sıkıntı ile cümle
sıkıntı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
7
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Post modern tesislerin eksikliği birçok nakliyatçılar için sıkıntıya neden oldu.The lack of modern post facilities caused trouble for many shippers.
Modern sonrası tesislerin eksikliği birçok nakliyatçılar için sıkıntıya neden oldu.The lack of modern post facilities caused trouble for many shippers.
Bu şehir, yağmur yağmazsa yakında şiddetli bir su sıkıntısı yaşayacaktır.This city will suffer from an acute water shortage unless it rains soon.
O sıkıntıyla karşılassa bile gülümsemeyi sürdürür.She carries on smiling even in the face of adversity.
Sıkıntıya rağmen, mimar dünya çapında üne ulaştı.Despite adversity, the architect achieved worldwide fame.
Sıkıntı en iyi okuldur.Adversity is the best school.
Mühendis sıkıntısı şirketimizin gelişimine büyük dar boğaz.The shortage of engineers is the greatest bottleneck to the development of our company.
Açlık insanlar arasında büyük sıkıntıya neden oldu.Famine caused great distress among the people.
Düzenli olarak açık havada çalışan kişiler uykusuzluk sıkıntısı çekmezler.People who regularly work in the open air do not suffer from sleeplessness.
Sıkıntıya katlanacağım.I'll bite the bullet.
Biz mali olarak sıkıntılıydık, uzun lafın kısası, biz iflastaydık.We were financially troubled, in short, we were bankrupt.
Bu yaz ciddi bir su sıkıntısı çekiyoruz.We are suffering from a severe water shortage this summer.
Bu ülkede petrol sıkıntımız yok.We are not short of oil in this country.
Bazı sıkıntılarınız varsa onunla görüşmenizi öneririm.If you have some troubles, I recommend you confer with him.
En sıkıntılı olan en iyinin yozlaşmasıdır.What is most troublesome is the corruption of the best.
Eğer herhangi bir sıkıntın olursa, benden yardım iste.If you have any difficulty, ask me for help.
Bir sıkıntın olursa bana gelmekten çekinme.If you should have any trouble, don't hesitate to come to me.
Biraz daha bilgelikle, o, sıkıntı içinde olmazdı.With a little more wisdom, he would not have got in trouble.
Sıkıntılı günlere karşı biraz para biriktirmelisiniz.You should save some money against a rainy day.
Sıkıntılı bir gün için bir şey saklayın.Keep something for a rainy day.
Bölge su sıkıntısı içinde.The district is short of water.
O zaman paraca sıkıntı çekiyorduk.We were all running short of money then.
Bana daha fazla sıkıntı verme.Don't give me any more trouble.
Bu, sıkıntılarıma ekleme yapıyor.This adds to my troubles.
Hindistan'da şimdi gıda sıkıntısı var.India is now short of food.
O bize çok sıkıntı verir, fakat yine de onu seviyorum.He gives us a lot of trouble, but I like him all the same.
Tüm sıkıntılara rağmen katlandık.We hung on in spite of all the troubles.
Ben İngiltere'deyken İngilizce konuşmakta büyük sıkıntı yaşadım.When I was in England, I had great difficulty trouble in speaking English.
Yükselmiş kiralar için kısmen şiddetli konut sıkıntısı suçlanacaktır.The severe housing shortage is partly to blame for the inflated rents.
Çelik sıkıntısına rağmen, sanayi üretimi yüzde beş arttı.Despite a shortage of steel, industrial output has increased by five percent.
Şu an nakit sıkıntısı çekiyorum.I'm short of cash at the moment.
Bugün sıkıntıdan patlıyorum.I have the blues today.
Sıkıntılar hakkında şu an endişelenmenize gerek yoktur.There is no need to worry about shortages for the moment.
Çocuğu yatağa koyarken sıkıntı çektim.I had a hard time putting the kid to bed.
Mali sıkıntılar yaşıyorum.I am in financial difficulties.
Mortgage borcumdan dolayı sıkıntı çektim.I suffered from my mortgage loan.
Fon sıkıntısı nedeniyle projemiz başarısız oldu.Owing to a shortage of funds, our project failed.
Aşırı bir su sıkıntısı var.There is an acute shortage of water.
Savaş, tarih boyunca sıkıntı üretti.War has produced famine throughout history.
Büyük bir aileyi geçindirmenin sıkıntıları onunla arayı kapatmak için başlıyor.The pressures of supporting a big family are beginning to catch up with him.
Telefonsuzluk sıkıntılı bir durum.Not having a telephone is an inconvenience.
Yakıt sıkıntısı vardı.There was a shortage of fuel.
Ona göre, insanlar su sıkıntısı çekeceği zaman yakında gelecektir.In his opinion, the time will come soon when people will suffer from a water shortage.
Her zaman nakit sıkıntısı çekiyor.He's always running short of cash.
O, kimsenin hayal edemeyeceği en büyük sıkıntıya katlandı.He put up with the greatest hardship that no one could imagine.
O yıllardır sırt ağrısından sıkıntı çekiyor.He's been having trouble with back pain for years.
O, sıkıntıya karşı gerçekten duyarsız.He is really dull to hardship.
O yeri ararken sıkıntı çekmişlerThey had trouble finding the place.
Onlar bize çok az sıkıntı verdi.They gave us very little trouble.
Bakar bakmaz bir sıkıntısı olduğunu anlamıştım.I could tell at a glance that she was in trouble.
Haber onu sıkıntıya soktu.The news distressed her.
Kötü hasat büyük gıda sıkıntısına neden oldu.The bad harvest caused massive food shortages.
Sık sık sıkıntıda oluyorum.I am often in difficulties.
Hava çok sıkıntılı;sanırım kısa süre içinde gök gürleyecek.It's so muggy; I think it will thunder in a short while.
Sıkıntı şurada ki.There's the rub.
Dürüst olmak gerekirse, onun konuşmaları her zaman bir sıkıntı.To be honest, his talks are always a bore.
O çok sıkıntıdaydı ama mecbur olduğu işi isteyerek yaptı.She was in dire straits, but made a virtue out of necessity.
Şirket mali sıkıntıda.The company is in financial trouble.
2010 yılında, H1N1 aşısı sıkıntısı vardı.In 2010, there was a shortage of H1N1 vaccine.
Onun sıkıntıya sebep olabileceğine inanıyorlardı.They believed it might lead to trouble.