sıkıcı ile cümle

sıkıcı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Fakat çok sıkıcı bir kişiliğe sahiptir.У тебя скучное лицо!
"Tomsk çok sıkıcı bir kasaba.Томск должен оставаться старым городом.».
Onlara göre bu iş çok sıkıcıdır.По его воспоминаниям, это было весьма утомительно.
Can sıkıcı uzay yolculuğu.Космические путешествия.
Çok sıkıcıdır.Ей скучно.
Ona göre kötü planlanmış iş tanımları çalışmayı sıkıcı hale getirir ve içindeki keyfi yok eder.Она расстроена своей работой, так как она считает свою профессию скучной и хочет быть заметной.
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır.Бой вышел очень скучным.
Ancak başka bir inceleme ile GamesLover açıkladı bu kampanya çok tekrarlı ve sıkıcı.Обозреватель GamePro назвал игровой процесс скучным и повторяющимся.
"Tomsk çok sıkıcı bir kasaba.«تومسك هي مدينة مُملة جدًا.
Aynı zamanda sıkıcı ve ciddi olmak istemiyoruz ve eğlenmek istiyoruz.يعاني من الملل واليأس ويندفع نحو القمار.
Orihime, olaylara düşünmeden girişmeye eğilimlidir ve bu huyu bazen can sıkıcı sonuçlara yol açmaktadır.يُشجَّع على التفكير خارجَ الصندوق في هذه العمليات المبكّرة، بما أنّه غالبا ما يقود إلى حلول إبداعية.
Bu “zor” ve “sıkıcı” bir eylemdir.لكنها كانت "متحررة" و"صعبة".
Sıkıcı, tahmin edilebilir ben."ولدي أفكار مسبقة وجاهزة".
Ancak başka bir inceleme ile GamesLover açıkladı bu kampanya çok tekrarlı ve sıkıcı.No entanto outra revisão de GamesLover, explicou que a campanha é muito repetitivo e chata.
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır.A festa foi bastante concorrida.
Annesini sürekli sıkıcı bulmaktadır.Ele é sempre mimado pela mãe.
"Tomsk çok sıkıcı bir kasaba.Livre tradução para: "Tomsk is a very dull town.
Çok sıkıcıdır.Muito chato.
Sıkıcı, tahmin edilebilir ben."No mais, é bem previsível.».
Çok az öğrenci bu sıkıcı dersten zevk alır.Apenas poucos estudantes sobrevivem a essa escola infernal.
İnsan takımları veya insan bilgisayarlar uzun ve genelde sıkıcı hesaplamaları yaparlardı.Vaak werden teams van menselijke computers gebruikt om de lange en soms saaie berekeningen uit te voeren.
Oldukça sıkıcı ve monoton bir tarzı vardır.Het kent een statisch en monotoon karakter.
Sıkıcı, tahmin edilebilir ben."Dus het is schrijnend, denk ik."
Küçük Asya'daki durum çok sıkıcıydı.In Klein-Azië zou een grote ramp voordoen.
Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.Deze ingrijpende gebeurtenis zorgde ervoor dat de emoties buitengewoon hoog opliepen.
Annesini sürekli sıkıcı bulmaktadır.Hij blijft altijd dicht bij de moeder.
Başlarda matematiğe ilgisi yoktu hatta Yunan geometrisini sıkıcı buluyordu.Het was bekend bij Griekse mathematici en vroeger nog bij Indische mathematici.
Bunun haricinde, gündelik hayatı çok sıkıcıydı.Zijn persoonlijke leven was allesbehalve saai.
"Tomsk çok sıkıcı bir kasaba.Havířov is een heel jonge stad.
Dün bir tanrı oldum, fakat bunu biraz sıkıcı buldum ki bugün bir şeytan oldum.Gisteren werd ik een god, maar ik vond dat te vervelend, dus vandaag werd ik een duivel.
Ne can sıkıcı bir çocuk!Wat een vervelend kind!
O inanılmaz sıkıcı.Dat is ongelofelijk saai.
Ben sıkıcıyım.Ik ben vervelend.
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır.Reżyseria wydaje mi się nudna.
Can sıkıcı uzay yolculuğu.Loty Kosmiczne. .
Aynı zamanda sıkıcı ve ciddi olmak istemiyoruz ve eğlenmek istiyoruz.Byliśmy jednocześnie zszokowani, zafascynowani i ubawieni.
Çok sıkıcıdır.Odczuwa nudę.
Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.Ten zamierzony rozdźwięk dawał zaskakujący efekt dramaturgiczny.
Yahudi bilim adamı Gershom Scholem onu "en yetenekli ve can sıkıcı Yahudi aleyhtarı" olarak nitelendiriyordu..Jedni, jak Gershom Scholem byli skłonni uważać ją za żydowską formę gnostycyzmu.
Bunun haricinde, gündelik hayatı çok sıkıcıydı.W godzinach nocnych sytuacja w mieście była niezwykle skomplikowana.
O filmi çok sıkıcı buldu.Uznał ten film za wyjątkowo nudny.
Can sıkıcı uzay yolculuğu.En himla rymdfärd.
Sıradan bir evlilik yaşayan John ve Jane Smith’in hayatları gün geçtikçe daha sıkıcı bir hal almaktadır.Paret John och Jane Smith lever ett helt inrutat liv i ett äktenskap som det gått rutin i.
Kış ise can sıkıcı ve bunaltıcıdır; zalim bir padişaha benzetilir.Den håller ingen vinterdvala men kan tidvis falla i ett stelt tillstånd (torpor).
Annesini sürekli sıkıcı bulmaktadır.Hon har jämt ett vakande öga från sin mamma.
Sıkıcı, tahmin edilebilir ben."En logisk tanke, men jag tror att det är fel.’”
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır.Festen är ganska stökig.
Çok sıkıcıdır.Den var så tråkig.
Aynı zamanda sıkıcı ve ciddi olmak istemiyoruz ve eğlenmek istiyoruz.Skräckblandad förtjusning – Att både glädja sig och oroa sig för något.
Fakat çok sıkıcı bir kişiliğe sahiptir.Hon har en motsägelsefull personlighet.
Can sıkıcı uzay yolculuğu.Неймовірна навколосвітня подорож.
Çok sıkıcıdır.Велика нудьга.
Parti ise iyice sıkıcılaşmıştır.Але це життя доволі нудне.
Küçük Asya'daki durum çok sıkıcıydı.В Азії ж обстановка щодо цього залишається досить напруженою.
Bu eylemleri yer yer gülünç olabildiği gibi zaman zaman da can sıkıcı, hattâ dehşet verici olabilmektedir.Завдяки такому поєднанню смішне може водночас видаватися ще й сумним.
Ne sıkıcı!Нудьга.
Bu çok sıkıcı.Це дуже нудно.
Müzik sıkıcıdır.Музика нудна.
Oldukça sıkıcı ve monoton bir tarzı vardır.Mluví znuděně a monotónně.
Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.Această puternică repetarea culminează cu o disonanță terifiantă.

İlgili Sayfalar