.Because of the water shortage, I couldn't take a bath.
Hükümetin mali durumu sıkıntılı.The government's financial situation is tense.
Sıkıntı için özür dileriz.We apologize for the inconvenience.
Tom sıkıntısını atlatana kadar Mary'ye yardım etti.Tom saw right through Mary.
Yorgunum ve biraz sıkıntılıyım.I'm tired, and a bit annoyed.
Kesinlikle sıkıntılarımız olacak.We'll have troubles for sure.
Sıkıntı yok, her şey kazanç.No pain, all gain.
Sana herhangi bir sıkıntı vermek istemiyorum.I don't want to cause you any trouble.
Sana bu kadar sıkıntı verdiğim için özür dilerim.I'm sorry to have caused you so much trouble.
İçimde bir sıkıntı var.I have a bad feeling.
Bir araştırmaya göre, dünyada bir milyar kişi yoksulluktan sıkıntı çekiyor.According to a survey, 1 billion people are suffering from poverty in the world.
Seni sıkıntıya soktuğum için üzgünüm.I'm sorry to have bothered you.
Parktaki bir yürüyüşün zihnimizi sıkıntılarımızdan alabileceğini düşündüm.I thought a walk in the park might take our minds off our troubles.
Evliliğin sıkıntılı.Your marriage is in trouble.
Evliliğin sıkıntıda.Your marriage is in trouble.
Tom, ben sıkıntıdayım. Ben senin gelip beni almana ihtiyaç duyuyorum.Tom, I'm in trouble. I need you to come get me.
Tom sıkıntıda olduğunun farkına vardı.Tom realized he was in trouble.
Bir sıkıntı istemiyoruz.We don't want any trouble.
Size bir sıkıntı vermek istemiyoruz.We don't want to cause you any trouble.
Tom sıkıntılı.Tom's troubled.
Durum zordu ama Liisa, Markku'nun sıkıntıdan kurtulmasına yardımcı oldu.The situation was difficult, but Liisa helped Markku out of a jam.
Tom sıkıntılı görünüyor.Tom appears distressed.
Tom sıkıntılıydı.Tom was distressed.
Neden bu kadar sıkıntılısın?Why are you so gloomy?
Sıkıntılı görünüyorsun.You look distressed.
Tom bir sıkıntı.Tom is an embarrassment.
Ben bir sıkıntı olmaktan nefret ederim.I hate to be a nuisance.
Karanlıktı, bu yüzden Tom cadde işaretini okumada sıkıntı çekti.It was dark, so Tom had trouble reading the street sign.
Sıkıntılı bir gece geçirdim.I had a rough night.
Fransızca dilbilgisinden sıkıntı çekiyorum.I'm having a hard time with French grammar.
O, bacaklarındaki zayıf kan dolaşımından sıkıntı çekiyor.He suffers from poor blood circulation to his legs.
Sıkıntı tüm kötülüklerin başlangıcıdır.Boredom is the beginning of all vices.
Tom kazancını giderine yetiştirmekte sıkıntı yaşıyor.Tom has trouble making both ends meet.
Biraz sıkıntı içindeyim.I'm in a bit of trouble.
Tom sıkıntılı bir gece geçirdi.Tom had a rough night.
Tom'u çok mutsuz gördüğüme sıkıntılıydım.I was distressed to see Tom so unhappy.
Tom ve Mary konuşmak için bir şey bulmada hiç sıkıntı çekmediler..Tom and Mary never had trouble finding something to talk about.
Bu alanda bir su sıkıntısı var.There's a water shortage in this area.
Tom bu yeri bulmada sıkıntı yaşadı.Tom had trouble finding this place.
Tom bana herhangi bir sıkıntı vermedi.Tom didn't give me any trouble.
Tom gerçekten sıkıntılıydı.Tom was genuinely troubled.
Tom birçok sıkıntı içinde.Tom is in lots of trouble.
Tom çok sıkıntılı görünüyor.Tom looks very troubled.
Tom'un okulda sıkıntı yaşadığını duydum.I heard Tom was having problems at school.
Alman bankaları Avrupa'nın en sıkıntılıları arasındadır.German banks are among Europe's most troubled.
Kendimi sıkıntı içinde bulduğumda o konuda bir çıkış yolu bulmaya çalışırım.When I find myself in trouble, I try to find a way to get out of it.
Bildiğin gibi, işimi kaybettim, bu yüzden geçinmekte sıkıntı yaşıyorum.As you know, I've lost my job, so I'm having trouble making ends meet.
Seni sıkıntıya sokmak istemiyorum.I don't want to put you to any trouble.
O bana aşırı sıkıntı veriyor.That gives me the heebie jeebies.
Tom sana herhangi bir sıkıntı verirse hemen beni ara.If Tom gives you any trouble, just call me.
Tom arkadaş bulmakta sıkıntı yaşadı.Tom had a hard time making friends.
Bu dünyada sıkıntı yaşayacaksın.In this world you will have trouble.
Sıkıntı olağandır.Boredom is commonplace.
İşgücü sıkıntısı bizim için büyük bir sorun oluşturur.The shortage of manpower poses a big problem for us.